Başlangıçta direniş vardı- Thomas Müntzer

Bernd Langer/Junge Welt

XVI. yüzyıl başları Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleriyle bilinir. Bin yıla yakın süren Feodal düzen tıkanmış, artık yenileşme ve ilerleme hareketlerini engelleyemez olmuştuır. Özellikle Almanya’da köylü hareketleri bütün ülkede çığ gibi büyümekte ve derebeylik sistemini tehdit etmekteydi.. Bu dönemde Alman toplumu üç büyük kampa bölünmüştü. Bunlardan birincisi, tutucu- katolik kamp, kurulu düzenin sürdürülmesinde çıkarı bulunan tüm unsurları kapsarken; ikincisi, varlıklı muhalefet unsurlarını , küçük soyluluk kitlesini, burjuvaziyi bir araya getiren Lutherci- ılımlı burjuva reformcu kesim; üçüncüsü, talepleri ve öğretileri Thomas Münzer tarafından dile getirilen köylüler ve halk yığınlarının oluşturduğu devrimci kesim idi. Reformun 500. Yılında herkes Luther’den söz eder, övgülerde bulunurken Thomas Müntzer bilinçli olarak görülmezden gelinir. Biz ise onu anlatacağız.

Silahlarına sarılmış, büyülenmiş gibi göğe bakan 8 bin erkek… Güneşin çevresini gökkuşağının renkleri çevirmişti. Bunu tanrının bir işareti olarak yorumladılar: Kazanacaklardı! Frankenhausen ve bulundukları kale 15 Mayıs 1525’ten beri kuşatılmış olmasına rağmen umutluydular. Yedi prensliğin oluşturduğu ittifak, binlerce asker çok sayıda atlı ve birçok koruyucu ile çevreyi kuşatmıştı.

Buna karşı isyancıların sadece dokuz hafif top arabaları vardı. Barutları çok azdı. Ülkede dolaşmakta olan bir İsviçreli 900 Gulden karşılığında barut sağlayacağını söylemiş ama parayı almış kaçmıştı. Bu arada, yaklaşan prensler ordusu isyankarların bazılarını ürkütmüş, sallantıya sokmuştu.

Ve Thomas Müntzer geldi

11 Mayıs’ta Thomas Müntzer geldi. Bir zamanlar Martin Luther’in takipçisi, sonra karşıtı olan bu adam dünyada kararlı, radikal ve koşulsuz bir şekilde bir tanrı krallığı kurmakta ısrar ediyordu. İncil’i devrimci bir şekilde yorumluyor; „En geniş halk kesimlerine yönelik şiddet uygulanacağı yazılı.“ diyordu. Müntzer, Latince yerine Almanca vaaz veren ilk din adamıydı, kendine verilen tüm ünvanları reddetmiş, sadece ‚Tanrının kulu‘ olduğunu ilan etmişti.

İnanarak, doğaüstü bir misyonla mucize bekleyerek hareket etti. Mühlhausen’de ona refakat eden 300 silahlı müridi de aynı inançtaydılar. Müntzer, tanrıyla insanın birliğinin sembolü olan gökkuşağı renginde bayraklar ve sekiz top arabası daha getirmişti. O, gücün merkezi, çok iyi bir hatip ve ayaklanmanın tartışılmaz otoritesiydi.

Misyonunu yerine getirirken şüphe, korku ve uzlaşma tanımıyordu. Gelir gelmez, bunu göstermek için direnişçilerin elinde tutsak olan Mansfeld kontunun dört sadık adamını halkın gözü önünde idam ettirdi.

Frankenhaus’taki isyancıların askeri önderi olarak oralı Bonaventura Kürschner seçilmişti. Kürschner, şehrin kapısında top arabalardan oluşan bir savunma ‚kalesi‘ oluşturarak tüm oraya savaşçıları topladı. Böylelikle şehri çatışmalardan uzak tutacağını umuyordu.

Üç saatlik ateşkes

Prens ordusunun saldırısı öncesi ilk temas gerçekleşti. Üç saatlik ateşkes ilan edildi, pazarlık yapıldı ve isyancılar arabalardan oluşan savunma kalesinde ayakta görüş alışverişinde bulundular. Prensler Müntzer ve diğer önderlerin teslim edilmesini ve yenilginin kabulünü talep etmekteydiler. Müntzer uzlaşmasız tavrını inanmış çevresine dayatabildi. Teslim edilme talebinin kabul edilmesini isteyen iki adam hemen idam edildi. O sırada güneşin çevresinde bir ışık kuşağı belirdi. Müntzer vaazına başladı: “ Korkmayın. Korku vücudu zayıflatır ve düşmanların kolayca saldırmasına yol açar. Korkmanıza gerek yok, göreceksiniz bize atılan tüm mermileri kolarımla toplayacağım. İşte görüyorsunuz; tanrı bizim yanımızda, bakın gökkuşağını görüyor musunuz?” Tüm isyancılar, prenslerle geçici ateşkes kararına güvenerek, biraraya gelerek diz çöktüler ve ellerini birleştirerek şarkı söylemeye başladılar.

Prens ordusunun subayları boş durmamışlardı, daha pazarlıklar sırasında bir çember oluşturarak askerlerini isyancıların korunma üssünün yanına yığdılar. İsyankarlar, nöbet noktalarını Müntzer’in vaazını dinlemek için terkettikleri için koşullar uygundu.

İsyanlar kanla bastırıldı

Topçular rahatça namlularını dua edip arada şarkılar söyleyen asilere dikti. İlk atışta kalede bir delik açıldı. Yüzlerce isyankar bir çırpıda öldürülmüştü. Her yer parçalanmış cesetler,, bağıran yaralılarla doluydu. Karmaşanın ortasında prens ordusu tugaylar halinde ilerlemeye başladı. Güllelere dayanıklı giysiler içindeki süvariler, arabaları içinde yerleri titreterek geliyorlardı. Toynaklar havada uçuşup, savaş çığlıkları atılırken, birdenbire askerler kaleye eriştiler. İsyancılar paniğe kapıldılar, silahlarını atıp deli gibi şehre doğru koşmaya başladılar. Ancak soyluların kölesi olan ordu acımadan hepsini öldürdü.

Müntzer’le birlikte gelen 300 kişilik gruptan sadece çok azı direndi. Onların silahlarından çıkan mermilerle beş prens ordusu süvarisi öldü. Onlar ise en az 5 bin isyancıyı katlettiler. Katliamlar Frankenhausen’de de sürdü. 600 köylü tutuklandı, ertesi gün 300’ünün başı kesildi. Müntzer de istilacıların eline geçti. Günlerce işkenceye uğradı. Sonunda 27 Mayıs 1525’te yoldaşı Heinrich Pfeifer’le birlikte başı kesildi. Her ikisinin ‚kelleleri‘ ibret-i alem için şehir merkezinde sergilendi.

Müntzer şeytan Luther kahraman ilan edildi

Frankenhausen’deki katliam Orta Almanya’daki isyanların kaderini belirledi. 12 Mayıs’ta Baden Württemberg’deki Böblingen’de, 17 Mayıs’ta Alsas’taki Zabern’de isyancılar yenildi. Daha sonra da tüm ayaklanmalar kanlı şekilde bastırıldı.

Luther, yazısında; „ çürümüş haydut ve katil köylüler kahrolsun!‘ diyerek prenslerin yanında olduğunu ortaya koydu. Aynı zamanda Müntzer’in anısını tarihten yok etmek için büyük çaba harcadı. Kafir olarak şeytanlaştırılarak yüzyıllarca unutturuldu. Şükür ki Friedrich Engels ve Ernst Bloch’un yazı ve yorumları sayesinde tekrar tanınır hale geldi.

Şimdilerde yine o dönemin devrimci yanı ve köylü ayaklanmaları bir kenara atılıyor. Martin Luther çerçevesinde tartışmalar sürdürülürken 16. Yüzyıl‘da toplumsal değişime biçim veren radikal akımlar gündeme bile gelmiyor. Luther ise soyluların desteğiyle kilisesini kurmasına, Yahudi düşmanı olmasına ve muhalif kadınların cadı olarak yakılmasını istemesine rağmen kutlanıyor. Naziler de onu çok severlerdi…

Çeviren: Semra Çelik