Almanya’nın Erdoğan’la imtihanı

Almanya-Türkiye gerilimi öyle kolay dinecek gibi görünmüyor. Almanya’yı her fırsatta “Nazi”likle suçlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, provokasyonlarına bir yenisini ekleyerek Almanya’da miting yapmak isteğini bildirdi. Federal Hükümet, Erdoğan’ın miting yapmasına karşı çıktı ve yeni bir düzenleme yaptı. Gelişmeler Türk-Alman ilişkilerinin “gerilim hattında” kalmaya devam edeceğini gösteriyor. Bundan en çok Almanya’daki Türkiye kökenliler etkilenmeye devam edecek.

Öncesini bir yana bırakacak olursak, Türk-Alman ilişkileri yaklaşık birbuçuk yıldır tam anlamıyla “gerilim hattı”nda seyrediyor. NDR televizyonundaki “Extra 3” programında Türkiye’de basına, Kürtlere ve diğer muhalif güçlere yönelik yapılan baskıların “Erdowie, Erdowo, Erdogan” şarksı eşliğinde gündeme getirilmesine Ankara’dan gösterilen “ölçüsüz tepki”, aynı zamanda mizahçılar için bulunmaz bir malzemenin de keşfi anlamına geliyordu. Mizaha gösterilen tepki diplomatik krize yol açınca, bu kez başka bir mizahçı, Jan Böhmemann, dozajı ve ölçüyü kaçıracak şekilde yeni bir krizi tetikledi. Tepki yine ölçüsüz oldu. Bu kez avukatlar ve mahkemeler harekete geçirildi.
Mizah üzerinden yapılan tartışmalara bir de Ermeni Soykırımı’nın Federal Parlamento tarafından kabul edilmesi eklenince gerilimin katsayısı daha da arttı.
Alman tarafı gerilimin kontrolden çıkmaması için hassas davrandı, Başbakan Merkel, dönemin Dışişleri Bakan Farnk-Walter Steinmeier ve dönemin Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel oylamaya katılmayarak bu mesajı verdi. Türkiye’de ise hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de AKP yöneticileri Alman Meclisi’nin aldığı karar karşında tepkilerini anında ortaya koydular, ama onlar da ipleri koparmamaya özen gösterdiler. Göze alamadılar. Zira, Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik ilişkiler, diğer ülkelere yapıldığı gibi “malların boykot edilmesi” düzeyine çıkarılmadı. Çünkü, Alman mallarının boykot edilmesi Türkiye’de ekonominin durma noktasına gelmesi anlamına geliyordu.
Buna rağmen siyasi ilişkilerdeki tansiyon bir türlü düşmedi. Bilakis artmaya devam etti.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra Erdoğan taraftarlarınca Köln’de yapılan mitinge Erdoğan’ın canlı bağlantıyla katılması Federal Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu redle birlikte Almanya’nın Nazi geçmişi, darbecilere ev sahipliği yaptığı söylemleri geliştirilmeye başlandı.
Ermeni soykırımının kabul edilmesi gerekçe gösterilerek Alman milletvekillerinin İncirlik’teki Alman askerlerini ziyaret etmesi engellendi ve sonunda bu engel askerlerin İncirlik’ten çekilmesinde kadar uzandı.
Bu gerilimlere elbette Die Welt temsilcisi Deniz Yücel’in tutuklanması, DİTİB imamlarının Almanya’da ajanlık yapmasını, MİT’in Almanya’daki faaliyetleri, Almanya’nın referandum öncesinde AKP’li bakanların kapalı salon toplantılarını eklememiz gerekiyor. Her bir konunun gerilimde ayrı bir yeri ve anlamı var.

TOPLANTI PROVOKASYONU
Görüldüğü gibi 16 Mart 2016’da “ Erdowie, Erdowo, Erdogan” şarksının yayınlanmasıyla başlayan gerilim süreci sertleşerek bugünlere geldi. Bütün bu gerilim ve atışmalardan sonra G20 Zirvesi nedeniyle Hamburg’da gelen Erdoğan’ın seçmenlerine yönelik kapalı salon toplantısı yapmak istemesi elbette yeni bir provokasyon anlamına geliyor. Zira bunca gerilim ve efelenmeden sonra Alman hükümetinin kapalı salon toplantısına izin vermesi, kendi kalesine gol atmasından başka bir şey olmazdı.
Birbuçuk yıldır Alman basınında yazılanlar ve kamuoyunda oluşan kanaata bakıldığında, Erdoğan’a yakın olmak ya da zorunlu olmadıkça onunla aynı karede görünmek politik açıdan kayıp anlamına geliyor. 24 Eylül’de yapılacak genel seçimler gözünde bulundurulduğunda, hükümet partilerinin Erdoğan’ı istediği gibi ve istediği yerde konuşturmasına olur vermeyeceği aslında belli idi. Hükümeti oluşturan CDU/CSU ve SPD’nin, görüş birliği içinde Erdoğan’a miting yaptırmama kararı alması da bunun ifadesi.
Erdoğan’ın toplantı yapmakta ısrar etmesi üzerine hükümet hızlı bir şekilde yabancı devlet adamlarının Almanya’da konuşma yapmasına yönelik yeni düzenlemeler yaptı. Buna göre, ülkesindeki seçimlerden ya da referandumlardan önce yabancı bir devlet adamının Almanya’ya gelip seçim propagandası yapması yasaklandı. Bu süre dışında olan toplantılar için de izin alma zorunluluğu getirildi.
Her ne kadar yasal düzenlemede “Türkiye” ve “Erdoğan” geçmese de düzenlemenin bunun asıl olarak Erdoğan ve AKP’li bakanların konuşmasını engellemeye yönelik olduğu ortada. Lakin hiç bir ülke Almanya’daki vatandaşlarını Türkiye kadar etkili şekilde kontrol altında tutuma politikası izlemiyor, seçim toplantıları düzenlemiyor.
Bu bakımda Almanya’nın almış olduğu miting yasağı aynı zamanda Erdoğan’ın bugüne kadar yaptıklarına ve söylediklerine bir şekilde yanıt anlamına geliyor. Alman basınında yer alan haberlere bakıldığında Erdoğan yenilgiyi tatmamak, mağdur rolünü oynamak için, daha önce Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun yaptığı gibi Hamburg ya da Berlin konsolosluklarında veya Berlin Büyükelçiliği’nde taraftarlarıyla bir araya gelmeye çalışacak. Bu ise provokasyonu devam ettirmek, “mağdur”u oynamayı sürdürmek anlamına geliyor.
Amaç elbette Almanya ve Türkiye’de milliyetçilik üzerinden etkisini pekiştirmekten başka bir şey değildir.

GERİLİMDEN DERS ÇIKARMANIN ZAMANI GELDİ
Alman ve Türk hükümetleri arasındaki çıkar ve kısa vadeli siyasi hesaplara dayalı gerilimlerden en çok Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin etkilendiği ise açıktır. Alman ve Türkiye kökenli emekçiler arasındaki kutuplaşma ve önyargıların derinleşmesine neden olan bu hükümetler arası gerilimlerden çıkarılacak en önemli sonuç, hükümetlerin peşine düşmeden, birlikte yaşamı güçlendirmek olmalı. En nihayetinde Erdoğan ve bakanları siyasi amaçları için provokasyonlar yaptıktan sonra uçaklarına binip Türkiye’ye geri dönüp hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.
Ancak, Türkiye kökenli göçmenler bu ülkede yaşamaya devam edecekler ve gerilimin etkilerini bir şekilde hayatlarında hissetmeye devam edecekler. Bu nedenle, devletler arasındaki gerilime takılmadan hayatın her alanında önyargısız, birlikte yaşam ve ortak gelecek konusunda hassas olmak emekçilerin çıkarına olandır.


Konuşmayı yasaklamak tek başına yeterli değil

Alman basınında yer alan yorumlarda da belirtildiği gibi, Erdoğan’a konuşma yasağının getirilmesinde, ülkedeki iç siyasi gelişmelerin önemli rolü bulunuyor. Genel seçimler öncesinde oy kaybetmek istemeyen partiler bunca hakaret ve aşağılamadan sonra bir de Erdoğan’a istediği gibi miting ya da toplantı yaptırmaları tam anlamıyla “siyasi garabet” olurdu. Bu açından Almanya’nın Erdoğan’la imtihanında nasıl bir tutum alacağı büyük bir önem taşıyor.
Erdoğan’a “zafer” fırsatının verilmemesi önemli. Ancak bu tek başına fazla bir şeyi ifade etmiyor. Çünkü, Erdoğan bildiği yolda yürümeye, yani Türkiye içinde en temel hak ve özgürlükleri yok etmeye, komşulara karşı tehdit unsuru olmaya devam ediyor.
Halbuki, Erdoğan’ın otoriter bir düzen kurmasını engellemede Almanya’nın yapacağı çok şey var. Bunların başında elbette silah satışını derhal durdurma, siyasi desteği açık olarak sonlandırma, istihbarat ilişkilerini sınırlama ve AB ile müzakereleri askıya alma geliyor.
Ancak karşılıklı çıkarlar, bölge üzerindeki hesaplar vb. nedeniyle Almanya’nın bunu şimdilik yapma niyetinde olmadığı açık.
Bunun için de Alman ve Türkiye kökenli ilerici güçlerin Alman hükümeti üzerinde baskıyı artırmak için daha yoğun bir çaba harcaması gerekiyor. Bu gerçekleştiği takdirde Türkiye’deki demokrasi güçlerine anlamlı bir destek verilmiş olacaktır.


Almanya Edoğan’ın konuşmaması için yasa çıkardı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Temmuz’da Almanya’nın bir kentinde taraftarlarına yönelik yapmak istediği kapalı salon toplantısı hükümet tarafından resmen yasaklandı. Alınan bir karara göre AB dışındaki ülkelerin liderleri, ülkelerinde yapılacak bir seçim ya da halk oylamasından üç ay önce Almanya’da miting ve toplantı yapamayacak.
Karar Alman Dışışleri Bakanlığı tarafından Berlin’de temsilciliği bulunan bütün ülkelere iletildi. AB üyesi ülkeler ise kararın kapsamı dışında tutuldu.
Federal Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, hükümet içinde bir görüş birliğinin olduğunu ve en kısa zamanda düzenlemenin yapılacağını açıklamıştı.
Alınan kararda ayrıca gelecekte yabancı devlet adamlarının Almanya’da yapacakları politik etkinlikler konusunda hükümetten izin alması gerekiyor. Böylece, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın G20 Zirvesi çerçevesinde Almanya’ya önümüzdeki hafta yapacağı ziyaret sırasında kapalı salon toplantısı yapması resmen yasaklanmış oldu. (YH)