NATO’ya karşı Brüksel sokaklarından…

YÜCEL ÖZDEMİR

 

Brüksel’de iki gündür adeta OHAL ilan edilmiş…

Kentin girişinden itibaren kurulan polis kontrol noktaları, merkezde nasıl bir atmosferin olacağı konusunda fikir veriyor.

Dün Spiegel Online’de yer alan bir habere göre, Belçika televizyonu RTBF’ye konuşan Woluwe Saint-Lambert İlçesi Belediye Başkanı Olivier Maingain, bölge polisinin, ABD Başkanı Donald Trump’un konvoyunun geçtiği güzergahta oturan bütün vatandaşların bilgilerini Amerikalılara vermek zorunda bırakıldığını söyledi.

Tam anlamıyla bir güç gösterisi havası hakim kentte.

Tablo “güvenlik” adına Brüksel’de yaşayanların özgürlük alanının iyice kısıtlandığını gösteriyor. İnsanlar adeta bir kafesin içerisine konulmuş, kenti rahatça dolaşmaları imkansız hale getirilmiş.

Önceki gün akşam saatlerinde NATO’ya karşı protesto gösterisinin başladığı Gar de Nord’un çevresinde de yoğun güvenlik önlemleri alınmış, yollar bariyerlerle kesilmişti. Kimi noktalara ise ağır silahlı askerler yerleştirilmişti.

YÜRÜYÜŞTE ÖNE ÇIKAN İKİ NOKTA
Gar de Nord’da başlayan ve tertip komitesi tarafından 12 bin göstericinin katıldığı açıklanan yürüyüşte dikkat çeken iki önemli nokta vardı.

Birincisi: Irkçı, cinsiyetçi yaklaşımlarıyla bilinen Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesi, özellikle kadın hareketinin eylemlere katılımını önemli oranda arttırmış. Gar de Nord’da başlayan ve iki saat süren gösteri boyunca kadınların, özellikle de genç kadınların katılımı dikkate değerdi.

Hele de Af Örgütü tarafından oluşturulan kortej… New York’daki Özgürlük Anıtı’na kendilerini benzeten göstericiler, eylem boyunca insan haklarına dikkat çeken sloganlar attılar.

Görünen o ki; Trump karşıtlığı üzerinden ABD’de başlayan kadın hareketinin etkisi Brüksel sokaklarına kadar ulaşmış.

İkincisi: Sokaktaki muhalefet hareketi yeniden güç kazanıyor. Hafta içi olmasına rağmen Avrupa’nın değişik ülkelerinden binlerce insanın bir araya gelmesi, bir yanıyla yıllar önce kendisini küreselleşme karşıtı harekete benzerken, toplumsal hareketin yeniden güç kazanmakta olduğunu gösteriyor.

Gençlerin katılımı yine dikkat çekici oranda yüksek.

Brüksel sokakları, Trump, Erdoğan, Orban… gibi otoriter liderlerin katıldığı zirvelere karşı protestoların bundan sonra öncesine göre daha güçlü geçeceğini gösteriyor. Zira, söz konusu “sembol” kişilere karşı geniş kesimler arasında tepki oldukça fazla.

KİŞİLERE TEPKİ, POLİTİKAYA TEPKİNİN ÖNÜNE GEÇİYOR
Buradaki asıl tehlike, “sembol kişilere” tepkinin temel politikalara tepkinin önüne geçme riskinin oldukça fazla olması. Gösteride, kimi örgütler ve inisiyatifler tarafından taşınan pankart ve dövizlere baktığımızda, Trump’a tepki NATO ve silahlanmaya tepkinin önüne geçmiş durumda.

Bu elbette ilk etapta kitleleri sokağa çekmede cazip gelebilir. Ancak unutmamak gerekiyor ki, savaş ve militarizm yanlısı liderler geçici, savaş örgütleri ve emperyalist paylaşım politikaları kalıcı. Dolayısıyla kişilere yönelik tepkiler savundukları sistem, politikalar ve örgütlere tepkiyle birleştirilmesi kaçınılmaz.

Denilebilir ki Brüksel gösterisi, 7-8 Temmuz’da Hamburg’da G 20 Zirvesi’ne karşı yapılacak büyük gösterilerin provası mahiyetinde. Hamburg’daki gösterilerin daha kitlesel geçeceği şimdiden dile getiriliyor.

Avrupa sokakları bundan sonra savaş ve silahlanma politikalarına karşı daha hareketli olacak.

Bu hareketin taleplerinin ne olacağı konusunda ise farklı görüşler var.

ALTERNATİF ZİRVE TOPLANDI
Nitekim NATO Zirvesi’nde karşı düzenlenen Alternatif Zirve’nin temel konularından birisi de buydu. Savaşsız bir dünyanın NATO’suz bir dünya ile mümkün olduğu görüşünün işlendiği değişik oturumlarda, silahlanma ve savaş politikalarının dünyayı ne hale getirdiği, bu nedenle acil olarak buna karşı mücadelenin örgütlenmesi gerektiği tartışıldı.

Bu mücadelede NATO üyesi ülkelere getirilen “savunma bütçesi”ni yüzde 2’ye çıkarma şartının önemli olabileceği belirtiliyor. Zira tek tek ülkelere NATO tarafından dayatılan bu kriteri şu an sadece üç ülke yerine getiriyor. Geri kalanlar ise 2024’e kadar artıracaklarını söylüyor.

Orduya ve silahlanmaya ayrılan bütçenin artılması aynı zamanda eğitimden, sağlıktan, sosyal alanlardan kesintiler yapmak anlamına geliyor.

SİLAHA DEĞİL SOSYAL ALANA BÜTÇE TALEBİ 
Dolayısıyla savaşa ve silahlanmaya değil, sağlığa, eğitime, sosyal alanlara daha fazla bütçenin ayrılması talebi ülkelerin durumuna göre daha fazla öne çıkarılabilir. Brüksel gösterilerinde bu yönlü döviz ve pankartların çokluğu hareketin dikkatini bu alana yönelteceğini de gösteriyor.

Zira, resmi zirvenin en önemli gündemlerinden birisi yüzde 2 kriterinin yerine getirilmesiydi. 2014’te alınan kararın yerine getirilmesi için ABD üye ülkeler üzerindeki baskıyı yoğunlaştırıyor. Öyle görünüyor ki, bu konu uzun bir süre daha NATO toplantılarının baş gündemi olmaya devam edecek.

Bu nedenle NATO’ya, savaşa, silahlanmaya ve militarizme karşı mücadele de toplumsal hareketin baş gündemi olmaya devam edecek.