Her kuşak protestoya giden yolu kendisi bulmalı

Reiner Braun, 1980‘li yıllardan bu yana Almanya‘daki parlamento dışı muhalefet hareketinin önemli simalarından biri. Çok sayıda barış çağrısına imza attı, değişik kurumlarda çalıştı. Halen Atom Savaşına Karşı Uluslararası Hukukçular Birliği‘nde (IANANA) yönetici. NATO‘ya ve G 7 zirvelerine karşı düzenlenen gösterilerin örgütleyicileri arasında yer aldı. Ayrıca, ABD-AB Transatlantik Serbest Ticaret ve Yatırım Anlaşması‘na (TTIP) karşı Almanya’da düzenlenen ve yüzbinlerin katıldığı gösterilerde de önemli görevler üstendi. Pek çok eylemin düzenlenmesinde aktif yer alan Braun ile, Avrupa‘daki parlamento dışı sosyal hareket üzerine konuştuk.

YÜCEL ÖZDEMİR

Sayın Braun, uzun zamandan beri sosyal hareketin içindesiniz. Genel olarak baktığımızda Avrupa‘da parlamento dışı muhalefet hareketi nasıl bir süreçten geçiyor?

– Bugüne kadar çok büyük gösterilere tanık olduk. Transatlantik Serbest Ticaret ve Yatırım Anlaşması‘na karşı büyük eylemler yapıldı. Sadece Almanya değil bir çok Avrupa ülkesinde TTIP ve CETA‘ya karşı eylemler yapıldı. Almanya‘da yaklaşık 500 bin kişinin katıldığı eylemler düzenlendi. Barış hareketinde ise zorluklarımız var, bir jenerasyon sorunu var. Ayrıca yeni sorunlara karşı çözümler konusunda kırılmalar yaşanıyor. Bu durumdan çıkmak öyle kolay değil.

Barış için geniş kesimlerin sokağa dökülmesi konusunda yeterli değiliz. Bana göre öncelikli olarak aşırı silahlanma meselesini ele alıp yeniden geliştirmemiz gerekiyor.

Bu aynı zamanda parlamento dışı toplumsal hareket için de yeni bir ana konu olabilir mi?

– Bana göre Trump’ın milli gelirin yüzde 2‘sinin savunma harcamalarına ayrılmasını talep etmesi dikkate değer bir sorundur. Almanya‘dan konuşacak olursak, şu anda 37 milyar Euro olan savunma harcamalarının 69 milyar Euro‘ya çıkarılması anlamına gelecek. Sosyal alanlarda büyük kısıtlamalar yapmadan bunu gerçekleştirmek söz konusu değil. Bu nedenle konunun geniş kesimleri harekete geçirebileceğini düşünüyorum.

Bunu elbette yurt dışına asker göndermeyle bağlantılandırmamız gerekiyor. Alman askerleri neden 14 değişik ülkede şu anda görev yapıyor? Dışarıya asker gönderme barışı getirmediği gibi terörü ülkemize getirdi. Yabancı ülkelere asker göndermek, mıknatıs gibi, terörü ülkeye daha fazla çekiyor. Bu nedenle bu durumu aşmak için çatışmaları bitirecek şekilde bir politika geliştirmemiz gerekiyor.

SİLAHLANMAYA KARŞI MÜCADELE ANA GÜNDEM OLMALI

Ama geride bıraktığımız dönemde NATO ve diğer güçler “Önleyici Savaş” adına ülkeleri işgal ettiler. Sürekli terörün bitirileceğinden söz ediliyordu. Gelinen noktada bunun tamamen yanlış bir politika olduğunun artık anlaşılması gerekmiyor mu?

– Kesinlikle yanlış bir politika izlendi. İnsanlık dışı, hümanist olmayan, uluslararası hukuka aykırı şekilde başka ülkelere saldırılar düzenlendi. Aynı zamanda verimsiz de. Ne kadar çok ülkeye asker gönderdiysek teröristler de o kadar çok arttı. Hatırlayalım: 1989-90’da Afganistan’da belki yüzlerle ifade edilen terörist vardı. Bugün maalesef Afganistan’da yüz bin teröristten söz ediliyor. Dünya çapında ise kesinlikle bir milyondan fazla terörist var. Sürekli sayı artıyor.

İnsansız savaş uçaklarıyla düğünlere, cenaze törenlerine saldırılar düzenleyin insanları katledilince yeni savaşçılar ortaya çıktı. Bu politikayı temelden değiştirmemiz gerekiyor. Bu demektir ki silahsızlanma ana gündem yapılmalı, işbirliğini güçlendiren ilişkiler geliştirmek, adaleti sağlayan enternasyonal bir politikayla başka ülkelerin talan edilmesinin önüne geçebilir, şu anda karşı karşıya olduğumuz tehlikeli durumu aşabiliriz.

Parlamento dışı toplumsal harekete baktığımızda 2000’li yılların başında küreselleşme karşıtlığı dikkat çekiciydi. ATTAC, Avrupa Sosyal Forumu… gibi oluşumlar bu dönemde kurulmuştu. Özellikle gençlerin eylemlere katılımı yüksekti. Nesillerden söz ettiniz, peki bu genç insanlar bugün dünyada olanlar hakkında sizce ne düşünüyor?

– Önce belirtmem gerekiyor NATO’ya karşı düzenlenen gösteriye de göreceli olarak daha fazla genç katıldı. Umut verici. TTIP ve CETA’ya karşı yapılan gösterilere de gençler damgasını vurdu. Bu jenerasyonun işi o kadar olay değil. Öncelikle neoliberal eğitim politikasıyla yetiştiler. İkincisi meslek, meslek eğitimi koşulları, üniversite öğrenimi yanında bir de çalışmayı da eklediğimizde, bütün bunlarla birlikte bir de eleştirel bir yaklaşıma sahip olması zor. Bizim dönemimizde çok daha basitti. Ben üniversiteyi özgür bir alan olarak kullandım. Bu bugün yok.

Bu demektir ki; her jenerasyon protestoya giden yolu kendisi bulmalı. Şunu söylemem gerekiyor ki hiç de kötümser değilim. Atlantik’in diğer yakasından umut dolu mesajlar geliyor. Trump’un seçilmesine karşı bir günde 5 milyon insan sokağa çıkarak gösteriler düzenledi. Milyonlarca insanın tepkisi umut dolu mesajdır benim için. Tepki gösterenler inançlı solcular, inançlı Marksistler değildi. Adil, hümanist bir dünya isteyen insanlardı.

ABD’de Trump, Türkiye’de Erdoğan gibi figürler yeni bir sosyal hareketin oluşmasına neden olabilirler mi? Bu figürler sosyal hareketi güçlendirebilir mi?

– Bu dediğiniz insanlar elbette belli bir politikanın sembol figürleridir. İkisi de yukarıdakilerin emperyal, savaş, silahlanma ve demokratik olmayan politikalarının savunucu. Bu nedenle kişiler üzerinden çatışmalar sertleşiyor. Bizim bunlara karşı izlememiz gereken politika onların savunduğu politikalara karşı durmak olmalıdır. Neoliberal küreselleşme ve milliyetçi korumacı politikalar insanların sırtından hayata geçiriliyor. Bizim alternatifimiz adalet, dayanışmacı enternasyonalizm ve barış olmalıdır.

Irkçılığı da unutmamak gerekiyor sanırım. Sağ popülizm Avrupa’nın bir çok ülkesinde güçlendi. Özellikle son 2-3 yıl içinde. Dediğiniz konulara sağ popülizme karşı mücadele arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir?

– Sağ popülizmle barış arasında bağlantı kurmak çok kolay. Çünkü sağ milliyetçi partilerin tümü ülkelerinin silahlanma planlarının tümünden destek veriyorlar. Bizim istediğimizin tam tersi şekilde. Sağ popülizmle sosyal sorunlar arasındaki bağlantıya gelince özellikle Le Pen’de öyle basit değil. Çünkü pek çok sosyal talebi de dile getiriyor. Diğer sağ popülist partilerde, Avusturya’da FPÖ, Almanya’da AfD’de bu daha basit. Çünkü ikisinin de neoliberal bir konsepti var.

Biz, sosyal hakları ve iyi çalışma koşulları isteyen herkesin enternasyonalist olduğunu sürekli vurgulayabiliriz. Ayrımcılık ve sınır dışıların tam tersi bir politikanın savunulması gerekiyor. Bu bizim milliyetçilerin azınlıkların sırtından sorunları çözmeye kalkmasına karşı çıkmamız gerektiği anlamına geliyor. Bunu çok güçlü şekilde konu edinmek gerekiyor. Sonunda ise güç ilişkilerinin daha sağa mı yoksa sola mı kaydığı belirleyici olacak.

MASA BAŞINDA DEĞİL HAYATIN İÇİNDE OLMAK

Burada sokaktaki toplumsal muhalefetin belirleyici olacağı söylenebilir mi? Pek çok sorun var. Savaş, sefalet vb. Ancak, sokakta bazı eylemler olmakla birlikte fazla bir hareketlenme yok. Sokak hareketi gelecekte nasıl gelişebilir?

– Bundan sonraki eylemleri daha iyi yapmakla bu mümkün. Bu masa başında gerçek hayatla ilgisi olmayan kararlarla olmaz. Biz insanları inandırmak zorundayız. Bu nedenle neyin insanları doğrudan etkilediğini hissetmemiz gerekiyor. Sosyal konularda mağduriyet, ekoloji gibi konularda protestoyla bir şeyin değişmeyeceğini düşünenlerin fikrini değiştirmemiz gerekiyor. Önce bazı şeyleri birlikte yapmak gerekiyor. Çıtayı yükseğe koyup ona göre talepler belirlemek hareketi ilerletmez. Bu nedenle daha çok öğrenmemiz gerekiyor.

Son yıllarda hareket olarak elitleştik. Yeniden tek tek konularla, sorunlarla ilgilenmeli, ona göre hareket etmeliyiz.

Bu konularda kötümser değilim. Son aylarda ağırı sağ hareketleri kısmen de olsa gerilettik. Seçim sonuçlarına baktığımızda bunu görmek mümkün. Bir çok ülkede sosyal içerikli protesto eylemleri artmaya başladı. Bütün bunları yaptığımızda iyi bir yolda olduğumuzu hep birlikte göreceğiz. Bugünden yarına, kısa vadeli düşünmemek gerekiyor. Yine yüz binler halinde sokaklarda olacağız. Güçlü protesto hareketleri örgütlenme konusunda hazırlıkların olduğunu biliyorum.

Önümüzde 7-8 Temmuz’da Hamburg’da G 20 Zirvesi’nde karşı yapılacak büyük gösteriler var. Alman barış hareketi bu gösterilerin ev sahibi durumunda. Hamburg”da bizleri neler bekliyor?

– Hamburg’daki gösteriler son zamanların protesto gösterilerinin zirvesi olacak. Merkezinde zirveye karşı büyük gösteri olmayacak. Ama karşı zirveler düzenlenecek. NATO’ya karşı Brüksel’de yapılan gösteri bu konuda bize umut verdi. Herkesin katıldığı, büyük ve barışçıl bir gösteri düzenlemek asıl hedefimiz. Nineyle torunun birlikte katıldığı bir eylem olmalı. Hep bir birlikte barış ve sosyal adalet için sokakta olacağız.