Macron, Fransız siyasetini altüst etmeyi sürdürüyor

Deniz UZTOPAL
Paris

Fransa’da, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir ay sonra gerçekleşen genel seçimlerde beklendiği gibi Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’ın partisi En Marche (İleri) birinci parti oldu. Hatta seçim sistemini anti demokratik niteliğinden dolayı “ortalığı silip süpürdüğü” bile söylenebilir. Oy kullanan seçmenlerin yüzde 32’si, tüm seçmenlerin ise yüzde 16’sının desteğini alan En Marche, Meclis kürsüsünün yaklaşık yüzde  75’ini ele geçirecek. Kesin sonuçlar ise haftaki ikinci turda netleşecek.

İKİ SEÇMENDEN BİRİ SANDIĞA GİTMEDİ

Fransa’da 45.7 milyon seçmenin yüzde 51.29’ı sandık başına gitmedi. Bu oran 1958’de kurulan 5. Cumhuriyet tarihinin en yüksek oy kullanmama oranı.

7 Mayıs’ta gerçekleşen cumhurbaşkanlığının 2. tur seçimlerinde oy kullanmama oranı yüzde 25.44 olmuş; boş veya geçersiz oy oranı ise yüzde 11.47’ye yükselerek rekor kırmıştı. Yani seçmenlerin 36. 91’i sandık başına gitmezken, 1 ay sonra gerçekleşen genel seçimlerde ise bu oran yüzde 51.29’a yükseldi. Bunun en büyük nedeni Fransız seçim sisteminin 2000 yılından itibaren Yarı Başkanlık Sistemi’nden Başkanlık Sistemi’ne doğru ilerliyor olması. 2000’de Jacques Chirac başkanlığında yapılan anayasal değişiklikle cumhurbaşkanlığı süresi milletvekilleriyle eşitlenerek 5 yıla düşürülmüş ve iki seçimin art arda yapılması kararlaştırılmıştı. Esas neden ise 1986, 1993 ve 1997 yıllarında 3 defa yaşanmış “kohabitasyon” yani Cumhurbaşkanı ile Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran Başbakanın aynı siyasi partiden seçilemeyerek siyasi yaşamın kısmen bloke olmasını engellemekti.

BAŞKANLIK SİSTEMİYLE PARLAMENTONUN ETKİSİ AZALDI

Başkanlık sistemine doğru atılan bu adımdan sonra Parlamento önemini kaybetmeye başladı ve her seçimlerde katılım azaldı.

Genel seçim kampanyasının başladığı 8 Mayıs’tan itibaren ülke genelinde estirilen rüzgar şekilde oldu: “Emmanuel Macron’u seçtiniz, peki ona Meclis’te çoğunluğu vermeyerek ülkeyi bloke mi edeceksiniz?” Bu propaganda önemli bir kesim içerisinde etkili oldu, zira sandık başına gitmeye karar veren 23.44 milyon seçmenin yüzde 32’si onun adaylarına oy kullandı, yani aldığı gerçek oy sadece 7.5 milyon. Bu kadar oyla Macron’un partisinin 415 ile 455 milletvekili çıkartması bekleniliyor.

Seçmenler neden genel seçimlerine bu kadar duyarsız kaldığı sorusu sorulduğunda ise Meclis’in giderek “kayıt odasına” dönüşmesi nedeniyle denilebilir. Son yıllarda art arda gündeme gelen ve Meclisin tamamen baypas eden Anayasa’nın 49-3 maddesinin kullanılması, aktif bir Meclis muhalefetine karşın Hükümetin yine bildiğini yapmaya devam etmesine neden oluyor. Macron’un da kararnamelerle, yani Meclisi devre dışı bırakarak yasa çıkaracağını açıklaması da katılımı düşüren nedenler arasında.

SEÇİMLERİN EN BÜYÜK YENİLENİ: SOSYALİST PARTİ

5 yıl boyunca iktidarda olan ve sermaye/büyük patronlar lehine çalışan Sosyalist Parti (PS) bu seçimlerin en büyük kaybedeni oldu. Tarihsel bir tokat yedi ve bundan sonra ne olacağına dair ciddi tartışmalar şimdiden başladı.

2012 seçimlerinde yüzde 29.35’le çoğunluğu ele geçirerek iktidara yerleşen PS, bu seçimlerde ise sadece yüzde 7.44 oy aldı. Yani 1.7 milyon seçmenin oyunu alabildi. Bir ay önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde PS’in adayı Benoit Hamon 2.3 milyon oyla zaten büyük yenilgi almıştı. Üstelik PS’in yenilgisi sadece oy oranının devasa oranda düşmüş olması değil. Parti Genel Sekreteri Jean-Christophe Cambadelis, Cumhurbaşkanı Adayı Benoit Hamon gibi çok sayıda merkez yöneticisi, milletvekili seçimlerinin daha ilk turunda elendi. 2012 yılında ikinci tura 416 vekil adayı kalmıştı, bu sefer sadece 65 aday ikinci tura kalabildi. 2012’de 416 adayın 280’i milletvekili seçilmişti, bu seçimlerde ise en fazla 20-30 vekil çıkması bekleniyor, yani 2012’den on kat daha az. İkinci turda elenme ihtimali olan adaylar arasında eski Başbakan Manuel Valls’in yanı sıra birçok bakan da bulunuyor.

Analistler bu yenilginin PS’in sonu anlamına gelebileceğine dikkat çekiyor. Macron ve eski Başbakan Manuel Valls de PS’nin fes edilerek yeni bir partiye dönüşmesi için çaba sarf ediyorlar.

BOYUN EĞMENEYEN FRANSA VE FRANSIZ KOMÜNİST PARTİSİ

Anti liberal sol ve sol popülizmin adayı Jean Luc Melenchon, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük bir başarı sergileyerek 7 milyon oy almıştı. İspanya ve Yunanistan’daki Podemos/SYRIZA türü sol-sosyal demokrat güçlü bir parti kurma hesapları içerisinde olan Melenchon, kendi solunda bulunan diğer partilere karşı sert tavırlar sergiledi. Böylelikle genel seçimler için anti liberal sol içerisinde birlik sağlanamadı ve birçok seçim bölgesinde Melenchon’un adaylarıyla Fransız Komünist Partisi’nin (PCF) adayları karşı karşıya geldi. Sonuçta Melenchon’un adayları toplam yüzde 11.02 oranında yani 2.6 milyon oy alırken, FKP ise 600 bin oy alabildi. Fakat oluşturulacak bir birliğin daha geniş kesime kucaklama ihtimali olduğunu bugün herkes kabul ediyor. İki partinin oyları yüzde 13.74’e ulaşıyor ve ikinci tura kalan adayların 8 ila 18’inin seçilme ihtimali var.

AŞIRI SAĞCI LE PEN GERİLEME YAŞADI

Marine Le Pen, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda 7.6 milyon, ikinci turunda ise 10.6 milyon seçmenin desteğini almıştı. Genel seçimlerde Le Pen’in partisi, aşırı sağcı Ulusal Cephe (FN) oy kullananların yüzde 13.2’sinin, yani 3 milyon seçmenin desteğini aldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turuna göre 4.6 milyon seçmenin desteğini kaybetti. Fakat bundan FN’nin büyük oranda gerilediği sonucu çıkartmak tam olarak gerçeklere denk düşmez.

Bunun birçok nedeni var: Her şeyden önce FN’nin tüm seçim bölgelerinde adayı yoktu, adaylarının olduğu yerlerde ise FN adayının kazanma ihtimalinin ikinci turda imkansız olduğu durumlarda, ona oy veren seçmenler içerisinde sandık başına gitmeme eğilimi daha ağır bastı. Kuşkusuz buna bir de FN içerisinde son haftalarda yaşanan tartışmaları ve Marine Le Pen’e karşı muhalif bir akımın güçlendiğini de eklemek lazım.

2012’de iki adayını Meclise gönderen FN’nin bu seçimde olmak 1 ila 5 arasında milletvekili göndermesi bekleniyor. Fakat bu da FN adaylarına karşısında diğer adayların ikinci turda alacağı tavırlara bağlı.