Almanya’nın Avrupası

German Foreign Policy

Emmanuel Macron’un seçimleri kazanması Berlin’i rahatlattı. Başbakan Merkel, eski bankeri telefonla kutladı, özellikle de dünyaya açık birleşik bir Avrupa’nın temsilcisi olması nedeniyle övdü. Bir hükümet sözcüsü, Merkel’in geleneksel Alman-Fransız dostluğuna bağlı olarak yeni seçilen Fransız Cumhurbaşkanı ile ortak çalışmaktan sevinç duyduğunu belirtti.  Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel de, arkadaşı Emmanuel Macron’un seçimleri kazanmasına çok sevindiğini, Fransızlar için olduğu kadar Almanya ve Avrupa için de çok güzel bir güne uyanıldığını ifade etti. Medyada da hemen hemen aynı türden yazılar yazıldı, ancak ikili ilişkiler ve AB konusunda Macron’a kuşkuyla bakanlar da vardı.
ALMAN MODELİNE ÖFKE

Berlin’den Macron’a bu denli destek verilmesinin ardında neler yatıyor? Macron’un ana hedefi 2014-2016 yılları arasında ekonomi bakanıyken başlattığı Almanya’daki Hartz yasalarını örnek alan iş piyasası reformunu sürdürmek ve bazı özel yaptırımlarla genişletmek.

Bu sayede patronların üretim masraflarını azaltarak onları korumak, çalışma süreleri ve ücretlerle ilgili kararları tek tek işletmelere kaydırarak sendikaları zayıflatmak istiyor. Bu, 35 saatlik iş haftasının ortadan kaldırılması anlamına geliyor. İşletme vergilerini azaltarak sermaye sahiplerinin kârlarını arttırmayı esas alırken işsizlerin sunulan işi reddetme imkanları azaltılacak, reddedenler sert yaptırımlarla karşı karşıya kalacaklar. Almanya’dan esinlenilen bu iş piyasası reformları aslında Fransa’da hiç sevilmiyor. Hollande tarafından uygulamaya sokulmaya çalışılan bazı  sözde reformlar kitlesel protestolarla karşı karşıya kaldığından cumhurbaşkanlığının kanun hükmündeki kararnameleriyle uygulamaya sokuldu.
HALKIN DESTEĞİ ZAYIF

Le Pen’le arasında yapılan seçimde oyların üçte ikisini aldığına bakarak Macron’a verilen desteğin büyük olduğundan yola çıkılabilir ama durum hiç de öyle değil. Seçmenlerin dörtte biri seçimlere katılmadı, katılanların 4 milyondan fazlası yani seçmenlerin en az dokuzda biri Macron ve Le Pen’in cumhurbaşkanı olmasını istemediğinden geçersiz oy kullandı. Anketler Macron’a oy verenlerin yüzde 57’sinin onun politikasının doğru olduğuna inandığı için değil, Le Pen’in cumhurbaşkanı olmasını engellemek için oy verdiğini ortaya koydu. Bu nedenle iş piyasası reformlarını hayata sokma girişimine karşı protestoların devam edeceği açık. Ek olarak Macron’un küçük En Marche hareketiyle 11 ve 18 Haziran’da yapılacak parlamento seçimlerinde çoğunluğu elde etmesi imkansız. Seçimlerden sonra başka bir partiyle ortak çalışmak zorunda kalacak. Bu nedenle şimdiden, Hollande gibi, ülkeyi kararnamelerle yöneteceğinin sinyalini verdi. Bu durumun  Paris’te hoşnutsuzluk yaratacağı kesin.
İSTİKRAR İÇİN TEHLİKE

Ekonomi uzmanları, Macron’un reform planlarının Fransa’yı içinde bulunduğu derin ekonomik krizden kurtaramayacağı düşüncesindeler. Bu nedenle Macron, AB’nin Fransız işverenlerini Alman rakiplerine karşı korumak için bazı kolaylıklar getirmesini istiyor. Avrupa bölgesindeki ekonomik eşitsizliği gidermek için Avrupa Parlamentosunun ülkeler üstü önlemler alması ve AB içinde kendine ait bütçesi olan bir maliye bakanlığı kurulması da Macron’un talepleri arasında yer alıyor. Yeni Fransa Cumhurbaşkanı açıkça Almanya’nın diğer AB ülkelerinin zayıflamasına yol açan ihracat fazlalığını eleştiriyor. Bu fazlalık uzun yıllardan beri yüzde 6 basamağının üstünde ve sadece Avrupa ülkelerinin değil ABD’nin de protestolarına yol açıyor.

Ekonomi uzmanları Macron’a hak veriyorlar. Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher seçim kampanyası sırasında, “Almanya, Fransa ve Avrupa’nın diğer ülkelerinden gelen haklı eleştirilere açık olmalı” dedi. Dışişleri Bakanı Gabriel de seçimden önce Le Monde gazetesindeki bir yazısında Almanya’nın ortodoks mali politikasından vazgeçmesi gerektiğine dikkat çekerek taviz verilecekmiş gibi bir hava yarattı.
ALMANYA’NIN ÇIKARLARI

Seçimden sonraki gün ise tam tersi açıklamalar yapılmaya başlandı. Alman İşverenler Birliği Başkanı Dieter Kempf, uluslararası eşitsizliklerin düğmeye basarak ortadan kaldırılamayacağını söylerken Alman Aile Şirketleri Birliği Başkanı Lutz Goebel,  Almanya’nın ihracat fazlalığının Avrupa’nın yararına olduğunu, Avrupa’nın Macron’un seçim kampanyasında açıkladığı Avro Transfer Birliği gibi yeni fikirlere ihtiyacı olmadığını ifade etti. Macron’un bir AB Maliye Bakanlığı kurulması önerisine AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker Berlin’den verdiği cevap ise gerçeği ortaya koymaktaydı: “Bu çok zor gerçekleşecek bir şey. Macron’un önerisi kendinden önceki iki cumhurbaşkanı tarafından da gündeme getirildi, ikisi de bu konuda çetin mücadeleler verdiler ama ikisi de Alman hükümeti karşısında yenilgi aldı”.

Alman-Fransız Enstitüsü Toplum Bölümü Müdürü Dominik Grillmayer de AB Maliye Bakanlığı kurulması Almanya’nın çıkarlarına ters. Almanya Avrupa’yı kurtarmak için kendi çıkarlarından vazgeçmeyecektir” açıklamasını yaptı. Gerçekten de Berlin’de öncelik ulusal çıkarlarda! Önce can sonra canan…

(Çeviren: Semra Çelik)