Tuna’nın incisi Budapeşte

Ali Çarman

 

Avrupa da bazı şehirler vardır ki, sarraflar çarşısında satılan altın gerdanlıklar misali güzeldirler. Buna bir de son yıllarda giderek artmakta olan yeni yerleri görme, bilgisine bilgi katma hevesi de eklenince insanlar engellere rağmen yollara düşerler.

Bizlerin yolu da bu kez Avrupa’nın ortasında bulunan Budapeşte’ye düştü. Bilinir, nehir boylarına kurulan şehirler bir başka güzeldir. Zira suyun bereketi, haşmeti şehrin dört bir yanına güzellik saçar…

Macaristan’ın başkenti Budapeşte aslında gizemli Tuna nehrinin ikiye ayırdığı Budin ile Peşte adlarında iki ayrı şehirdir. Ortaçağ’da şehirde sadece ilkbahar-yaz-sonbahar dönemlerinde dubalarla yapılmış özel bir köprü ile karşıya ulaşım yapılır, kışın ise donan nehir doğal köprü haline gelirdi.

ZİNCİRLİ VE ASLANLI KÖPRÜ

Dönemin egemenlerinden Kont Istvan Szechenyi iki şehri birbirine bağlamayı sürekli kılmak için köprü yaptırma kararı alır. Bu amaçla bir dernek kurarak şehrin zenginlerinden önemli oranda maddi destek toplar.

İngiliz mühendis William Tierney Clark tarafından tasarlanan ve 1820’lerde yapımına başlanan köprü 1849’da açılır. Bir mühendislik harikası olan Chain Bridge (Zincirli Köprü) o yıllarda dünyanın en büyük köprüleri arasında yer alır.

Kasım 1873’te iki şehir, Buda ile Peşte, birleşerek resmi olarak Budapeşte olur.

Böylece iki şehir birbirine sürekli bağlanır. Daha sonraları Tuna üzerine bir çok köprü yapılır. Ancak hiçbir köprü Zincirli Köprü’nün yerini tutamaz. İkinci emperyalist paylaşım savaşında Hitler orduları, işgal ettikleri şehirden geri çekilmek zorunda kaldıklarında Tuna üzerinde ne kadar köprü varsa havaya uçururlar. Diğer köprüler yerlebir olurken, Zincirli Köprü’nün iki temel ayağı ve köprünün başında bulunan aslanlar bombardımandan kurtulur.

TARİH BOYUNCA İŞGALLERDEN YAKASINI KURTARAMAMIŞ

Dünyada belli başlı tarihe sahip tüm büyük kentler hep işgalcilerin iştahını kabartmıştır. Avrupa’nın ortasında bulunan Budapeşte de bu saldırı ve işgallerden nasibini alan kentlerden. Romalılardan bu yana onuru çiğnenmiş, işgal ve talan edilmiş lakin her defasında büyük bir cesaretle ayağa kalkmasını bilmiş kentlerden.

Macaristan (Budapeşte) bir taraftan Avusturya diğer taraftan Osmanlı’nın dikkatlerini üzerine çeker. Bu işgallerin en bilinenlerinden birisi Osmanlı İmparatorluğu tarafından yapılır. 11 Eylül 1526’da Kanuni Sultan Süleyman’ın şehri zaptetmesiyle birlikte Macaristan toprakları 192 yıl Osmanlı’nın egemenliğinde kalır. 1718’de yapılan anlaşmayla Macaristan bütünüyle Osmanlı egemenliğinden kurtulur. Şehri gezdiğinizde bu döneme ilişkin izler bulmak zor değil.

TUNA BOYLARINDA KURŞUNA DİZİLEN YAHUDİLER

Dünyanın her yanına dağılan Yahudiler için Budapeşte bir başka anlam ifade ediyor. 1900’lı yılların başlarında şehir nüfusunun neredeyse dörtte biri Yahudi asıllıdır. Bunun için halk arasında şehir ironik biçimde „Yudapeşte“ olarak anılır. Öyle ki, zamanın hükümeti iki yüzlüce Yahudi İşleri Bakanlığı dahi açmıştır.

İkinci paylaşım savaşında Macaristan, Hitler’i iktidara geldikten kısa süre sonra tanıyan ilk ülke oldu. Bu dostluk, Nazilerin ülkeyi işgal etmelerine, Mart 1944‘e kadar devam etti. Macar egemenler Nazileri çiçeklerle karşılayıp emirlerini ikiletmeden yerine getirdi.

Budapeşte’de önceden başlatılan Yahudi düşmanlığı, faşistlerin gelmesiyle daha da arttı. Deyim yerindeyse sokaklarda Yahudi avı başladı. Hitler’in en sadık faşistlerinden SS albayı Adolf Eichmann bizzat cinayetlerin başında oldu. Göz açıp kapayana kadar 437 bin Yahudi ölüm (toplama) kamplarına gönderildi.

Faşizme karşı direnenler ise hemen kurşuna dizildi. Bunu anmak için Tuna nehri kenarına gerçek ayakabılar ebatında yüzlerce demir ayakabıdan oluşan bir anıt yapıldı.

Faşistler kendilerine boyun eğmeyen Yahudileri (çocuk, kadın, yaşlı) suyun kenarına getirip direnenlere umut olmasınlar diye hemen orada kurşuna dizip nehre atmışlardı.

Bu anıt, parlamento binasına çok yakın. Günün her saatinde bu anıta uğrayıp çiçek bırakanları görmek mümkün. Burada sessizce gözyaşlarını Tuna’ya dökenler, faşizme lanet okuyanlar ve saatlerce ayakabılara bakıp, yaşananlar karşısında hüznün dağlarına tırmanan her ulustan insana rastlamak mümkün.

Kurşuna dizilen Yahudiler anısına yapılmış anıtın son yıllarda Budapeşte’ye uğrayanların uğrak yeri olduğu söyleniyor.

HALKIN ŞAİRİ ATTILA JOZSEF

Macaristan yolumuz Evrensel Basım Yayın tarafında yayımlanmış ‘Temiz Yürekle’ kitabını satır satır okuyarak geçti.

Birçok nedende ötürü bizleri kendine çeken Budapeşte’ye arabayla girerken tesadüfen gördüğümüz M.Kemal Atatürk sokağı levhasına sevinmedik değil.

Yine şehrin sokaklarında gezinirken ülkenin en saygın şairlerinden Attila Jozsef sokağına girip büyük şair için yazılmış demir levhanın fotoğrafını çektik. Ancak bizler kısacık yaşamına çok şeyler sığdırarak ölümsüzleşen Attila Jozsef’in anıtını da görmek istiyorduk.

Attila Jozsef’i sorduğumuz birçok kişinin gözü parladı ve bize kısa bir süre önce hükümetin anıtı yerinde sökme girişiminin halk tarafından engellendiğinden söz ettiler. Hayat güzelliklerle dolu değil mi?

Tuna nehri kıyısında derin düşüncelere dalmış Attilla Jozsef’in anıtının yanına oturan gençler tek tek fotoğraf çekmekteler.

Şehirde gezinirken dikkatimizi çeken bir diğer şey de gezmek için gelen Türkiyeli grupların yoğunluğu oldu. Her yerde kendi aralarında Türkçe konuşanlara rastlamak mümkün.

SAVAŞA VE FAŞİZME KARŞI ÖZGÜRLÜK ANITI

Budapeşte’nin en güzel yerlerinden birisi de ışıl ışıl akan Tuna’nın yanı başında yükselen Gellert Tepesi’dir. İster yürüyerek ister otobüsle yukarı çıkıldığında bir yanda şehrin tüm güzellikleri diğer yanda insanın (emeğin) yaratıcılığını görebilirsiniz. Burayı çekici kılan bir başka neden de tarihi kaledir.

Gellert Tepesi’ne iki kez çıktık. İlkin gün ortasında daha sonra ise gün batımının kızıllığında. Şehir Sovyet Kızılordusu tarafından faşistlerin işgalinden kurtarıldıktan kısa bir süre sonra Budapeşte’nin bu en yüksek noktasına 1947’de görkemli bir özgürlük anıtı dikilmiş. Gel gör ki 1989 yıllarında başlatılan karşı devrim hareketi sonrası Özgürlük Anıtı’nın önündeki Kızıl Ordu Askeri diğer anıtlar gibi Memento parkına götürülmüş. İnsanın içi acıyor…

Güzelliğiyle Avrupa’da nam salmış Budapeşte’yi iki üç gün gezmek yetmiyor. Kahramanlar Meydanı, mimari şahaserliğin eseri olan parlamento binaları, Beyoğlu caddesini andıran Vaci Utca caddesi, güzel sanatlar müzesi, Yahudi mahallesi ve daha nice güzellikleri bağrında barındırıyor