Seçim sonuçları ve Türkiye kökenliler

Almanya tarihinde Türkiye’nin en çok tartışıldığı federal seçimler geride kaldı. Ama görünen o ki, yaşananların Türkiyeli göçmenler üzerindeki etkisi devam edecek.

Almanya’da 24 Eylül’deki federal parlamento seçimleri ülkede yaşayan Türkiye kökenli göçmenler için eşine az rastlanır bir tecrübe oldu. Çünkü Türkiye ve Türkiye’deki hükümetin politikaları, seçim tartışmalarında şimdiye kadar olmadığı oranda yer tuttu. Bunda ırkçı, sağ ve muhafazakar partilerin sosyal alandaki sorunların üzerini örtme ve oy avcılığı yapma gayretlerinin yanı sıra Erdoğan ve AKP hükümetinin izlediği tavır da büyük rol oynadı.

ERDOĞAN’IN GERGİNLİK VE DÜŞMANLIK POLİTİKASI KİME YARIYOR?

Almanya’daki bütün partileri ‚Türkiye düşmanı‘ ilan eden Erdoğan, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilere önce boykot, ardından da “Türk partisi, AKP’nin Almanya kolu” vb. gibi isimlerle anılan ADD’ye oy verme çağrısı yapmıştı.

Sadece NRW eyaletinde seçimlere katılan ADD’ye 41 bin 178 oy çıktı. NRW’de geçtiğimiz Mayıs ayındaki eyalet seçiminde BIG Partisi ile birlikte toplam 30 bin 109 oy alan ADD böylece oylarını üçte bir oranında arttırmış oldu. NRW eyaletinde yaklaşık 200 bin Türkiye kökenli seçmenin olduğu gözetildiğinde, ADD’nin aldığı oy pek azımsanacak düzeyde değil elbette.

Erdoğan ve hükümetinin, Almanya vd. bazı Avrupa ülkelerinde AKP’nin uzantısı partiler kurarak lobiciliği güçlendirme ve Türkiye kökenlileri daha yoğun olarak siyasi baskı aracı olarak kullanma planı yeni değil. ADD’nin aldığı bu oyların, sözkonusu hedefler konusunda iştah arttırıcı etkisi olacağı da açık.

Peki ama hem Erdoğan’ın izlediği gerginlik ve lobi politikası, hem de milli ve dini duyguları istismar üzerinden politika yapma girişimi kime hizmet ediyor? Almanya’da yaşamakta olan Türkiye kökenli emekçilerin hayatını kolaylaştırıyor, dertlerini azaltıyor mu, yoksa tersine daha da mı çoğaltıyor? Ya da ADD’ye verilen oylar Türkiye’nin düşmanlarına atılmış bir tokat mı oluyor!

Evet soruları çoğaltabiliriz. Ama hem öncesindeki tartışmalar hem de sandıktan çıkan sonuçlarla, 24 Eylül’deki seçimler şunu açıkça göstermiştir ki, din ve etnik köken üzerinden kutuplaşma ve gerginlik siyaseti, ırkçı-sağ partilerin güçlenmesine hizmet etmekte; ve bu durum en çok da bu ülkede yaşayan Türkiye kökenli emekçilerin hayatını zorlaştırıp dertlerini çoğaltmaktadır.

Türkiye kökenli göçmenlerin milliyetçilik üzerinden bir kamplaşmaya değil tam tersine bu ülkede aynı kaderi paylaştıkları, beraber çalışıp beraber yaşadıkları Alman vd. emekçilerle daha fazla yakınlaşmaya, ortak dertlerine ortak çözümler bulmaya ihtiyaçları vardır. Çünkü Almanya vd. Avrupa ülkelerinde bu dönem güçlü esen ırkçı-milliyetçi-sağ rüzgarlar, sosyal, ekonomik sorunların kaynağı olarak gösterilen yabancıları, göçmenleri hedef haline getirmektedir. Irkçı partilerin ve izledikleri politika ile onlardan geri kalmayan hükümetlerin bu çabasını boşa çıkarmanın tek yolu ise, göçmenler ve yerli halk arasındaki ilişkilerin yakınlaşması, ortak sorun, ihtiyaç ve gelecekleri için birlikte politika yapabilmeleridir.

Bundan dolayı ADD’nin “Türklerin ve Türkiye’nin çıkarlarını koruma” iddiası göstermelik ve sadece kandırmacadan ibarettir. Erdoğan ve AKP yönetimi istediği için kurulmuştur ve etnik ayrımcılığı körükleyerek, burada yaşamakta olan Türkiyeli göçmenleri daha da yalnızlaştırıp, yerli halkla ilişkilerini daha da sancılı, gergin hale getirmeye hizmet edecektir.

ADD GİBİ PARTİLER NEDEN İLGİ GÖREBİLİYOR?

Diğer taraftan şurası da elbette gözetilmelidir ki, ADD vb. siyasi oluşumların, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler arasında hatırı sayılır derece ilgi görmesi ve görebilecek olması, hem Türkiye hem de içinde yaşadığımız Almanya’daki siyasi atmosferle yakından ilgilidir. Yani, bu ülkede yaşadığı ve hayatını zorlaştıracağı halde ADD gibi milliyetçi-etnik karakterli bir partiye duyulan bu ilgi sadece ‘siyasi cehaletle’, ‘milliyetçi-dini değerlere aşırı hassasiyetle’ açıklamak yeterli değildir. Almanya’da hükümetlerin yıllardır izleyegeldiği ayrımcı-dışlayıcı göçmen politikası; ekonomik ve sosyal bakımdan toplumun en fazla sıkıntı yaşayan grubu içinde yer alınıyor olması; Türkiye’nin siyasi tarihinde en derin kutuplaşmayı ve alt üst oluşları yaşıyor olması gibi birçok etken, kendi yaşamına zarar verecek olmasına rağmen “Erdoğan sevgisi”, “Türkiye sevgisi” gibi motiflere bürünerek ADD’ye oy vermeyi kolaylaştırmaktadır. Dışanmışlık hissi, Batılı ve Avrupalı devletlerin Ortadoğu vd. bölgelerde izlediği çıkarcı-baskıcı politikalar, İslam ve göçmenlerin günah keçisi ilan edilmesi gibi birçok durum Türkiyeli göçmenlerin büyük bölümünde ciddi etkiler ve hassasiyetler yaratmıştır, yaratmaktadır.

Elbette bu durum yapısal ve sürgit devam edecek değildir. Yeter ki, Almanya’da hükümetlerin, medyanın göçmenlere yönelik ayrımcı politikaları daha fazla tartışılıp, sorgulanabilsin. Yeter ki, Türkiyeli göçmenlerin siyasi bakımdan aydınlanmasının imkanları arttırılabilsin.

MİLLİYETÇİLİĞİ HER YERDE MAHKUM ETMEK GEREKİYOR

Öte yandan, yaşadığı gerçeklerle ve kendi ihtiyaçlarıyla ters düşen ırkçı-milliyetçi partilere yönelme çelişkisi sadece Türkiyeli göçmenlerle, ADD’ye veya Erdoğan’a oy verenlere özgü bir durum değildir.

Örneğin Almanya’da AfD’ye, Fransa’da Le Pen’e vb. vb. oy veren yığınla insanı nasıl açıklayacağız! Büyük sermaye partilerinin izlediği politikalara tepki duyan, kurtuluşu milliyetçi ideallerde görme yanılsamasına düşen ve çoğu da işçi, emekçi olan bu kesimlerin kendi hayatlarıyla çelişmesine rağmen oylarını ırkçı-milliyetçi partilere vermesi belli özgünlükler içerse de Almanya’da da, Türkiye’de de, Fransa’da da benzer gerekçelere dayanmaktadır sonuçta.

Bu nedenle bu tür partilere yönelenleri ‘suçlamak’ yerine asıl olarak neden bu tür partilere oy verir hale geldiklerini, buna yol açan koşulları sorgulayıp sonuçlar çıkarmak daha isabetli olacaktır.