SİZ KİMSİNİZ BİZ KİMİZ?

Almanya’da bir kez daha yerli ve göçmen işçiler, gençler, kadınlar arasında bölünmeyi derinleştirmek, önyargıları körüklemek için “Öncü Kültür” tartışması ortaya atıldı. Welt am Sonntag gazetesinde “Konuk Yazar” sıfatıyla bir yazı kaleme alan Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, 10 madde halinde Alman “Öncü Kültürü” tarif ediyor ve herkesin buna uyum göstermesini istiyor. Amaç yerli ve göçmenler arasında önyargıları körüklemek, milliyetçilik üzerinden daha fazla oy toplamak.

Almanya’da bir kez daha yerli ve göçmen işçiler, gençler, kadınlar arasında bölünmeyi derinleştirmek, önyargıları körüklemek için “Öncü Kültür” tartışması ortaya atıldı. İlk olarak bundan 17 yıl önce dönemin CDU/CSU Meclis Grubu Başkanı Friedrich Merz tarafından ortaya atılan ve ‚ülkede yaşayan göçmenlerin Alman milli değerlerine sahip çıkması‘, ‚Alman dilini ve kültürünü öğrenmesini‘ içeren tartışmayı bu kez ise Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere alevlendirdi.

30 Nisan günü Welt am Sonntag gazetesinde “Konuk Yazar” sıfatıyla bir yazı kaleme alan de Maiziere, 10 madde halinde Alman “Öncü Kültürü” tarif ediyor ve herkesin buna uyum göstermesini istiyor. Welt am Sonntag”ın “Biz burka değiliz” manşetiyle sunduğu de Maiziere’nin 10 maddelik “tezleri” asıl olarak Almanya’da yaşayan farklı uluslardan ve inançlardan insanları “Biz” (Almanlar) ve “Onlar” olarak bölüyor.

10. maddelik “tezleri”in gerekçelerini sıralamak için kaleme alınan ilk bölümde şöyle deniliyor: “Biz kimiz? Ve kim olmak istiyoruz? Toplum olarak. Ulus olarak. Sorular basit, yanıtları zor” cümleleriyle başlıyor ve ilerleyen bölümde “Biz kimiz?” sorusuna şu yanıtı veriyor:

Benim için çok açık: Biz her şeyden önce bu ülkenin yurttaşlarıyız. Belli bir süre için ülkemizde bulunan herkes ülkemizin parçası değildir. Bununla birlikte bizim ülkemizde uzun zamandan beri yaşayan ancak Alman vatandaşı olmayan insanlar var, onlar da ülkemizin parçası. Eğer ben ‚Biz’den söz edeceksem öncelikli olarak Alman vatandaşı olanları kastediyorum” (1)

Ardından başlayan maddelerin çoğunda “ulus”, “millet”, “Alman tarihi”, “milli değerleri” (Maddeler için kutuya bakınız) kullanan de Maiziere’nin söyledikleri aslında bundan 17 yıl önce Merz’in başlatmış olduğu tartışmayı kaldığı yerden sürdürmekten başka bir şey değil. Halbuki, aradan geçen süre içerisinde adeta “köprünün altından” çok sular akmıştır. De Maiziere”nin üyesi olduğu CDU/CSU öncülüğünde Göç Zirveleri düzenlenmiş, Almanya’nın bir göçmen ülkesi olduğu gerçeği kabul edilmiş, İslam konferansları düzenlenmiş, İslam’ın Almanya’ya ait olduğu açıklanmış…

Neredeyse her beş kişiden birisinin göçmen kökenli olduğu ülkede, “Alman olanlar ve olmayanlar” üzerinden sürdürülen propaganda her şeyden önce asıl olarak gericiliği ve milliyetçiliği körüklemeye hizmet ediyor.

Son yıllarda milliyetçiliğe, aşırı sağa, göçmen ve sığınmacı düşmanlığına göz kırparak güç toplamayan çalışan CDU/CSU, bir taraftan çifte vatandaşlığın yasaklanmasını tartışırken diğer taraftan ise Alman öncü kültürü tartışmasıyla yerli ve göçmen emekçileri hizaya çekmeye çalışıyor.

Dahası, sıralanan maddelerle, göçmenler zaten “bizden” sayılmadığı için Alman ulusundan emekçilere bundan sonra kim oldukları ve nasıl davranmaları gerektikleri hatırlatılıyor ve bir yol haritası çiziliyor.

Buna rağmen “Biz” ve “Onlar” ayrımını diri durmak için söz konusu eski tezleri yeniden piyasaya süren de Maiziere’nin tüm derdi yerli ve göçmenler arasındaki birlikte yaşamı zayıflatmaya, özellikle Alman halkı arasında göçmenlere karşı ön yargıları siyasi fayda elde etmeye çalışmaktadır. Özellikle sağ-milliyetçi cepheden oyları yedeklemek için yeniden “Alman öncü kültürü”nü ortaya atan içişleri bakanı, bir yandan da faturası bütün topluma çıkacak olan güvenlikçi politikalara ve uygulamalara zemin hazırlamak derdindedir.

Çünkü, tartışmanın, bu görüşleri savunan bir aydın değil de bir içişleri bakanı tarafından başlatılmak istenmesi, “entellektüel ve kültürel bir tartışma”dan ziyade milliyetçilik ve güvenlik kaygısı içeren politik bir hamle olduğuna işaret ediyor.

Hal böyle olunca, ‚Leitkultur’u benimsemesi talep edilenlerin kendini Alman toplumunun parçası olarak görmesi de yeterli görülmüyor.

De Maiziere, tezlerin sonundaki kapanışında da bunu açık olarak ifade ediyor: “Örneğin her şeyi 100 saatlik entegrasyon kurslarıyla bilmek ve öğrenmek yeterli mi? Öyle olsa güzel olurdu. Öncü Kültür böyle öğrenilebilir mi? Bağlantı kurulabilir mi? Hayır. Kültürün adından da anlaşılacağı gibi burada söz konusu olan belirlenen kurallar değildir. Öncü kültür sadece kurallara uymak değildir; derinlemesine nüfuz etmelidir”

YANIT: 1 MAYIS ALANLARI

De Maiziere’nin öncü kültür tartışması üzerinden yerli ve göçmen emekçiler arasında bölünme ve önyargıları körüklemeye yönelik kışının Almanya’da karşılığının olmadığı aslında bir gün sonra 1 Mayıs alanlarında görüldü. Yüzbinlerce yerli ve göçmen emekçi, genç, söz konusu tezlerin ileri sürüldüğü günün ertesinde daha iyi bir gelecek, birlikte kardeşçe bir arada yaşama ve milliyetçiliğe karşı el ele, omuz omuza aynı pankartları taşıyarak 1 Mayıs’ı kutladılar. Aynı zamanda göçmenleri içe kapatmaya yönelik bu tartışmalara karşı göçmen emekçilerin, özellikle de Türkiye kökenlilerin vereceğe en iyi yanıt, her türden milletçiliğe ve dayatmaya karşı Alman emekçileriyle ortak talepler için hayatın her alanında bir araya gelmek olmalı. Bu yapıldığı takdirde, “öncü kültür” üzerinden yapılan hesaplar da boşa çıkarılacaktır. (YH)


10 madde Öncü Kültür

Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere tarafından açıklanan ve tepkiyle karşılanan 10 Maddelik “Öncü Kültür” şu maddelerden oluşuyor:

1. Toplumsal alışkanlıklar: Biz biriyle karşılaştığımızda ismimizi söyleyip tokalaşırız. Biz yüzümüzü gösteririz, biz burka değiliz!

2. Genel kültür: Eğitim ve öğretimin araç olarak değil değer olarak görülmesi gerekiyor. Derslerde mesleğe hazırlanma konusuna ağırlık verilmeli, ancak Almanlar eğitimden genel kültürü anlıyor.

3. Verimlilik: Verimlilik Almanya’da herkesin gurur duyduğu bir şeydir. Verim ve kalite, refahı getirir. Sosyal güvenlik sistemiyle yardıma muhtaç kişilere yardım edilmesii Almanya’nın gurur duyacağı bir hizmettir.

4. Tarih: Almanya iniş ve çıkışlarla dolu tarihi bir mirasa sahiptir. Geçmişimiz geleceğimizi de belirliyor. Komşularıyla barış içinde yaşayan özgür bir Almanya ve İsrail’in varlık hakkının tanınması bu tarihin vazgeçilmez parçalarından biridir.

5. ‚Kültür Ulusu‘ Almanya: Dünyada kültür ve felsefenin yaşamı belirlediği başka bir ülke yoktur.

6. Din ve Hristiyanlığın etkisi: Almanya’da kilise, havra, camilerin bulunması normal. Hristiyanlık ise kutsal günler, tatiller vb. nedenlerle Alman kültürünü belirliyor.

7. Sivil kültür: Saygı ve hoşgörü Alman kültürünün değişmez değerleridir. Azınlıkların kabullenilmesi ve korunması kültürün parçasıdır. Şiddete karşıyız, namusla ilgili değerlerimizi şiddetle dayatmayız.

8. Vatanseverlik: Aydınlanmış bir vatanseverin kendi ülkesini sevmesi başka ülkelerden nefret etmesini gerektirmez. Almanların vatanseverlikle sorunu var. Bayrağımız ve milli marşımız vatanseverliğimizin parçasıdır.

9. Avrupa: Batının bir parçasıyız. Almanlar Avrupalılardır. NATO özgürlüğümüzü korur.

10. Kolektif hafıza: Belli sembolleri gördüğümüzde kafamızdan aynı şeyler geçer. Karnavallar, futbol şampiyonalarını kazanmak. Brandenburger Tor’u gördüğümüzde iki Almanya’nın birleşmesini hatırlarız.


Basından yorumlar:

TAGESSPIEGEL: Öncü kültür meselesi aslında çoktan rafa kaldırılmış gözüküyordu. Ancak İçişleri Bakanı kavramı yeniden ortaya çıkardı. Bu kavram etrafında dönen tartışmanın toplumu herhangi bir biçimde ileri taşıdığı söylenemez. O dönemdeki öncü kültür tartışmalarından bu yana çok şey oldu. Almanya’ya birçok insan göç etti. Toplumun bazı kesimleri göçmenlere yardımda zorlandı, bazıları göçten korktu. Bu göç yaşanmasa meclise girme şansını elde etmiş olamayacak bir parti var. Yaşanan tüm bu gelişmeler ışığında derin bir nefes alıp tüketilmemiş kavramlarla yeni bir başlangıç yapılması gerekmez mi?

DIE WELT: İçişleri Bakanı ‚Biz burka değiliz‘ diyor. Almanya’da yaşamdaki birlikteliğin ‚biraz tökezlediği‘ noktasında de Maizière ile pekala aynı fikirde olunabilir. Bunun tek sorumlusu göçmenler olmasa da, şiddet, gericilik ve eskimiş değerlerin hüküm sürdüğü kültürel çevrelerden gelen çok sayıda mülteci bu tökezlemede rol oynadı. Ancak de Maizière bir konuda eksik kalıyor. Siyasi yelpazenin her iki ucunda yer alan, ’saf kan‘ denilen Almanlar da barışçıl-özgürlükçü öncü kültürümüzü gittikçe artan biçimde tehdit ediyor. Nefret suçları, göçmen ve mülteci yurtlarına saldırılar dahil olmak üzere, sağcıların işlediği suçların sayısı rekor seviyeye ulaştı. Biz burka değiliz. Ancak biz (Nazilerin giydiği) postallar da değiliz.

LAUSITZER RUNDSCHAU: De Maizière öncelikle şu an neyin daha önemli olduğu konusunda yanlış değerlendirmede bulunuyor. Gençler bugün küresel düşünüyorlar, dijital bir dünyada etkileşimde bulunuyorlar. Bunların çoğu yalnızca Alman değil, Avrupai de bir duruşa sahip. Serbest dolaşımı seviyorlar, birleşik Avrupa’nın elde ettiği başarıları korumak istiyorlar. Bugün burada, yarın orada yaşamak istiyorlar. Bu yüzden bir ülkeye ve topluma bugünlerde neyin öncülük etmesi ve ileri taşıması gerektiği konusunda daha farklı tasavvurlara sahipler. De Maizière bu konuyu pek dikkate almıyor. Ve en belirleyici hata da bu: Bakan’ın seçim kampanyasını gözeterek yaptığı hata. Kendisi anketlerde gayet net biçimde geride.