Bizim de bir sesimiz var

24 Eylül 2017 Federal Parlamento seçimleri dolayısıyla Mannheim’da bir dizi etkinlik gerçekleştirildi.

SEVİNÇ SÖNMEZ

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF)’nun 21 Mart’ta startını verdiği “bizim de bir sesimiz var” kampanyası doğrultusunda Mannheim’da ver.di Mannheim, Zeitgeist ShareITY, Stadtjugendring Mannheim’ın da desteklediği etkinlikler düzenleniyor.

Her Cumartesi kent merkezinde açılan bilgilendirme standlarında bildiriler dağıtılıyor, ver.di tarafından başlatılan kampanyaya imza toplanıyor ve bu çerçevede yapılacak olan etkinliklerin duyuruları yapılıyor.

Bu kapsamda Manhheim’da, 10 Eylül Pazar günü “Herkese seçme ve seçilme hakkı!” başlığıyla bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Stefan Fulst- Blei (SPD), Melis Sekmen (die Grünen), Floeian Kußmann (FDP) Serdar Derventli (DIDF), Gökay Akbulut (die Linke) ve Patricia Okello (Zeitgeist ShareITY) katıldı. Parti temsilcilerinin konuya ilişkin programlarını, ama geçmişten bu yana attıkları adımları da aktardıkları sunumlarından sonra panel soru cevap şeklinde devam etti.

YEREL SEÇİM HAKKI’NA EVET

Melis Sekmen konuşmasında yabancılara seçme ve seçilme hakkı verilmesi konusunda partisinin Almanya’da doğan her çocuğa seçme ve seçilme hakkı verilmesini ve Almanya’yı yaşam merkezi olarak seçmiş olan herkese yerel seçme ve seçilme hakkı verilmesini savunduğunu belirterek bu konudaki yasal sürecin bir özetini aktardı.

SORUN CDU’DA

Panele katılan Eyalet parlamentosu milletvekili Stafan Fulst- Blei ise, DİDF gibi, kendilerinin de 1980’den bu yana bu hak için çaba gösterdiklerini ve hatta gerekli olan anayasal değişikliğin yapılması için verdikleri önergelerin CDU’nun ret oylarından dolayı gerçekleştirilemediğini belirtti. Daha sonra bir çıkış yolu olarak çifte vatandaşlık konusuna ağırlık verdiklerini fakat bu konunda bir ilerleme gösteremediklerini belirten Fulst-Blei “umarım bu panelde birlikte yeni fikirler üretebiliriz” dedi.

ALMAN HALKININ SEÇİM HAKKI VAR…

Güncel tartışmalarda sürekli öne sürülen “Alman vatandaşlığına geçiş” konusuna değinen ise panele FDP adına katılan Florian Kußmann oldu. Kußmann konuşmasında, partisinin yabancılara yerellerde seçme ve seçilme hakkının verilmesini, daha sonra da bunun eyaletler düzeyinde genişletilmesini savunduğunu belirtti. Ancak, Federal düzeyde seçme ve seçilme hakkını anayasanın 20. maddesinin “devletin egemenliği Alman halkının iradesindedir” şeklinde belirlediğini, yine “Alman halkı” tanımının da yine Anayasanın 116. maddesinde ifade edildiğini ve FDP’nin de bu hakka sahip olmak isteyenlerin Alman vatandaşlığına geçmelerini beklediğini söyledi.

GENEL SEÇİM HAKKINDAN YANAYIZ

Die Linke adına konuşan Gökay Akbulut ise partisinin bu seçimlerde devam eden eşitsizliği ortadan kaldırmak üzere yabancılara her düzeyde seçme ve seçilme hakkı verilmesini talep ettiğini belirtti. Diğer partilerin taleplerini yerel seçim hakkıyla sınırlamalarını eleştiren Akbulut, “Buradan on yıllardır yaşayan insanların kendileriyle ilgili kararlar alınmasına seyirci kalmalarına karşıyız ve parti olarak göçmenlerin toplumsal olarak daha fazla rol oynamalarını istiyoruz” dedi.

Mannheim’da sadece Sol Parti’nin seçilebilecek bir yerden göçmen kökenli bir adayı yarışa gönderdiğini de hatırlatan Akbulut, “diğer partilerin göçmenler konusundaki samimiyetleri buradan da belli oluyor” dedi.

SEÇİM HAKKI BİR İNSAN HAKKIDIR

DIDF adına panele katılan Serdar Derventli ise yaptığı konuşmada, DİDF’in seçim hakkı konusunda ileri sürdüğü talepleri ortaya koydu. Bazı konuşmacıların yerel seçim hakkıyla ilgili “vergi ödeyenlerin burada seçme hakkı olmalı” demelerini eleştiren Derventli, “seçim hakkı bir insan hakkıdır. Bu nedenle de vergi veya bir başka koşula bağlanamaz. Ayrıca Almanya’da 1918 yılına kadar üç sınıflı bir seçim yasası vardı. Bu yasada kadınların seçim hakkı olmadığı gibi zenginlerin oyları –daha fazla vergi verdikleri için- daha değerliydi” dedi. Buna örnek olarak Essen’de Alfred Krupp’u veren Derventli, “1800’li yılların sonuna doğru Krupp, Essen belediye meclisinin bileşiminin üçte birini tek başına belirliyordu” dedi.

YASALAR DEĞİŞEBİLİR

Almanya olmayan göçmenlere seçim hakkı verilemeyeceğini yasal düzenlemelerle açıklayan parti temsilcilerini eleştiren Derventli, “Yasalar tanrılar tarafından değil insanlar tarafından yapılıyor. Bu yasalar nasıl yapıldıysa öyle değişebilir. Sorun bunun için çoğunluk sağlamaktan geçiyor” dedi.

On yıllarca milyonlarca kadının seçim hakkı olmadığını hatırlatan Derventli, “En son olarak 1971 yılında İsviçre’de yapılan bir referandum ile kadınlara seçim hakkı verildi. Ama bunun tüm İsviçre’de uygulanması 1990 sonuna kadar sürdü. O zaman da kadınlara, bugünden baktığımızda çok saçma gerekçelerle seçim hakkı verilmiyordu. Ama bugün yine milyonlarca insan sadece başka bir ulustan oldukları için bu haklarını kullanamıyorlar. Umarım bu durum daha on yıllar devam etmez” dedi.

SENDİKALAR DA SEÇİM HAKKINI SAVUNUYOR

Panelin moderasyonunu yapan Susanne Wenz, konuşmalar arasında sendikaların tutumunu aktardı, ver. di nin imza kampanyasını tanıttı ve yaptığı yorumlar, verdiği örnekler ve sorduğu sorularla panelin akıcı ve canlı geçmesini sağladı.

Panelde genel olarak öne çıkan öneriler ise, sol partilerin oybirliği ile parlamentoda anayasada bir değişikliğin yapılmasını kabul ettirmeleri ve böylelikle Almanya’yı yaşam merkezi olarak seçmiş olanlara, en azından AB ülkelerinden gelen göçmenler gibi yerellerde seçme ve seçilme hakkı verilmesi ve paralel olarak da seçme ve seçilme hakkına sahip olmak isteyenlerin Alman vatandaşlığına geçmeleri oldu.

İki hafta sonra gerçekleşecek olan seçimlere yönelik Mannheim’da, ver.di Mannheim ve Zeitgeist ShareITY ile birlikte 16 Eylül’de bir basın açıklaması yapılacak. 23 Eylül’de ise “Hier lebe ich hier wähle ich” kampanyasını Mannheim’da yürüten Zeitgeist ShareITY ile birlikte kent merkezinde sembolik bir seçim sandığı kurulacak.