Emekçilerin sorunlarını değil alacakları oyu düşünüyorlar!

Almanya’da genel seçimlere bir hafta kala seçim kampanyaları sığınmacılar, göçmenler ve Müslümanların sırtına bindirildi. Başta CDU, CSU ve AfD olmak üzere bir çok parti sosyal sorunların üstünün örtülmesi için sığınmacılar ve göçmenlere düşmanlıkta yarışıyor.

Almanya’da genel seçimlere bir hafta kala partiler arasındaki oy kapma yarışı, sığınmacılar, göçmenler ve Müslümanlar üzerinde yoğunlaştı. Başbakan Angela Merkel ile SPD’nin başbakan adayı Martin Schulz arasında 3 Eylül’de yapılan televizyon düellosuyla başlatılan sığınmacı ve göçmen düşmanlığı seçimlere kadar devam edecek gibi görünüyor. Düelloda, ilticası kabul edilmeyen ilticacıların sınır dışı edilip edilmeyeceği yönündeki sorulara her iki lider de derhal sınır dışı mesajı verdikten sonra, her iki partinin alt kademe politikacıları da katıldıkları televizyon programlarına aynı politikayı sürdürdüler. Mahkemeler tarafından sınır dışılar yapılmadığı halde siyasetçilerin yüksek tondan yaptığı tartışma, siyasi atmosferin yeniden sığınmacı karşıtlığına dönmesine neden oldu.

Sınır dışı konusunda anlaşan her iki parti daha sonra sığınmacılara verilen sosyal yardımın kesilmesi, sığınmacıların yaşam koşullarının AB çapında aynılaştırılması konusunda da anlaşmaya vardı. Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere’nin gündeme getirdiği, Almanya’da sığınmacılara çok fazla sosyal yardım verildiği, bunun, Romanya’yı örnek göstererek, AB’nin diğer ülkeleriyle eşitlenmesi gerektiği yönündeki çağrısına, Martin Schulz da Wiesbaden’de yaptığı konuşmada “Ben yıllardan beri bundan yanayım” diyerek tam destek verdi.

CDU’nun sığınmacılar ve göçmenler konusunda bir dediğini iki etmeyen SPD’nin bu tavrının asıl olarak ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisine yarayacağı tahmin ediliyor. Zira ırkçı parti her iki partinin söylediklerinden daha radikal öneriler yapıyor.

MERKEL VE SCHULZ AYNI POLİTİKANIN TEMSİLCİSİ

Sadece sığınmacılar değil pek çok konuna da Merkel ile Schulz’un aynı politikaları savunduğu 3 Eylül’de dört televizyon ekranında yayınlanan ve yaklaşık 20 milyon insanın izlediği “düello” sırasında da açık olarak görüldü. Sermayeye hizmet, emekçilere düşmanlıkta birbirinden farklı söyleyecekleri iyice azalan iki parti, bugün seçim ortamında zorlama şekilde birbirine sözde muhalefet etmeye çalışıyor. İş zorlamaya vardığı için de “düello” düete dönüştü.

Merkel-Schulz düellosu asıl olarak göçmenler, sığınmacılar, İslam, terör ve Türkiye ekseninde gerçekleşti. Bunda elbette yöneltilen soruların büyük bir payı bulunuyor.

Daha önce Alman televizyonlarında yayınlanan tartışma konularını inceleyen ve sosyal sorunların işlenmediğini tespit eden SPD Dortmund Milletvekili Marco Bülow, aynı ampirik incelemeyi bu kez düello için yaptı. Çıkardığı sonuç yine sosyal sorunların gündeme getirilmediği oldu.

Bülow’un tespitine göre 90 dakikalık Merkel-Schulz düellosunda 17 soru göç, İslam, sığınmacılar, 5 soru dış politika, 6 soru terör ve iç poltika ve 4 soru da dizel skandalı hakkında soruldu. Ülkenin en önemli gündemi olan ve partiler tarafından bu nedenle afişlere yazılan “sosyal adalet” konusunda ise sadece 4 soru soruldu.

Yine Bülow’un tespitine göre eğitim, sağlık, yaşlılıkta bakım, silahlanma, iklim gibi önemli konularda tek bir soru dahi yöneltilmedi. Bu elbette tesadüf bir durum değil. Zira, düelloda soruları yönelten gazetecilerin ikisi (Mybrit Ilner-ZDF ve Sandra Maschberger-ARD) tarafından 2015-2017 yılları arasında televizyonlarda yapılan politik tartışma programlarında da asıl olarak yine sığınmacılar, göçmenler ve terör ağırlıklı olarak tartışılmış. İki yıl içinde yoksulluk ve gelir adaletsizliği sadece dört kez işlenmiş.

Sorular ve işlenen konular böyle olunca, yurttaşlardan da bu konulara bakarak partilere oy vermeleri isteniyor demektir. Bu durumun en çok meclise girmesinde kesin gözüyle bakılan ırkçı partinin (AfD) işine yarayacağı ortada. Çünkü bu parti öne çıkarılan konularda popülist bir söylem kullanarak sokaktaki vatandaşı etkileyebiliyor. Bu partinin önünü kesebilmenin tek yolunun ekonomik ve sosyal sorunlar konusunda ne söylediğinin ortaya çıkarılması olduğu bilindiği halde, bu yapılmıyor.

Yönlendirme sorulara elbette pek çok kesim tepki gösterdi. Sosyal medyada ‚doğru sorularla yeni bir düellonun yapılması için başlatılan imza kampanyası’nı kısa sürede 15 bin kişi imzaladı.

Özetle daha fazla oy uğruna, seçim kampanyalarını sığınmacılar, göçmenler, İslam ve terör üzerinde yoğunlaştıran partiler, etkisi seçimlerden sonra da devam edecek kutuplaşma ve önyargıları biraz daha körüklemiş oluyorlar. Diğer taraftan emekçilerin yaşamlarında belirleyici olan sosyal adalet, insanca yaşama ve çalışma vb. Konularındaki sorunların ise üzeri örtülüyor. Örtüldükçe de ırkçı partinin güç toplamasına daha fazla ortam sağlanıyor.

BÜYÜK KOALİSYON UYUMU

SPD’nin dört yıldır Merkel’in başbakanlığında koalisyon ortağı ve izlenen bir çok politikanın ortağı olması nedeniyle ciddi bir muhalefet yürütemediği görülüyor. En önemlisi de SPD’nin önemli oranda oy kaybetmesine yol açan sosyal saldırı politikalarını ifade eden Ajanda 2010 ile hesaplaşamaması, kaybettiği oyların geri dönüşünü oldukça zorlaştırmış durumda.

Her iki liderin düelloda gayet uyumlu hareket olması pek çok yayın organı tarafından, Merkel ve Schulz’un seçimlerden sonra yeniden “büyük koalisyon”dan yana oldukları şeklinde değerlendirildi. Son anketlere göre, Merkel’in partisi CDU/CSU’nun yüzde 38-40, Schulz’un partisi SPD’nin yüzde 22-25 arasında oy alacağı tahmin ediliyor. Hükümet için asıl belirleyici olan ise dört yıl önce meclis dışında kalan Hür Demokrat Parti’nin (FDP) alacağı oy ve çıkaracağı milletvekili sayısı. Eğer çıkaracağı sayı CDU/CSU ile salt çoğunluğu sağlayabilecek düzeyde olursa Merkel’in ilk tercihi FDP parti ile koalisyon kurmak olacak. Bu mümkün olmadığı takdirde yeniden SPD ile koalisyon ortaklığı için masaya oturulacak. Seçimlerden bir hafta önce yapılan kamuoyu yoklamalarında Yeşiller’in yüzde 8, FDP’nin yüzde 8, Sol Parti’nin yüzde 10 ve AfD’nin yüzde 9 oy alacağı tahmin edildi. (YH)