Irkçılık güç topluyor, peki ne yapmalı?

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da genel seçim sonuçlarının netleşmesinden bu yana, dört bir koldan ırkçı-milliyetçi Almanya için Alternatif (AfD) partisinin neden ve nasıl yüzde 12,6 gibi yüksek bir oy aldığını tartışılıyor.

Her parti ve yayın organı bulunduğu yerden sonuçları analiz ederek, nerede eksiklik ya da yanlış yaptığı üzerinde duruyor. Özellikle devlet televizyonlarında AfD’nin propagandasının fazla yapıldığı, güç toplamak için el attığı sığınmacılar, göçmenler, İslam gibi temaların sürekli programlara konu edildiği üzerinde duruluyor. ARD televizyonunda bu yılın başında “Monitor” adlı programda “Sahne popülistlere açık” bağlığıyla yayınlanan haberlerde, devlet televizyonlarında işlenen konuların nasıl ırkçı partiye yaradığı ortaya konuluyordu. Kamuya ait iki televizyon kanalı ARD ve ZDF’te yayınlanan 141 program üzerinde yapılan incelemede sığınmacılar 40, İslam 15, popülizm-aşırı sağ 21 kez programlarda işlenmiş. Bunlar yıl içindeki programların yüzde 54’ün oluşturuyor. (wdr.de)

Irkçı partinin güç toplamasında elbette tek başına medyanın sorumluluğu yok. Başta hükümet partileri olmak üzere, bütün partilerin sorumluluğu var. İşlediği konularda demagoji, yalan, suistimal olduğu gerçeğinden hareketle açıktan mücadele yerine, sorunların üzeri örtülmeye çalışıldı. Bununla kalınmadı seçim kampanyası sırasında sosyal sorunlar yerine, ırkçı partinin kaşıdığı güvenlik, terör, sığınmacılar… konuları öne çıkarıldı.

Hal böyle olunca, geçen hafta ifade ettiğimiz,gibi, başarı diğer partiler ve medya tarafından AfD’ye hediye edildi.

En çok suistimal edilen sığınmacılar konusunda itiraz yerine adeta AfD’nin söylediklerini haklı bulunarak, sınırdışılardan dem vuruldu. İnsanların neden yerlerini-yurtlarını terk etmek zorunda kaldığı, bunda Almanya’nın dış politikasının rolünün ne olduğu üzerinde neredeyse hiç durulmadı. Bu yapılmayınca sığınmacılar, geniş kitlelerin gözünde, “Ülkelerini beğenmeyip, Almanya’nın sosyal sisteminden pay kapmaya çalışan asalaklar” olarak görüldü.

Özellikle sosyal hakları son yıllarda kısıtlanan işçi ve işsizler arasında. Yapılan seçim analizlerinde gelecek korkusu içinde olan bu kesimlerin azımsanmayacak oranda AfD’ye oy verdiği görülüyor. Araştırmalara göre, işsizlerin haklarını en fazla savunan Sol Parti bu kesimlerden yüzde 11 oy alırken, AfD iki kat (yüzde 22) oy aldı. Yine işçilerin yüzde 10’u Sol Parti’ye oy verirken, AfD’ye yüzde 21’i verdi.

AfD’nin işsizler ve işçilerden almış olduğu oyun büyük parti CDU/CSU ve SPD’ye çok yakın olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Benzer bir tabloyu Almanya haritası üzerinde de görmek mümkün. AfD’nin en çok oy aldığı yerlerin başında göçmenler ve sığınmacıların en az, işsizlik ve yoksulluğun çok olduğu bölgeler geliyor. En çok da Doğu Almanya’da.

Uzun yıllar Sol Parti’nin kalesi olan Doğu Almanya’daki eyaletlerde bu kez AfD daha fazla oy aldı. Örneğin Sol Partili Bodo Ramelow’un başbakanlık koltuğunda oturduğu Thüringen eyaletinde önceki genel seçimlerde yüzde 23.4; eyalet seçimlerinde ise yüzde 28.2 oy alınmıştı. Bu seçimlerde ise Sol Parti’nin oyu yüzde 16.9’a düşerken AfD yüzde 27 oy aldı. Benzer bir durum Sol Parti’nin koalisyon ortaklığı yaptığı Brandenburg ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletleri için de geçerli.

Sonuçlar, hükümet olma hevesinin Sol Parti’ye Doğu Almanya’da pahalıya mal olduğunu gösteriyor. Zira hükümet olmakla var olan temel sosyal sorunlar çözmediği gibi, Sol Partisi’yi, yerleşik partilere tepki göstermek için oy veren kitleler için çekim merkezi olmaktan çıkarıyor.

Koşullar sol sosyal demokrasinin güç toplaması için uygul olmasına rağmen, parti yönetimi yerinde saymayı bile başarı olarak sunuyor.

Irkçı partilerin emekçi sınıflar arasındaki ekonomik sosyal sorunlardan kaynaklı olarak büyüyen gelecek kaygısını kullanarak güç toplaması elbette Almanya’ya özgü bir durum değil.

Daha önce küçük dalgalar halinde yükseliş içinde giren ırkçılık ve milliyetçilik, ABD’de Trump’un başkanlık seçimlerini kazanmasıyla daha büyük dalgalara dönüşmüştü. Ardından Hollanda ve Fransa’da ırkçı partilerin elde ettiği başarıların bir benzeri şimdi Almanya’da elde etmiştir.

Muhtemelen aynı tartışma 15 Ekim’de Avusturya’da yapılacak genel seçimlerden sonra da sürdürülecek. Çünkü kamuoyu yoklamalarına göre ırkçı FPÖ, muhafazakar Halk Partisi’nden sonra ikici olacak gibi.

Sağ-popülist, ırkçı partiler elbette Junge Welt’ten Georg Fülberth’in de ifade ettiği gibi “(Hitler’in partisi) NSDAP gibi değil, ancak Nazilere sınırsız şekilde açık faşistleşebilecek partilerdir” (26.09).

Bu nedenle yapılacak çok iş var. Özellikle de devrimci, ilerici ve antifaşist güçler açısından.

Almanya’daki Türkiye kökenliler açısından bu tablodan çıkarılacak sonuç, her türden ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı Alman antifaşist güçleriyle ortak mücadeleyi güçlendirmek olmalı.