Sosyal demokrat partiler krize formül arıyor

İngiltere‘de 8 Haziran’da yapılan erken genel seçimlerde İşçi Partisi‘nin oylarını yaklaşık yüzde 10 artırması, Almanya’da SPD ve Sol Parti’yi heyecanlandırdı. SPD Genel Başkanı Martin Schulz hemen İşçi Partisi Başkanı Jeremy Corbyn’e buluşma teklifi yaptı. 9-11 Haziran’da Hannover’de yapılan Sol Parti genel kongresine de Corbyn’nin başarısı damgasını vurgu.

Avrupa genelinde eski sosyal demokrat partiler tarihinin en derin krizlerinden birisini yaşıyor. Almanya, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde iktidara gelen sosyal demokrat partiler, işçi sınıfı ve emekçilerin mücadeleyle kazandığı sosyal hakların budanmasına öncülük ettiler. İçi boş olsa da sıkça “sosyal adaletten”, “adil paylaşım”dan söz eden, emekçilerin mücadeleyle kazandığı hakları savunan eski sosyal demokrat partilerin sermaye hizmetçiliğini güncellemesinde Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder ve İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in 9 Haziran 1999’da yayınladıkları ortak belgenin büyük bir rolü bulunuyor.

Klasik sosyal demokrat partilerin neoliberal döneme uygun hale getirilmesini öngören bu belgedeki yaklaşımın hayata geçirilmesiyle söz konusu partiler sadece iktidardan olmadılar aynı zamanda ciddi oy ve üye kaybettiler.

Bu partilerin içine düştükleri derin krizden nasıl çıkacakları uzun bir süredir tartışılıyor. Oy oranı yüzde 40’lardan yüzde 25’lere kadar düşen Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD), krizi lider değiştirmekle çözebileceğinden hareketle Avrupa Parlamentosu eski Başkanı Martin Schulz’u başkanlığa getirdi. Ne var ki Şubart-Mart aylarında “Schulz fırtınası” esse de bunun çok fazla bir işe yaramadığı son anketlerde görüldü.

Bu gidişle Eylül ayında yapılacak genel seçimlerde yüzde 25-26 civarını aşması pek mümkün görünmüyor.

CORBYN’İN ÇIKIŞI UMUT OLDU

Başta SPD olmak üzere Avrupa genelinde sosyal demokrat partiler krizden çıkış yolları ararken, İngiltere’de yapılan seçimlerde İşçi Partisi’nin önceki seçimlere göre yaptığı çıkış, diğer ülkelerdeki sosyal demokratları da umutlandırdı.

Parti içinde neoliberalizmi savunan Blairci ekibe rağmen genel başkanlığa seçilen sol kanat temsilcisi Corbyn, genel seçimlere de görece radikal bir programla girdi. Özelleştirilen kamu kurumlarının yeniden kamulaştırılması, eğitim ve sağlık hizmetlerine daha fazla bütçenin ayrılması, barışçıl dış politikanın hayata geçirilmesi gibi 1970’li yıllardaki sosyal demokratların taleplerini dillendirerek beklenenin üzerinde bir destek aldı.

İşçi Partisi’nin neoliberal Blairci çizgiyi terk ederek emekçi sınıfların talep ve ihtiyaçlarına hitap eden bir görüntü vermesi anlamına gelen Corbyn’nin çizgisi, bu aşamada etkili olmuş görünüyor. 2015’teki seçimlere göre oy oranı yüzde 9,5 artarak yüzde 40’a çıkarması da bunun ifadesi. Her ne kadar kazandığı milletvekili sayısı hükümet kurmasına yetmese de, elde ettiği başarı kıta genelinde yeni bir heyecan yaratmış görünüyor.

SCHULZ CORBYN, SPD İŞÇİ PARTİSİ OLABİLİR Mİ?

Almanya’da, Corbyn’nin bu başarısına sevinen iki parti oldu. Birisi İşçi Partisi’nin “kardeş partisi” durumundaki SPD, diğeri ise Sol Parti. Corbyn’i tebrik etmek için telefon açan Schulz, en kısa zamanda kendisini Almanya’ya beklediğini söyledi. Böylece, Corbyn’in estirdiği havayı arkasına alıp bir kaç puan artırmanın hesabını yapıyor.

Ancak Schulz, Corbyn’nin başarısının asıl olarak Blair politikasını eleştirmekte olduğunu görmek istemiyor. Bu nedenle Schulz’un “Almanya’nın Corbyn”i olabilmesi için öncelikle Schröder döneminde yapılan sosyal kısıtlamaları açık şekilde mahkum etmesi ve iktidara geldiğinde gasp edilen bütün hakların emekçilere iade edileceğini ortaya koymasından geçiyor.

Ancak ne SPD’nin ne de Schulz’un bana niyeti var. Parti içinde de muhalefet kalmadığı için bunu zorlayacak siyasetçiler de yok. Bu nedenle SPD’nin içine düştüğü krizden kurtulması pek mümkün görünmüyor.

SOL PARTİ NE YAPACAK?

SPD’nin Schröderci politikalarına muhalefet ederek güçlenen Sol Parti’nin önünde ise, tıpkı Fransa’daki Sol Parti gibi geniş bir alan bulunuyor. Ancak, partinin bu alanı kullanmakta tereddüt ettiği geçen hafta sonunda Hannover’de yapılan genel kongrede bir kez daha görüldü.

Sol Parti’nin aklı halen Schröderci SPD ile koalisyon ortaklığı kurup kurmamakta. Özellikle kongrenin ilk gününde partinin önde gelenleri sürekli SPD ile koalisyon ortaklığına yeşil ışık yaktılar. Hangi koşullarda ortaklığın olabileceğini ise belirtme ihtiyacı duymadılar. Halbuki, Sol Parti Doğu Almanya’da bulunan Thüringen ve Brandenburg eyaletleri ile başkent Berlin’de SPD ile koalisyon ortaklığı yapıyor. Bu ortaklığın gereği olarak da, önceki hafta Federal Konsey’de otobanların özelleştirilmesine onay verdi.

SPD ile koalisyon ortaklığını tartışan Sol Parti’nin buradan ilerlemesi ise pek mümkün görünmüyor. Sol Parti, SPD ile ortaklık yerine kendi taleplerini öne çıkarıp işçi ve emekçilerin gündemiyle birleşebildiği ölçüde güç toplayabilir. Ancak parti içindeki dengelere bakıldığına bunun pek de kolay olmadığı son kongrede bir kez daha görüldü. Zira sorun doğru talepleri seçim programına yazmaktan çok, bu taleplerin emekçiler tarafından kabul edilmesini sağlayacak güçlü bir çalışmanın yürütülmesinde yatıyor. Sol Parti için genel seçim çalışması aynı zamanda bunun sınandığı bir süreç olacak.

NEOLİBERALİZM KARŞITI YENİ SOSYAL DEMOKRATLAR

Corbyn, henüz tam olarak sonuçlanmasa da seçimlerde elde ettiği başarı nedeniyle İngiliz İşçi Partisi’ni Blairci çizgiden kurtarıp neoliberalzm karşıtı sosyal demokrat bir partiye dönüştürme fırsatı elde etmiş görünüyor. Bunu ne kadar sürdüreceği henüz belli değil. Ancak belli olan geniş emekçi kesimler arasında sosyal adalet, insanca bir yaşam ve barış için, neoliberal politikalara, vahşi kapitalizme karşı tepkinin oldukça yüksek olduğudur. Özellikle de gençler arasında.

Sosyal demokrasi içindeki bu canlanma arayışı, aslında emekçiler ve gençler arasında kapitalizme karşı öfkenin daha farklı alternatiflere yönelme potansiyeli olduğuna ve bu yönelişi sistem içinde tutma çabalarına da işaret ediyor.

Emek ve sermaye arasındaki saflaşmada, çok uzun yıllar önce emekçilere sırtını dönerek yerini belli etmiş olan sosyal demokrasinin gücü ve işlevini yitirmesi, bu nedenle emekçiler açısından çok da dert edinilecek bir durum değil; tersine kendi geleceği ve asıl karşıt sınıfı sermaye ile hesaplaşma sürecini daha da berraklaştırıp hızlandırma olanağı sunması açısından bir anlam ifade ediyor. (YH)