Alman otomobil tekelleri neden bu kadar güçlü?

YÜCEL ÖZDEMİR

Biz, sıradan yurttaşlar olarak bindiğimiz ya da sürdüğümüz arabayı üreten tekelin neler yaptığıyla çoğunlukla hiç ilgilenmeyiz. Sadece bindiğimiz arabanın iyi ve güvenli olup olmadığına bakarız. Ne var ki, bindiğimiz arabaların ışıldayan logolarının arkasında kirli dünya var.

En iyi arabaları piyasaya süren Almanya, iki haftadır otomobil tekellerinin yaptığı kanunsuzluk ve sahtekarlıkları konuşuyor. Söz konusu olan birbiriyle bağlantılı iki büyük “skandal”.

“Skandal”ın birinci ayağını, dünyaca tanınan, görünürde de ezeli rakip beş büyük Alman otomobil tekelli VW, BMW, Daimler, Audi ve Porsche’nin 1990’lı yıllardan itibaren gizili şekilde “kartel” kurmaları oluşturuyor.

Beş tekelin değişik kademelerdeki yöneticilerinin katılımıyla oluşturulan 60 alt grupta, yıllarca teknik gelişmelerden fiyat belirlemelerine kadar, her alanda görüşmeler yapılmış, uzlaşmalar sağlanmış. Böylece Avrupa’dan başlayarak dünya pazarında Alman tekellerinin rakiplerini nasıl geçeceğinin ortak yolları aranmış. Başarılı da olunmuş.

Rekabet, artı değer ve kâra dayalı kapitalist düzende Alman tekellerinin bu şekilde “kartel” kurarak ortak hareket etmeleri, elbette savundukları düzenin kurallarına aykırı. Sistem serbest rekabeti güvence altına almak için çok sayıda yasa çıkarmış, daire oluşturmuş.

Ancak Alman otomobil tekelleri gerçek hayatta serbest rekabete dayalı “piyasa”nın her şeyi düzenleyemediğini gördükleri için, bir nevi karşı çıktıkları sosyalist planlı ekonomiyi taklit ederek oturup birlikte planlar yapmışlar.

Denilebilir ki; Alman otomobil tekelleri bu plan sayesinde hep birlikte, adeta aralarında bir görev, pazar ve alan paylaşımı yaparak dünya çapında bu denli güçlü oldular. Almanya’nın otomobil tekellerinin rakiplerine açık fark atması başka nasıl açıklanabilir ki….

Bu “kartel”den siyasetçiler de haberdar olduğu halde hiçbiri adım atmamış. Üstelik bu durumun ileride büyük cezalar getirebileceğinden endişelenen Daimler (Mercedes) tekeli, fazla cezadan kurtulmak için 2014 yılında AB Komisyonu ve Almanya Federal Kartel Dairesine kendini ihbar ettiği halde…

AB Komisyonu daha yeni Daimler, BM, Porsche, Audi ve Volkswagen’in 1990’lı yıllardan beri teknik özellikler, tedarikçi firmalar ve küresel otomobil piyasalarıyla ilgili çalışma grupları kurarak bilgi alışverişinde bulunduklarından şüphelenildiğini açıkladı. Tekel yöneticileri şimdi teknik konulardaki görüşmelerin normal bir yöntem olduğunu söylerken, fiyat karteli kurmadıklarını ileri sürüyorlar. Tabii ki gerçeği söylemiyorlar ve hiç bir zaman da söylemeyecekler… Skandalın ikinci ayağını ise, Alman otomobil tekellerinin bu “kartel” gereği, kendi aralarında anlaşarak dizel araçlarında egzoz gazı emisyonunda manipülasyon yapmaları…

“Kartel” tekellerinin ürettiği araçlara takılan dizel motorlar test sırasında havaya düşük oranda zehirli gaz salarken, normal sürelerde gösterilenin çok üzerine çıkıyor.

İlk kez ABD tarafından VW araçlarında tespit edilen bu sahtekarlığın sadece VW ile sınırlı olmadığı kısa süre sonra ortaya çıkmıştı. Bu sefer VW diğerlerinden hızlı davranarak kendisini ihbar etti ve diğer tekelleri de ele verdi. Böylece suç ortaklarının rekabette avantajlı hale geçmesinin önüne geçti. Bir taraftan zehirli gaz emisyonunu düşük göstererek tüketicileri dolandıran Alman tekelleri diğer taraftan ise çevreye alabildiğince zarar verdiler. Her birimizin soluduğu havayı daha fazla kâr uğruna bilinçli olarak kirlettiler. Açıkça suç işlediler. Der Spiegel başta olmak üzere pek çok gazete ve dergide yer alan haberlere göre, otomobil tekellerinin çevreyi daha fazla kirletmelerinden bütün hükümetler haberdarmış.

Otomobil tekellerinin eyalet ve federal hükümetlerin politikasını belirlediği, hatta Aşağı Saksonya eyaletinde olduğu gibi başbakanın konuşmasından paragraflar atacak kadar etkili olduğu anlaşılıyor.

Almanya’da otomobil tekelleriyle siyaset hep iç içe…

Örneğin şu an Merkel’in “seçim kampanyası menajerliğini” Opel’in Eski “Şef Lobicisi” Joachim Koschnicke yapıyor. Daha önce hükümette ya da Merkel’in partisinde görev üstlenen pek çok isim şimdi otomobil tekellerinin çıkarları için hükümeti yönlendiriyor, uygun yasaların çıkarılmasını talep ediyor. Bu skandal bir kez daha otomobili, çevre ve ulaşım konusunda yasaların siyasetçiler değil, tekeller tarafından yapıldığını çarpıcı olarak ortaya koyuyor.

Şimdi hepsinin ortak söylemi ise “Alman ekonomisinin kalbi durumundaki otomobil endüstrisinin bu skandaldan yara almadan kurtulması…” Sektörde 800 bin kişinin çalışması gerekçe olarak gösteriliyor.

Suçun işlendiği kabul ediliyor, ama “Ağır cezaya gerek yok” deniliyor. Bu aynı zamanda kapitalist düzende, düzenin sahibi durumundaki tekellere istedikleri suçu işleme hakkı tanıma anlamına geliyor.  Bütün bu yapılanlar karşılığında verilebilecek ceza ise muhtemelen bir kaç milyon ya da milyar avrodan ibaret kalacak. Ve tekeller yöneticileri bu cezaları işçilerin sırtına yıkmak için “kemer sıkma”dan söz edip faturayı yine işçi sınıfına çıkarmaya çalışacaklar.

İşçi sınıfı ve sendikalar ise faturayı her yıl milyonlarca avro maaş alan menajerlere ve onlara her türlü desteği veren partilere kesmek için şimdiden harekete geçmeli.