Irkçılar Bundestag’ın kapısını çalıyor

YÜCEL ÖZDEMİR

Pazar günü yapılacak genel seçimler öncesinde Almanya’da en çok hangi partinin üçüncü sıraya yerleşeceği üzerine tartışma yürütülüyor. Zira daha önce de bu köşede yazdığımız gibi, Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU’nun açık arayla birinci, ortağı SPD’nin 10-15 puan geriden ikinci olacağı kesin gibi. Bu nedenle iki büyük partiye dair olabilecekler bugünden görülüyor. Görünmeyen ise hangi partinin üçüncü, hangisinin seçimlerden sonra Merkel’in koalisyon ortağı olacağı… Bu etap için Sol Parti, Yeşiller, liberal Hür Demokrat Parti (FDP) ve ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) yarışıyorlar. Hiç görünmeyen ve konuşulmayan kısımda ise CDU’nun Bavyera eyaletindeki kardeş partisi CSU’nun barajın altında kalma ihtimali var. CSU’nun meclis dışında kalması önce Merkel, sonra Almanya için büyük bir şok olabilir. Bu ihtimal şimdilik zayıf görünse de yok değil.

Bugünden görünen ırkçı AfD’nin Bundestag’ın kapısını çaldığı. Hem de gürültülü şekilde. Çünkü son anketlere göre oyunu artırarak üçüncü sıraya yerleşmiş. Bu Merkel’in yeniden SPD ile “zorunlu koalisyon” kurması durumunda ırkçı partinin ana muhalefet olması anlamına geliyor.

Seçim kampanyası başlamadan yapılan anketler savaşa, silahlanmaya ve neoliberal politikalara karşı çıkan Sol Parti’nin üçüncü, AfD’nin yüzde 7-8 ile dördüncü ya da beşinci olacağı yönündeydi. Ancak, 3 Eylül’de Merkel’le sözde rakibi Martin Schulz arasında yapılan “düello”dan sonra hava AfD’den yana esmeye başladı.

Sığınmacılar, göçmenler, İslam, terör ve Türkiye ekseninde yoğunlaştırılan “düello”da bütün konularda Merkel ve Schulz’un birbirinden farklı şeyler söylemediği anlaşılınca, bu konuları seçim malzemesi yapan ırkçı partinin oyları yükselişe geçti. Denilebilir ki, Avrupa ve Almanya’nın içinden geçtiği süreçte sığınmacılar ve göçmenler üzerinden seçim kampanyası yapmak, AfD’ye yapılabilecek en büyük iyilikti ve bu iyiliği Merkel ve Schulz, medyanın da yardımıyla yaptı. Son dört yıl içinde yaşananlara baktığımızda AfD zaten bu konular üzerinden oy topluyor.

Sosyal adalet, düşük ücretli işler, yoksulluk, yüksek kiralar, konut sorunu, emeklilik, eğitim gibi temel sorunlar gündem yapılmadığı takdirde, AfD’nin oyunu artıracağı ortadaydı. Çünkü ırkçı parti temel sosyal sorunlar konusunda neoliberal bir politikaya sahip ve mümkün olduğu kadar bu konuda tutumunu emekçilerden gizlemeye çalışıyor.

Dolayısıyla; eğer AfD seçimlerden beklenin üzerinde oy alırsa, bu onun başarısından çok Merkel, Schulz ve sermaye medyasının sayesinde olacaktır.

Durum bu kadar açık ve net olduğu halde, son haftada neden AfD’nin oylarını artırdığı, üçüncü sıraya yerleştiğine yanıtlar aranıyor. Bugünden görünen, pazar akşamı dikkatler en çok AfD’nin üçüncü mü yoksa dördüncü mü olacağında üzerinde yoğunlaşacağı. Üçüncü olmaması durumunda “tehlikenin geçtiği” havası yaratılacak.

Halbuki, ortada İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Hıristiyan Demokratların sağında ırkçı-milliyetçi bir partinin güçlü bir şekilde Federal Parlamentoya (Bundestag) girmesi gibi ciddi bir durum var. Pazar gecesi “Irkçıların Federal Meclise geri döndüğü kara gece” olarak tarihe geçecek.

AfD’yi normalleştiren, demokrasinin parçası gibi göstermeye çalışan sermaye basını, bu açıdan durumu çoktan kabullenmiş görünüyor. Şimdi daha çok bu partiyle nasıl bir iletişim kurulacağıyla meşgul…

Emekçi sınıfların artan ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm getiremeyen sistemin iki önemli dayanağı Hıristiyan demokratlarla sosyal demokratların zayıflaması ya da çöküşü bir geçiş dönemi olarak görülüp buna göre hareket edilmesi isteniyor. Asıl çaba ise sistem partilerinin çöküşü karşısında güçlü bir sol alternatifin oluşmasını engellemek. Aşırı sağcı partinin “normalleştirilmesi”nin arkasında asıl olarak bu yatıyor. “Sol varsa sağ da olabilmeli” deniliyor.

Denilebilir ki, Avrupa’nın en büyük ülkesi Federal Almanya, iki Almanya’nın birleştiği 1990’dan bu yana en önemli seçimini yapıyor. Sandıktan çıkacak sonuç ülkede yaşayan herkesi çok yakından ilgilendirecek.

Bunlar arasında elbette yarım asırdan fazla bir süredir bu ülkede yaşayan Türkiye kökenli işçiler de bulunuyor. Geride bıraktığımız dönemde hem Almanya hem de Türkiye’den onların sırtından hayata geçirilmek istenen politikaların ne kadar tutup tutmadığını bu seçimler gösterecek. Her iki ülkeden ırkçıların, milliyetçilerin, Alman ve Türkiye kökenli emekçileri birbirine düşürme çabalarının amacına ulaşmaması için Türkiye kökenli seçmenlerin pazar günü sandık başına giderek oyunu kullanması büyük bir önem taşıyor.

Hiç kimsenin “Benim oyumla bir şey olmaz” deme lüksü bulunmuyor.