Günün her saatinde çalışmak?

Marcus Schwarzbach, „Work around the clock? Industrie 4.0, die Zukunft der Arbeit und die Gewerkschaften-Günün her saatinde çalışmak? Endüstri 4.0, işin ve sendikaların geleceği“ adlı bir kitap yayınladı. Kendisi Kassel’de işyeri işçi temsilciliklerine (BR) danışman olarak çalışıyor. BR’ler için eğitim seminerleri yapıyor, işyerinde iş hukuku ve bilgisayar ve iş konusunda yazılar yazıyor. BR’ler için tavsiyelerde bulunulan değişik broşürlerin de yazarı.

YUSUF AS

Marcus, yıllardır bu işi yapıyorsun. İş dünyasını tüm ayrıntılarıyla tanıyorsun. Değişik işletmelere yapılan ziyaretlerde rehberlik yapma olanağına da sahip oldun. Dijitalleşme nedeniyle iş dünyasının nasıl değiştiğini son yıllarda gördük. Endüstri 4.0 bu konuda nasıl bir rol oynuyor. Endüstri 4.0 ne demek?

Şeylerin İnterneti sayesinde sanalla gerçek dünya birleştirilmek isteniyor. Örneğin çamaşır makineleri sadece elektrik fiyatları düşük olduğunda çalıştırılacak. Endüstri 4.0 dördüncü sanayi devrimi olarak niteleniyor. Bu sayede şeylerin İnterneti işletmelere taşınacak. Chipslerle makineler birbirine bağlanacak ve her iş adımı kayda geçirilecek.

Endüstri 4.0’ı bir pazarlama kampanyası olarak niteliyorsun. Devrim değil evrim olarak görüyorsun. İşçilere yönelik yoğun bir saldırı mı? Kitabının adı da günün her saatinde çalışmak olduğuna göre işçiler açısından Endüstri 4.0 ne anlama geliyor?

 

Endüstri 4.0, Federal Hükümet ve büyük tekellerin çok büyük bir araştırma projesi. Teknik değişimleri bir kelimeyle ifade eden bir pazarlama tanımı. Bu sayede işverenler kolayca yeni makineler satın alabilecekler, üniversiteler de yeni üretim konseptleri için kolayca araştırma paraları alacaklar.

Sanayi alanında şimdiden çok önemli değişiklikler yapıldı bile. ‚Kontrol saati yerine cep telefonu‘ sloganıyla Fraunhofer Enstitüsü „KapaflexCy“projesini uygulamaya soktu. Bilim insanları hedefin İnternette herkesin okuyabileceği bir sistemin getirilmesi olduğunu belirtiyorlar. „7-16 arasındaki katı çalışma saatleri artık geçmişte kaldı. Gelecekte işçi grupları ne zaman çalışacaklarını cep telefonu aracılığıyla belirleyecekler. Sorumluluk üstlenmek, kısa süre içinde değişiklikler yapabilmek ve esneklik bu sayede sağlanacak. Müşterinin isteğine göre ihtiyaca göre çalışılacak. „KapaflexCy“araştırma projesiyle genellemenin yerini kişisel esneklik almış oluyor.“

Sanayinin çekirdek branşı olan metal sanayiinde endüstri 4.0 ile ne olabileceklere baktığımızda taleplerin ne denli yoğun olduğu görülür. Çalışma süresi havuzları, fazla mesailer ve vardiyalı çalışma zaten şimdi bile işçileri çok yoruyor. Endüstri 4.0 ile koşulların zorladığı bahane edilerek baskı daha da artacak.

Bir örnekle bu gelişimin nasıl kısa sürede işçilerin aleyhine olacağını görebiliriz. Bir işletmede dış hizmetler ve idari bölüm masrafını firmanın üstlendiği cep telefonuyla donatıldı. Bölüm şefi, cep telefonlarını özel olarak da kullanabileceklerini bildirdiğinde hayranlık daha da büyüdü. Ancak ustabaşları cep telefonlarını haftasonu ve tatil günlerinde de firmanın işleri için kullanmaya başladığında ve oluşturulan whatsapp gruplarıyla haftasonu vardiyalarında görev almak için birbirleriyle ‚gönüllülük temelinde‘ görüş alışverişinde bulunmaları gerektiği söylendiğinde problem ortaya çıkıverdi. BR müdahale etti ve patronun planı engellendi.

Sendika temsilcileri de İşin Geleceği komisyonunda işveren ve hükümet temsilcileriyle beraber ortak konseptler hazırlıyor. Sendikaların bu konudaki tavrını nasıl buluyorsun?

İlk bakışta diyalog karşı çıkılacak birşey değil. Nahles’in Federal Çalışma Bakanlığı, sendikacılar, bilim insanları ve işveren temsilcileri 4.0’a göre çalışmanın beyaz kitabını hazırlamak için biraraya geldiler. Ama sonuç ne oldu? 232 sayfalık kitap ilk etapta işverenlerin çizgisini güçlendirdi. Nahles’in fikri çalışma süresi yasasının yok edildiği günde 10 saatten fazla çalışmayı ve başka şeyleri olanaklı kılan bir deneme şartı.

Diyalog sayesinde işçilerin lehine deneme şartları getirmek bakan için herhangi bir rol oynamadı. Örneğin haftalık çalışma süresinin ücret denkleştirmesi yapılarak 30 saate indirilmesi veya işletmelerin taşeron ve kiralık işçilerden, kısa süreli sözleşmelerden vazgeçmesi? Bunların iptaliyle gerçekten iddia edildiği gibi işletmelerin üretimlerinin verimsizleşip verimsizleşmeyeceğini de öğrenebilirdik. Bu tür şeyler söz konusu olmadı. Böylece diyalogda kimin sözünün geçtiğini öğrenmiş olduk.

Mücadeleci sendikacılar ve işçiler bu süreçten kazançlı çıkmak için neler yapmalılar?

Bana göre ilkin mücadelenin zorunlu olduğunun kavranması gerekiyor. Endüstri 4.0’da söz konusu olan teknik sorular değil toplumsal konular. Nasıl bir iş dünyamız olsun istiyoruz? İşçiye her iş adımının nasıl atılacağını gösteren teknik mi yoksa makineler, iş araçları mı? İşçiler iş için her zaman hazır ve nazır beklemek zorundalar mı?

Dijitalleşmenin iş yaşamına etkilerindeki bazı muğlaklıklara rağmen tekniğin insan çalışmasının yerini alabileceğini açıkça söyleyebiliriz. İşin kapsamındaki azalmayı en azından işyerinde işçilerin lehine çevirebilmek için çalışma sürelerinin ücret denkleştirilmesiyle azaltılması üzerine tartışma sürdürmeliyiz. Anayasa, üretimdeki ilerleme ve kar artışının sadece sermayenin yararına olmayacağını, üretimi ve karı sağlayan işçilerin de bundan pay almaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Unutulmamalı ki patronların iş hukukuna yönelik saldırıları ancak sendikaların kararlı direnişleriyle püskürtülebilir. Bu ise açık bir strateji gerektirir. Şimdilerde açık stratejiye sahip olanlar ne yazık ki patronlar. Kitabımda bunu ortaya koydum.


Marcus Schwarzbach,

„Work around the clock? Industrie 4.0, die Zukunft der Arbeit, und die Gewerkschaften- Günün her saatinde çalışmak? Endüstri 4.0, işin ve sendikaların geleceği -“,

138 sayfa PapyRossa Verlag, 12,90 €