Gündüz üsteğmen gece sığınmacı!

26 Nisan günü Frankfurt Başsavcılığı tarafından tutuklama kararı verilen üsteğmen Franco A.’nın sığınmacılar arasına karışarak, Alman siyasetçiler ve değişik kurumlara yönelik eylemler planladığı ortaya çıktı. “Çift karakterli” diye gösterilen üsteğmenin ırkçı görüşlere sahip olduğu daha önceden bilindiği halde bir önlem alınmadı.

Ocak ayında Viyana Havaalanı’nda güvenlik kontrolünden geçmeden önce üzerindeki silahı tuvalete saklayan 28 yaşındaki üsteğmen Franco A., şüpheli hareketleri nedeniyle dikkatleri üzerine çekince polis tarafından takibe alınmış. 3 Şubat’ta ise silahı sakladığı yerden almaya gidince Avusturya polisi tarafından yakalanarak sorguya çekilmiş. Ardından serbest bırakılan teğmen hakkında Almanya haberdar edilmiş.

Bunun üzerine Almanya’da hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Franco A.’nın ırkçı görüşlere sahip, birliğinden silah ve mermi çalan birisi olduğu tespit edildi. 26 Nisan günü Frankfurt Savcılığı’nın isteği üzerine tutuklanarak cezaevine konuldu.

Ancak olay sadece bununla da ibaret kalmadı.

Irkçı üsteğmen, Türkiye-Yunanistan-Balkanlar hattında sığınmacı akının yoğun olduğu 2015’te, Almanya’da sığınmacılar arasına karışarak, kendisine Suriye’den gelen Hristiyan anne-babanın oğlu gibi göstererek, “David Benjamin” adıyla Offenbach’ta iltica ediyor.

Hem de tek kelime Arapça bilmediği halde. Bazı politikacılar bir ülkeden gelen sığınmacıların en azından o ülkenin dilinde kendi adını ve soyadını yazması gerektiğini belirtirken, iltica başvurusunu alan Sığınmacılar Dairesi, “David Benjamin”in gerçekten Suriye’den gelip gelmediği konusunda hiç bir girişimde bulunmamış. Bunda kendisini “Suriye Hıristiyanı” olarak göstermesinin rol oynadığı tahmin ediliyor.

Alman basınında yer alan haberlere göre, Arapça bilmemesini anne-babasının Fransız kökenli olmasına bağlayarak geçiştirmiş ve iltica başvurusunu alan memurlar da buna inanmış. Bu yüzden iltica işlemleri sırasında hep Fransızca konuşmuş. İltica başvurusu alınan üsteğmen önce Giessen’e sonra Bavyera eyaletinde bir sığınmacı yurduna gönderilmiş. Devletin sığınmacılara verdiği sosyal yardımı almış.

İltica sırasında her sığınmacının parmak izi alındığı halde teğmenin alıp alınmadığı, alındıysa neden ortaya çıkmadığı bilinmiyor. Hiçbir gerçekçiliği olmayan senaryoya inanarak oturum izni veren sığınma dairesi memurları hakkında disiplin soruşturması açıldı.

Basını tarafından “çift karakterli” diye tanımlanan üsteğmen, bağlı bulunduğu Fransa’nın Illkirch kentindeki Alman-Fransız birliğindeki görevinden geriye kalan boş zamanını “sığınmacı” olarak geçiriyormuş.

TERÖR SALDIRILARI PLANLADI

Yürütülen soruşturmada, üsteğmenin gerçekte bir Neonazi olduğu, sığınmacı rolünü de çeşitli terör eylemlerinde bulunmak için girdiği belirtiliyor. Saldırı düzenlemeyi planladığı kişiler arasında eski Cumhurbaşkanı Gauck ve Federal Adalet Bakanı Maas’ın yanı sıra çok sayıda Yahudi ve Müslüman kurumu da bulunuyor.

Neonazi üsteğmen, eylemleri sığınmacılara mal ederek, toplumda ırkçılığın, yabancı düşmanlığının büyümesini hedeflemiş.

Bu planı yapanın sıradan bir Neonazi değil de ordu mensubu olması dikkat çekici. Peki Alman ordusu üsteğmenin Neonazi olduğunu hiç fark etmedi mi?

Süddeutsche Zeitung’da yer alan habere göre, 2013’te gittiği Alman-Fransız askeri okulunda diploma tezi hazırlayan Franco A. açıktan ırkçı görüşleri savunmuş. Sorumlu Fransız eğitmen bunu fark etmiş ve itiraz etmiş. Geçer not vermemiş. Ancak devreye Alman ordusunda görevli eğitmen girmiş, sorumluluğu üzerine almış ve teğmen olmasını sağlamış.

2014’te de üsteğmenin ırkçı olduğuna dair ihbarlar yapılmasına rağmen hiçbir işlem yapılmamış.

Hal böyle olunca da Alman ordusunda ırkçı görüşleri savunan sadece Franco A.’dan ibaret olmadığı anlaşılıyor. Zira, Franco A. ile bağlantılı en az beş kişilik bir ağın varlığından söz ediliyor.

Bütün bunlar ortaya çıktıktan sonra, Federal Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, sorumluluğu üstüne alarak önce orduda bir “yönetim zaafının” olduğunu açıkladı. Sonra, ABD ziyareti iptal ederek genel kurmay başkanıyla birlikte Illkirch’e giderek gelişmelerle yakından ilgilendiğini göstermeye çalıştı.

Ne var ki durum iki açıdan o kadar kolay geçiştirilecek gibi değil.

Birincisi: Neonazi üsteğmen skandalıyla herkesin sığınmacıların arasına kolayca karışabileceği, iltica başvurusunda bulunabileceği, sosyal yadım alabileceği ve istediği gibi dolaşabileceği algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Halbuki, gerçekte iltica eden bir kişinin bırakalım başka bir ülkeye gitmesini, bulunduğu kasabayı terk etmesi dahi mümkün değil. Her akşam bağlı bulundukları sığınmacılar yurduna gidip haber vermeyenlere hemen yaptırımlar uygulanıyor. Durum bu olduğu halde acaba “sahte sığınmacı” kimin ya da kimlerin yardımıyla bu kadar rahat hareket edebildi?

İkincisi: Alman ordusunda ırkçılık yeni değil ve yıllardır hazırlanan değişik raporlarla bu ifade ediliyor. Buna rağmen, orduda ırkçı görüşleri savunanlara müsamaha edildiği, Franco A. olayı bir kez daha gösteriyor. Benzer bir durumu daha önce NSU Davası’nda da görmüştük. Cinayetleri işleyen Uwe Mundlos’un askerlik yaptığı sırada ırkçı görüşlere sahip olduğu bilindiği hale bir önlem alınmadığı gibi üstüne üstlük bir de Askeri İstihbarat Teşkilatı (MAD) elemanlığı teklif edildi.

Vatan sevgisi” adına milliyetçilik pompalandığı sürece ırkçı-faşistler ordu, polis, istihbarat içerisinde her zaman kendilerine hazır bir ortam bulacaktır.

Bu nedenle, Bundeswehr’den (Federal Ordu), istihbarattan ve polisten başlayarak bütün güvenlik birimleri içerisinde ırkçılıkla ciddi bir hesaplaşmaya gidilmediği sürece, ırkçılar güvenlik birimleri içerisinde hep kolay bir şekilde yer almana devam edecekler. (YH)


Bundeswehr’de ırkçılık sıradan bir vaka gibi

Federal Alman hükümetinin verdiği bilgilere göre, Askerî İstihbarat Servisi (MAD) 2016 yılında Federal Ordu’daki 275 vakayı aşırı sağcılık içeren suç şüphesiyle incelemeye aldı. Savunma Bakanlığı’nın konuyla ilgili bir soru önergesine verdiği yanıta göre bunlardan 143’ünün 2016’ya, 53’ünün ise bu yıla ait olduğu belirtildi.

Alman Meclisi’nin Federal Ordu Sorumlusu Hans-Peter Bartels geçen yıl aşırı sağcılık, Yahudi ve yabancı düşmanlığına ilişkin 63 vaka bulunduğunu bildirdi.

Almanya Savunma Bakanlığı’nın soru önergesine verdiği yanıtta, bu vakaların 11’inin işten çıkarma ile sonuçlandığı, diğer vakalarda ise ilgili askerlerin para cezasına çarptırıldığı belirtildi. Bu suçların çoğunluğunun „Hitler selamı” gibi propaganda içerikli olduğu, ancak bazı vakalarda askerlerin internet üzerinden ırkçı açıklamalar yaptığının görüldüğü kaydedildi.

Bir vakada ise bir askerin bir mülteciye Hristiyan veya Müslüman olup olmadığını sorduktan sonra saldırdığı ifade edildi. Bu askerlerden bazılarının hâlâ ateşli silahlara ulaşabilme imkanına sahip olduğuna dikkat çekildi.

Bartels, aşırı sağcı eğilimlere ilişkin vakalarda genelde komutanların hızla harekete geçtiği ve gereken tepkiyi verdiğine işaret etti. Bartels, „Bu çok önemli, zira bu tür vakalara göz yumulamaz” şeklinde konuştu.

Sol Parti Federal Meclis Grubu İç Politika Sözcüsü Ulla Jelpke ise Federal Ordu’nun aşırı sağcılara yönelik tutumunu „çok sorunlu” olarak nitelendirdi. Jelpke, „Hitler hayranı olarak kendini ortaya koyanların Federal Ordu’dan uzaklaştırılması” gerektiğini söyledi. (YH)


Merkel, Von der Leyen’i savundu

Üsteğmen Franco A.’nın terör şüphesi ile gözaltına alınmasının ardından Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen’in orduda „yönetim zafiyeti“ bulunduğu yönündeki eleştirisine tepkiler geldi. SPD Meclis Grup Başkanı Thomas Oppermann yaptığı açıklamada “Ursula von der Leyen Savunma Bakanı olarak sadece hoş görüntüler üretti, ancak ordunun tek bir sorununu bile çözemedi” dedi.

Başbakan Angela Merkel ise Savunma Bakanı‘na dün destek verdi. Hükümet sözcüsü Steffen Seibert, yaptığı açıklamada Merkel ve tüm kabinenin von der Leyen’in arkasında olduğunu kaydetti.

Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maizière (CDU) de von der Leyen’i savundu. “Aşırı sağ ile mücadele hep Alman ordusunun önemli özelliği olmuştur” diyen de Maizière, hem seleflerinde hem kendi döneminde hem de von der Leyen bunun değişmediğini vurguladı. (YH)


Alman kışlalarında Nazi sembolleri bulundu

Alman-Fransız birliğinde görevli Alman üsteğmen Franco A.’nın Neonazi görüşlere sahip olması, sığınmacı olarak kendisini kaydederek çeşitli saldırılar planlanmasının ortaya çıkmasından sonra, görev yaptığı Fransa’nın Illkirch kışlasındaki odasında Nasyonal Sosyalizm döneminde Alman ordusu tarafından kullanılan semboller bulundu. Kışlada askerlerin boş samanlarda vakit geçirmek için kullandıkları salonda sembollerin asıldığı, yine 2012 yılında aynı kışlada yere 4 metre büyüklüğünde bir gamalı haçın yapıldığı da tespit edildi.

Öte yandan Baden-Württemberg eyaletinde bulunan Donaueschingen kentindeki Fürstenberg kışlasında arama yapıldığı, bu aramalarda Nasyonal Sosyalizm döneminde silahlı kuvvetlerde kullanılan miğferlerin yer aldığı bir vitrinin bulunduğu belirtildi. Kışlada Nasyonal Sosyalizm dönemi silahlı kuvvetlerini hatırlatacak eşya ve fotoğrafların yer aldığı bir vitrin ve odaya ait fotoğraflar Savunma Bakanlığı’na sunuldu. Bakanlık odanın ve sembollerin varlığını kabul etti.

Fürstenberg kışlasının görüşme odasında da Nazi döneminde ordu tarafından kullanılan uzun menzilli MG42 silahının mermi kemeri ve dönemin askerlerinin model figürlerinin olduğu da tespit edildi. Ordu içerisinde yürütülen soruşturmadan sonra sembollerin kaldırıldığı açıklandı. Ancak bunların kim tarafından ve ne zamandan beri yerleştirildiği konusunda bir bilgi verilmedi.

GENEL KURMAY BAŞKANINDAN ARAMA KARARI

İki önemli kışlada Nazi dönemine ait sembollerin bulunmasından Almanya Genel Kurmay Başkanı Vokler Wiecker, bütün kışlalarda Nazi sembolleri aramasının yapılmasını istedi. Bild am Sonntag gazetesinde yer alan habere göre, Alman ordusunda bağlı kışlalarda Hitler faşizmi dönemindeki sembollerin kullanılması yasak.

Alman basınında yer alan haberlere göre Franco A. skandalından bu yana yaşananlar ve ordu içerisindeki Neonazi semboller konusundaki ara rapor salı günü basına açıklanacak. 16 Mayıs’a kadar ise bütün kışlalarda Nazi sembolleri araması tamamlanacak.

Franco A. ve kışlalardaki Nazi sembolleri konusunda eleştirilerin hedefinde olan Savunma Bakanı Usrula von der Leyen, soruşturmanın sağlıklı yürüyebilmesi için kamuoyundan destek istedi. Von der Leyen sürecin orduya zarar vermemesi için herkesin çaba harcaması gerektiğini de sözlerine ekledi. (YH)