Hambug bilançosu

Fotoğraf: Selçuk Kozan

YÜCEL ÖZDEMİR

Hamburg geçen hafta tam anlamıyla “olağanüstü” günler yaşadı. Bu nedenle tartışması henüz dinmiş değil. Kolay dinecek de görünmüyor.

Az çok Almanya’yı, hele de Hamburg’u bilenler, emperyalist-kapitalist devletlerin liderlerinin buluşmasının öyle kolay, tepkisiz ve sessiz sedasız olmayacağını biliyordu. Hele de zirve sırasında otonomcu-anarşist grupların başvurduğu şiddet eylemleri beklenmeyen olaylar değildi.

Dolayısıyla Hamburg’da G20 Zirvesi planlanırken kentte çok şeyin olacağı hesaplanmalıydı. Buna karar verenler de mutlaka hesaplamışlardır.

Artıları ve eksileri yan yana koyup sonunda yapılmasına karar verenler şimdi “Bu kadarını da beklemiyorduk” diyerek protestocuları suçluyorlar.

Bütün olanlardan sonra Alman basınında en çok sorulan soruların başında, Hamburg’un yapısı bilinmesine rağmen zirvenin neden kentte yapıldığı geliyordu.

Başbakan Merkel ve Belediye Başkanı Olaf Scholz, böylesine büyük bir zirveyi altyapı ihtiyaçları bakımından başka bir kentin kaldıramayacağını, bu nedenle Hamburg’un seçilmesinin doğru bir tercih olduğunu savunmaya devam ediyorlar.

Bu arada Hamburg’un seçilmesinin nedenleri arasına Merkel’in doğum yeri olması da eklendi.

Siyasi faturanın ağır olmaması için elbette alınan kararı savunmaya devam edecekler. Zira, tercihin “hata” olduğunu kabul etmek siyasi faturanın ağır olmasına yol açabilir. Buna rağmen Hamburg olaylarının hem siyasi hem de mali faturası olacak.

CDU Genel Başkanı olarak Merkel ve partisinin diğer yöneticileri, Eylül ayında yapılacak genel seçimler öncesinde, olayların bir nebze de olsa kentin SPD’li Belediye Başkanı Scholz’un yeterli önlemler almadığını alttan alta işleyerek, siyasi faturayı Scholz ve partisine çıkarmayı planlıyorlar. Hamburg’da muhalefette olan CDU’nun Scholz’un istifanı istemesini bu çerçevede ele almak gerekiyor.

Scholz’un önceki gün Hamburg halkından özür dilemesi eleştirileri püskürtmeye amaçlıydı, ama bir karşılığın olması beklenmiyor.

Hemen belirtmemiz gerekiyor ki; hiç bir siyasi getirisi olmayan, doğru taleplerin geniş kitleler arasında duyulup benimsenmesini engelleyen vandalist olaylar kabul edilebilecek değil. Schanzenviertel’de, St. Pauli’de, Altona’da… bir kaç dükkanın ya da mağazanın camını kırarak, bir kaç araba yakarak, çöp bidonlarını ateşe vererek kapitalizmin yıkılacağını düşünenler elbette yanılıyorlar. Yaptıkları vandalizm, sermaye basını ve politikacıları tarafından halkın eylemlere katılımını azaltmak için kullanıldı.

Zira bu vandalizm bir bütün olarak protesto hareketini gölgelemek, solu marjinalleştirmek için bir süre daha sermaye ve basını tarafından kullanılmaya devam edilecek. Olayların çıkmasında otonomcu-anarşist grupların içinde sızmış istihbarat elemanlarının büyük rolünün olduğu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Örneğin ağır çatışmaların yaşandığı cuma günü, Schanzenviertel’de bir binanın üzerinden polise molotofkokteyl atanlar görüntüleriyle tespit edilerek gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı. Binanın anahtarı da bir kaç gün önce güvenlik nedeniyle polis tarafından ev sahibinden alınmış.

Bir çok olay ve çatışmanın polisin provokasyonu nedeniyle çıktığına bizzat tanıklık ettik.

Olay çıkaran bir kaç yüz kişi büyük gösteriye katılanlar arasında sadece küçük bir damladan ibaretti.

Her zaman olduğu gibi nedenlerle değil sonuçlarla ilgilenen burjuva basını ise bir kaç gündür göstericilere, sola demediğini bırakmadı. G20’ye karşı büyük gösterinin yapıldığı 8 Temmuz günü, Almanya’nın en çok satan bulvar gazetesi Bild, “Hamburg’da G20-terörü: Kimse sol nefreti durdurmuyor!” diye manşet atmıştı.

Ona benzeyen Hamburger Morgenpost yanan bir arabanın fotoğrafını tam sayfa basarak, “Kontrolden çıktı”, bu gazetenin Berlin’deki devamı Berliner Morgenpost kapağa yanan arabalar, barikatlar, polis ve resmi görüşmelerden oluşan fotoğrafları birinci sayfaya yerleştirerek, üzerine de “Şiddet Zirvesi” manşetleri attı. Diğer gazetelerin manşetlerinde de asıl olarak G20 Zirvesi’ne karşı çatışmaların haberleri vardı.

Bu nedenle şimdi “sol radikalizmle mücadele” başgündem edilmiş durumda. Öyle anlaşılıyor ki, genel seçimlere kadar içgüvenlik bağlamında yapılacak tartışmalarda “sol radikalizm”le mücadeleye sıkça vurgu yapılacak. Çoktan hedefte olan otonom gurupların merkezi Rote Flora bir kez daha gündemde ve mümkün olursa dağıtılacak.

Ve özellikle Sol Parti üzerinde “sol radikalizmle aranıza mesafe koyun” baskısı yoğunlaştırılacak.

Bütün karalama çabalarına bunlara rağmen Hamburg olaylarından çıkarılacak önemli dersler bulunuyor.

Birincisi: Özellikle Avrupa’nın büyük kentlerinde emperyalist devletlerin liderlerinin zirve yapması giderek zorlaşıyor. Kentlerdeki zirveler bir taraftan halkın günlük yaşamını altüst ederken diğer taraftan güçlü protestolara imkan sağlıyor. Bu nedenle bir sonraki zirve yeri seçilirken Hamburg hatırlanacak.

İkincisi: Başta gençlik olmak üzere geniş kitleler arasında kapitalist-emperyalist sistemden hoşnutsuzluk artış eğiliminde ve alternatif arayışı devam ediyor. “Alternatif”in ne olduğu konusunda belirsizlik sürüyor. Kapitalizm koşullarındaki sözde “çözümler” halen egemen. Sosyalizmi ise henüz yeni bir alternatif olarak önce çıkmış değil. Tartışmalar, arayışlar ve öneriler bu alternatifin zaman içinde yeniden güçleneceğini gösteriyor.

Çünkü başka çözüm yolu da yok.

https://www.evrensel.net/yazi/79489/hamburg-bilancosu