Bira çadırında dünya politikası

NATO ve G 7 zirvelerinden sonra Münih-Trudering’de kurulan bira çadırında konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ABD ile ilgili sözleri geniş tartışmalara yol açtı. İki zirvede aynı masa etrafında bir araya geldiği ülkelere güven kalmadığını söyleyen Merkel, adres olarak AB’nin kendi kaderini kendisinin belirlemesini gösterdi.

YÜCEL ÖZDEMİR

Geçen hafta perşembe günü Brüksel’de NATO, cumartesi günü de İtalya’nın Sicilya adasında G 7 zirvesine katılan Başbakan Angela Merkel, Almanya’ya dönerken soluğu pazar günü Münih -Trudering’de kurulan bira çadırında aldı. Kardeş parti CSU tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Merkel, adeta uluslararası ilişkiler konusunda son haftalarda yaşanan gerilimler konusunda “içini döktü” ve ardından Almanya’nın nasıl bir yol içlemesi gerektiğini ilan etti.

İki gündür Alman basınında geniş bir şekilde yer alan haber ve yorumlara göre, Merkel bira çadırında yaptığı konuşmada, “Başkalarına güvenebileceğimiz zamanlar artık bir parça geride kaldı. Bunu son günlerde yaşayarak gördüm. Avrupalılar olarak kaderimizi elimize almamız gerekiyor. Avrupa ülkeleri kendi gelecekleri için bugünden daha fazla kendi gelecekleri için mücadele etmesi gerekiyor” dedi.

Açıkça, NATO ve G 7 zirvelerinde aynı masa etrafında bir araya geldiği ülkeler ve liderleriyle bundan sonra gidilecek fazla yolun kalmadığı anlamına gelen Merkel’in bu sözleri, aynı zamanda emperyalist devletler arasındaki çelişkiler konusunda yeterince fikir veriyor.

ALMANYA İNCİRLİK KONUSUNDA BEKLEDİĞİ DESTEĞİ ALAMADI

Merkel’in böylesine bir çıkış yapmasında, özellikle İncirlik konusunda diğer NATO üyelerinden gerekli desteği görmemesinin de olduğu tahmin ediliyor. Zira zirve öncesinde yapılan temaslarda, diğer NATO üyesi ülkelerin Türkiye’ye baskı yaparak, Alman milletvekillerinin İncirlik’i ziyaret etmesine imkan sağlanması istenmişti.

Merkel-Erdoğan görüşmesinden bir sonuç çıkmazken, başta ABD olmak üzere diğer üyeler de konuyu gündeme getirerek Türkiye’nin geri adım atmasını istemedi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ittifakın tutumunu “iki üye arasında çözülebilecek bir durum” olarak nitelendirmişti. Bu da, iki ülke arasındaki tartışmada NATO’nun Almanya’dan yana tutum almayacağı anlamına geliyor.

UZLAŞMA VE ORTAK KARARDA MİNİMUM DÖNEMİ

NATO Zirvesi’nin sonuçlarına baktığımızda sembolik bir anlamdan öteye gitmeyen “IŞİD’e karşı ortak mücadele” kararından başka somut bir şek şey yok. İtalya’daki G 7 Zirvesi ise tam anlamıyla fiyaskoyla sonuçlandı.

Donald Trump’un, Barack Obama yönetimi tarafından kabul edilen Paris İklim Sözleşmesi’ni rafa kaldıracağını açıklaması, taraflar arasında gerçekten de bir güven sorunun olduğunu gösteriyor. Ve öyle anlaşılıyor ki yerkürenin ısınmasını durdurmak için alınan kararların ABD tarafından tanınmaması, bundan sonraki uluslararası ilişkilerde en çok tartışılacak konuların başında geliyor.

Her iki zirvede çıkan sonuçlara baktığımızda, rekabet içerisindeki emperyalist devletler arasında ortak karar alma sürecinin minimum düzeye indiği görülüyor. Ezilan halklar, emekçiler konusunda ortak tutum alan ancak, dünyanın sorunları konusunda rekabet içerisinde olan söz konusu ülkeler arasında çelişkiler giderek derinleşiyor.

DIŞPOLİTİKADA “ALMAN YOLU”

Ama Merkel’in ifade ettiği “Güvenecek kimse kalmadı” ve “AB’nin kendi kaderini eline alması” yönündeki açıklamaları asıl olarak, Almanya’nın uluslararası paylaşım mücadelesinde ayrı bir baş olmak istediğini gösteriyor. Merkel’den önceki Başkan Gerhard Schröder, bu politikalı “Alman yolu” olarak nitelendirmişti.

Bu nedenle, partileri ayrı olsa da başbakanların aynı politikayı dile getirmesi, Alman sermayesinin yeniden paylaşım sürecinde ABD ve Rusya dışında Fransa ile birlikte ayrı bir yol izlemek istediğini gösteriyor. Bunun için de öncelikli olarak Avrupa ülkelerinin bir arada, ortak hareket etmesi isteniyor.

Bira çadırındaki konuşmasında “ABD ve İngiltere ile dost kalmaya devam edeceğiz, ancak kendi kaderimizi kendimiz belirlemeliyiz” diyen Merkel, diğer taraftan ise Rusya ile de dostluk içerisinde olmak istediklerini dile getirdi.

Nitekim, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) başbakan adayı ve genel başkanı Martin Schulz da bir açıklamayla Merkel’e tam destek verdi. Özellikle ABD Başkanı Trump’un izlediği politikaları eleştiren Schulz, ““En iyi yanıt Avrupa’dır. Avrupa ülkeleri arasında her seviyede daha güçlü bir işbirliği kurulması Trump’a verilecek en iyi karşılıktır“ dedi.

Trump’ın NATO ülkelerinin bütçelerinden yüzde 2’lik payı savunmaya ayırması yönündeki talebini eleştiren Schulz, „Trump’ın savunma politikalarına boyun eğmemeliyiz. Trump’ın isteği üzerine 20-30 milyar Euro’yu ordunun silahlandırılmasına ayırmak yanlış olur“ dedi.

Spiegel Online’nin “Bomba gibi sözler” olarak tanımladığı Merkel’in açıklamaları beklendiği gibi ABD basınında da geniş yankı buldu. Washington Post gazetesi, “Merkel’in sözleri açık şekilde politik retoriğin değiştiği anlamına geliyor. Amerika kamuoyu özel olarak ABD-İngiltere ilişkilerine güveniyor. Ama Alman-Amerikan ilişkileri bugüne kadar daha önemliydi” yorumunda bulundu.