Türk-Alman geriliminin arkasında hangi planlar var?

YÜCEL ÖZDEMİR

Türk-Alman ilişkileri bir buçuk yıldır gerilim hattında. Süreç ilerledikçe gerilimin şiddeti katlanarak artıyor. Bir sayfa kapanmadan yenisi açılıyor. Kullanılan konular ve aktörler değişse de öz hep aynı.
Bunu en iyi Türk-Alman vatandaşı, Gazeteci Deniz Yücel’in tutuklanması ve   “İncirlik krizi”nde görmek mümkün.
Almanya hükümet düzeyinde Deniz Yücel’in bir an önce serbest bırakılması için çaba harcarken, bu kez İnsan Hakları Savunucusu Peter Steudtner tutuklandı.
Daha doğrusu “rehin alındı”…
Steudtner’in tutuklanmasıyla vermek istenen mesaj açık: “Çifte vatandaş Deniz’i tutuklamakla kalmayız, tek ve saf Alman vatandaşlarını da tutuklarız. Bir şey de yapamazsınız.”
Tutuklamaya tepki gösteren Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, iki ülke arasındaki ilişkilerin endişe verici boyuta ulaştığını söylerken, gerilimin bununla kalmayacağının farkında.
Almanya’nın Türkiye’nin Berlin büyükelçisini dış işlerine çağırarak endişelerini bildirmesine misilleme yapan Türk Dışişleri Bakanlığı ise Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği geçici maslahatgüzarını çağırdı ve uyarı mesajları verdi.
Görüşmelerin ardından Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Berlin’in Erdoğan ve AKP Hükümetinin yargıya müdahale ettiği yönündeki değerlendirmesi “Diplomatik nezaketsizliğe örnek teşkil edebilen”, “haddini aşan açıklamalar” (mfa.gov.tr, Açıklama No: 237) olarak tanımlandı.
Açıklamadaki üslup ve tarz, Türkiye’nin eleştirilere yanıtsız kalmayacağı yönünde. Almanya’nın bir yaptığına iki misliyle yanıt veriyor adeta…
Buna “İncirlik krizi” sırasında da tanık olmuştuk.
Alman milletvekillerinin İncirlik’teki Alman askerlerini ziyaret etmesini engelleyen Erdoğan, sonunda Almanya’nın askerlerini Ürdün’e taşımasına yol açtı. Bu konuda pazarlıkların sürdüğü sırada, NATO bünyesinde Konya’daki üste bulunan Alman askerlerinin ziyaret edilmesinin önünde hiç bir engel olmadığı ifade edilmişti.
Ne var ki, “İncirlik sayfası” kapandıktan sonra bu kez Konya’daki askerlerin de ziyaret edemeyeceğine karar verilerek yeni bir krize kapı aralandı.
Son bilgi ise, Türkiye’nin Alman tekelleri Daimler Benz ve BASF’yi de “Terör örgütüne destek veren şirketler listesi”ne aldığı yönünde. Bu gidişle, önümüzdeki dönem gazeteciler ve insan hakları savunucularından sonra Alman tekel yöneticileri de “teröre destek”ten ya da “silahlı örgüt üyeliği”nden tutuklanacak!
Gelişmeler Erdoğan-AKP Hükümetinin belli bir strateji çerçevesinde Almanya’yla ilişkileri gerilim hattında tutmak istediğini açık olarak gösteriyor.
Buna gerekçe olarak da Almanya’nın 15 Temmuz darbe girişiminde yer alan üst düzey asker ve bürokratlara iltica hakkı vermesi gösteriliyor. Yıllarca Almanya’ya iltica eden Sivas katilleri için kılını kıpırdatmayan Erdoğan-AKP Hükümetinin darbe sırasında Türkiye’de dahi olmayan, NATO’da görev yapan askerlerin iadesi için bu kadar ısrar etmesi elbette dikkate değer bir durum.
Son bir buçuk yıllık olaylar zincirine bakıldığında Erdoğan’ın sürekli gerilimi tırmandıran, Merkel’in ise Almanya’nın bölgesel çıkarlarına bağlı olarak alttan alan, destek veren, uzlaşmacı görünen olduğu anlaşılıyor. Ankara’dan yapılanlara karşılık atılan tek ciddi adım Erdoğan ve bakanlarının Almanya’da toplantı yapmasını yasaklamak oldu.
Ama gelinen aşamada alttan alarak, gerilimin dinmeyeceği anlaşılmıştır. Erdoğan, Almanya üzerinden aslında AB ile bir çatışma sürdürüyor ve müzakerelerin kısa sürede sonuca bağlanmasını istiyor. Bunun yakın dönemde olmayacağını bildiği için, daha önce AB ile müzakereleri konusunda verdiği referandum mesajı için Almanya ile girmiş olduğu gerilim üzerinden zemin hazırlıyor. Zira AB yolunun Berlin’den geçtiğinin farkında…
İş ve dış politikada elini güçlendirme, Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenleri etki alanında tutma gibi imkanlar sunan Berlin ile gerilimin nereye varacağı bundan sonra bir ölçüde Merkel’in göstereceği tepkiye bağlı.
Partiler ve basın, artık Erdoğan’a karşı etkili yöntemlerin devreye konulması için Merkel’e çağrıda bulunuyor. Zira, yapılanların Erdoğan’ı etkilemediği konusunda herkes hemfikir.
Şimdi Berlin, hangi yöntemlerle Erdoğan üzerindeki baskıyı artırabileceğini tartışıyor.
Spiegel Online’den Severin Weiland’ın dün yazdığına göre, ilk adımda halka “seyahat uyarısı” yapılacak. Türkiye’nin durumu Irak’a benzetilecek ve halktan seyahatlerini iptal etmesi istenecek. Başka bir değişle turizme darbe…
Sonraki aşamada AB ile müzakerelerin dondurulması ve AB’nin Türkiye’ye verdiği yardımları kesme var. AB, 2014-2020 yılları arasında toplam 4.45 milyar avroyu Türkiye’ye verilmesi planlanmış.
Bunların da Erdoğan’ı durdurmaması durumda “ekonomik yaptırımlar” gündeme getirilecekmiş. Ancak nasıl olacağı belirsiz. Erdoğan’ın içeri ve dışarıdaki savaşta kullandığı Alman silahları, satılmaya devam edilecek. Çünkü silah ambargosu gündemde değil.Yine milyarlarca avronun bağlandığı “Sığınmacı Anlaşması” da olduğu gibi sürecek.
Almanya’daki demokrasi güçlerine düşen özellikle silah ambargosu ve ekonomik yaptırımlar konusunda etkili çalışmalar yapmak. Yoksa Merkel’in kolay bir şekilde bu yönde adımlar atması mümkün görünmüyor.