Güney Kürdistan’da referandum zamanı

FEHİM IŞIK

Kürdistan bağımsızlık referandumunu çokça tartıştık. Biliyorum, daha da tartışılacak. Elbet, bunun nedenleri var. Tartışmak, konuşmak, dertleşmek ve değerlendirmek, en önemlisi ise bu noktaya gelişin nedenlerini irdelemek gerekir.

Bu tartışmayı bir kez daha gündeme getirmeden önce her sözden kendince sonuçlar çıkaran ‘okumaz yazarların dikkatine’ diyerek, bir durumun altını kalınca çizmemde yarar var.

Başkalarını bilmem ama bu satırların yazarının bir oy hakkı olsaydı, hiç kuşkunuz olmasın bu oyunu, bedeli ne olursa olsun, kim ne derse desin ‘Evet’ten yana kullanırdı.

Bu tercihin bağımsızlığı savunmak veya ona karşı olmakla ilgisi yoktur. Hatta Kürt olmakla da ilgisi yoktur. Koca coğrafyada tek nefeslik alan bile Kürtlere çok görülürken kendine devrimciyim, ilericiyim, sosyalistim, ulusların kendi kaderini tayin hakkına (UKKTH) inanıyorum diyen birinin farklı düşünmesi olası mı? Solculuk ve sosyalistlik, söz konusu sadece Filistin olduğunda depreşen bir bakış açışı değil. Bu bakış açısı sadece Filistin’e ulus devleti, bağımsızlığı hak göremez, görmemeli. Lideri, yöntemi, yönetimi ne olursa olsun ezilen bir ulusun kendi bağımsız devletini kurmak istemesi, üstelik bunu bir referandumla yapmak istemesi en doğal haktır. Filistin’e gelince ‘eyvallah’, Kürdistan’a gelince “UKKTH ilkesi emperyalizmin ekmeğine yağ sürüyor” deyip askıya almak, kusura bakmayın ama sol siyaset değil iki yüzlülüktür.

BİR OY HAKKIM OLSAYDI “EVET” DERDİM

Kürt olmam bir yana sadece bu nedenle bile olsa yani sadece sosyalist biri olmam hesabıyla bir oy hakkım olsaydı o oyumu ‘Evet’ten yana kullanırdım.

Yaşanan spekülasyonlara binaen ‘okumaz yazarların dikkatine’ diyerek bir başka durumun altını daha çizmemde yarar var.

Bağımsızlık referandumu kararının alınmasından tutun yapılış biçimine, zamanlamasına, KDP’nin, yer yer YNK’nin durumu kendi lehine çevirme çabalarına dönük çokça eleştiri yapıldı, bunların önemli bir bölümünü de okudum. Bağımsızlık çözüm değil, demokratik ulus modeli tek savunumuz olmalıdır deyip atılan adımı zamansız bulanlar da oldu. Kürdistan bölgesindeki partilerden, aydınlardan, yazarlardan, gazetecilerden çok daha sert eleştiriler geldi. Bunlara da amenna. Ama Goran’dan PKK’ye, YNK’den PYD’ye, HDP’den diğerlerine Kürtlerin bir tek siyasi partisi ‘referandumun yapılmasına karşıyız’ demedi. Kişi bazlı karşıtlık oldu. Şu veya bu biçimiyle bölge devletleri ile ilişkilenen bazı kesimler referandum karşıtlığını cılız bir biçimde yaptılar, yapıyorlar. Olsun, yapsınlar. Ama siyasi parti bazında şimdiye kadar bir tek parti, “referandum hak değil, yapılmamalı” demedi.

Tam aksine, bunca açmaza, bunca ince hesaba, bazı partilerin referandumu yüz yıllık ülküymüş gibi gösterip atılan adımları kendi dar grup çıkarlarına yontmasına rağmen hala siyasi görüşü itibariyle bağımsızlığı savunmayan partiler ‘karşıyız, yapılamaz’ dememişlerse, İran, Irak ve Türkiye’nin ekmeğine yağ sürmemişlerse esasen bunun kıymetini bilmek gerekir. Değerli olan, hamasi nutuklarla referandumu savunmak değil, altını doldurarak olması gerekeni olduğu gibi söylemektir. Elbet son söz olarak ise “Evet” hakkının altını kalın çizgilerle çizmektir.

Şu da var. Eğer iyi niyetli iseniz size uymasa bile her görüşün mutlaka tutabileceğiniz iyi bir yanının olduğunu görebilirsiniz. Örneğin, Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin özellikle son 15-20 gündeki demeçlerine bakın. Referandum sürecine eleştirel yaklaşanların odağında olan, daha da önemlisi süresi geçmiş başkan olmasına rağmen Barzani’nin bu demeçlerinden çıkarılacak çokça ders var.

Mealen yazayım; ilk olarak ‘bağımsızlık referandumu bir Kürt devleti kurmak için değil, Kürdistan kurmak içindir’ dedi. Daha da açtı, ‘Kürdistan, demokratik bir ulus devlet olmalı; Kürdistan’da yaşayan Süryaniler, Türkmenler, Araplar da bu benim de devletim diyebilmeli’ sözleriyle meramını açıkça dillendirdi. Bir kısım Kürdün dillendirmeyi bile ihanet saydığı Kürdistan bayrağı ile Ey Reqib marşını bile masaya yatırdı. ‘Onları değiştirmek de dahil her yeniliğe açık olmalıyız’ sözlerinin altını kalın çizgilerle çizdi. Bir adım ilerisinde ise ‘referandumdan evet çıkması durumunda ben veya ailemden biri başkan adayı olmayacak’ diyerek sonrası için de teminat verdi.

İstediğiniz kadar eksikliğini eleştirin ama eminim ki iyi niyetli yaklaştığınızda bu sözlerin altına imzanızı rahatlıkla atarsınız. Olması gereken budur.

RİSKLİ BİR SONUÇ HESABI

Buraya kadar tamam da buna rağmen oluşacak riskli bir sonucun hesabını kimden nasıl soracağız, bunun hesabını yaptık mı?

‘Evet’ çıkması durumunda kudurup Kürdistan’a saldıracak bölgedeki zorba devletlerden söz etmiyorum. Ekonomik açmazların artması ve halkı bugünden daha fazla yoksullaştırması da risk değil. Bana göre IŞİD, Haşdi Şabi veya benzeri yapılanmaların provokasyonları da tanımlanan risk grupları arasında değil. Nihayetinde yüzlerce yıllık ülkünün gerçekleşmesi için adım atılıyor ve bu tür risklerin tümüne açık olmak gerekir. Onca belayla karşı karşıya kalmış Kürt halkı bu risklerin tümüne de eyvallah, der.

Asıl risk, ‘Evet’ oranının Kürtlerin gönlünü rahatlatacak, elini güçlendirecek düzeyde olmamasıdır. En önemlisi de Kerkük ve Şengal gibi resmen Kürdistan’a dahil olmayan, statüsünün ta 2005 yılından bu yana yapılamayan bir referandumla belirlenmesi kararlaştırılan ‘ihtilaflı bölgelerdeki’ ‘Evet’ oranının ne olacağıdır. Büyük oranda Kürdistan peşmergesinin kontrolünde olan bu bölgelerde fiili adım atılarak referandum yapılması kararı alındı. Buna rağmen bu bölgelerde ‘Hayır’ oyunun yüksek çıkması veya ‘Evet’lerin tatmin edici düzeyde olmaması, kanımca en büyük risktir.

ENDİŞELİ OLANLAR VAR

Konuyu, Kürdistan’ı yakından takip eden, bir kısmı halen Kürdistan’da yaşayan kişilerle de konuştum. Sonucun ‘Evet’ olacağından hiçbiri kuşku duymuyor. Ancak bizlerin devrimci bir inançla bakıp risk olarak görmediği –birkaç paragraf yukarıda sıraladığım– bazı olgulara Kürdistan’da yaşayan bir kısım halkın ürkek yaklaştığını söyleyenler var. ‘Evet’ çıkınca yeni bir savaşın ortasında kalacağına inanan bir kesimin varlığına dikkat çekiyorlar. Bölge devletlerinin tehdidi nedeniyle bu korkuya saplananlar arasında sandığa gitmeyi düşünmeyenler ağırlıkta. Elbet sandığa gidip ‘Hayır’ verecekler de olabilir.

Bir an için Kerkük gibi ‘Kürdistan’ın kalbi’ olarak tanımlanan bir kentte bu kaygıların yanı sıra partiler arası çelişkilerin sandıkta birbirine ders vermeye dönüşmesi durumunda ‘Hayır’ oylarının oranının arttığını, düşünsenize. Kürdistan’ın bütününde ‘Evet’ yüksek çıksa bile Kerkük’te ortaya çıkacak yüksek oranda ‘Hayır’ın hesabını kimden, nasıl soracaksınız? Hesap sorsanız bile neye yarar?

İşte tam da bu nedenlerle, referandum için öncelikle tüm partilerin ortak hareket etmeleri, bir ulusal kongre etrafında toplanarak bölgesel bir politika oluşturmaları olmazsa olmazdır, diye yazdık hep. Goran’ı Parlamento’dan, hükümetten, başkentten kovup akabinde referandum kararı alırsanız, istediğiniz sonucu alamazsınız, derken kastettiğimiz –küçük bir ihtimal bile olsa– sandıklardan çıkması muhtemel bu olumsuz sonuçtu.

Bu yazdıklarımızı düşmanlık belleyen çokça ‘okumaz yazar’ oldu. Her lafın altında bir bit yeniği arayan, cımbızla sözcük çeken oldu. Bunlar şimdi de aynısını yapacak. Yapsınlar. Ama bilelim ki hiçbir şey ‘Ben yaptım oldu’ ile olmuyor. Ne zaman ‘Biz yaptık’ dersek, o zaman olur.

Bir kez daha diyeyim: Tüm yüreğimle ‘Evet’ten yanayım. En çok da ‘ihtilaflı bölgelerde ‘Evet’ oranlarının Kürtlerin elini rahatlatacak kadar yüksek olması için dua ediyorum. Bir sosyalistin duası ne kadar kabul görür bilmiyorum ama ‘Evet’ oranının düşük olması, yani Kürtlerin elini güçlendirecek bir orana ulaşmaması durumunda Kürtlerin işinin daha da zor olacağını şimdiden görmek gerekir inancındayım. (artigercek.com)