Kazanç eşitsizliğinin nedeni kadınlar mı?

Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, Almanya’da kadınların eşit ya da eşit değerde işi yapmalarına rağmen erkeklerden yılda ortalama yüzde 22 az kazandığını belirterek politikacılar, işverenler, işçi ve kadın örgütleri arasında bir diyalog grubu oluşturulmasını önerdi.

Buna rağmen konu, seçim döneminde bile partiler tarafından ciddiye alınmadı, çözüm önerileri getirilmedi. Önemsiz görüldü hatta yüzde 22’lik bir kazanç farkının imkansız olduğu, uydurulduğu iddia edildi.

Bunun nedeni bilinçli olarak yaygınlaştırılan, en az beş yanlış iddianın olmasından kaynaklanıyor:

Birincisi: Kadın-erkek arasında kazanç eşitsizliği diye birşey olmadığı iddiası. Böyle bir eşitsizlik yok, sadece bir grup kadın tarafından propaganda amaçlı kullanılıyor. Bu iddiada bulunan ılımlı kaynaklara göre „kadınları tek tek elinize aldığınızda erkek meslektaşından çok farklı ücret almadığını görüyorsunuz. Kadınlar erkeklerden biraz düşük ücret alabilirler ama haftalık çalışma süreleri ve ücretleri düşük işlerde çalışıyorlar, çocukları ve diğer nedenlerle daha fazla rapor alıyorlar, evde kalıyorlar, daha fazla haksızlıkla karşı karşıya kalıp ses çıkarmıyorlar ve kazançları o nedenle erkeklerden düşük oluyor. Erkekler kadar ara vermeden çalışsalar, yüksek ücretli işleri tercih etseler ve kendilerine kötü muamele edilmesine izin vermeseler aradaki fark yüzde 2-7’ye iner.“

Yüzde 2-7 ücret farkını önemsizmiş, yüzde 22’ye varma nedenlerini de kadınların suçu gibi göstermek aslında cinsiyet ayrımcılığının en güzel göstergesi. İlkin varsayalım aradaki fark yüzde 2-7 arasında olsun. Eşit ya da eşit değerde iş yapılmasına rağmen bu fark çok değil mi? Kadınların suçu ya da doğal iş bölümünün sonuçları olarak gösterilen kazanç farklılığına gelince; düşük ücretli ve yarı zamanlı işlerde çalışmaları, çocuk bakımı ve diğer nedenlerle evde kalmaları kendi tercihleri mi, onlara dayatılan koşulların sonucu mu? Bu koşulların değiştirilmesi için ne kadar çaba harcandı, hangi çözüm önerileri getirildi?

KADINLARIN KENDİ TERCİHLERİ

İkincisi: Kadınlar buna dünden razı. Onlar için aşk, evlilik, çocuk, hobi daha önemli olduğu için aslında herkesin az para kazanılacağını bildiği, bakım ve eğitim alanlarında, kendilerine zaman bırakacak işlerde çalışmayı tercih ediyorlar. Neden kadınlar az para kazanılacak işleri tercih etsinler ki? Kapitalizm kadınlara ek ödeme mi yapıyor? Onların hayatlarını insanca sürdürecek kazanca ihtiyacı yok mu? Karınları hava ve aşkla doyuyor mu? Dünyanın en önemli işleri arasında sayılması gereken bakım, eğitim işlerinin değersiz gösterilip düşük ücretlendirilmesinin nedeni kadınlar mı, sistem mi? Bir işte kadınlar çok çalışmaktaysalar o iş neden değersiz olarak algılanıyor, bunun üzerine hiç düşündünüz mü? Bir hastanede erkek bakıcıya bakıcı denirken, kadınlara hemşire denmesinin nedeninin birinin işini uzmanca, diğerinin ise yüreğiyle yaptığı algısının yaygın olmasından kaynaklandığı aklınıza geldi mi? Aynı şekilde bir firmadaki sekretere kadınsa daktilocu, erkekse asistan dendiği, bunun ücretlerine de yansıdığını düşünseniz?

Üçüncüsü: „Kadın bir başbakanımız bile var. Kadınlar artık herşey olabiliyorlar. Olamıyorsanız sizin suçunuz. Evet kadın bir başbakanımız var ama ABD’de de bir siyah, Obama, başkan olmuştu. O başkan olduğu diye ırkçılık tarihten silindi mi?

KÖTÜ İŞLERDE ÇALIŞMIYORLAR MI?

Dördüncüsü: „ En kötü işlerde erkekler çalışıyor. Örnek çöpçüler. Kadın çöpçü gördünüz mü hiç? Evet, gerçekten de Almanya’da çok az kadın çöpçü var ama başkalarının pisliğini temizleyen temizlikçi kadınlarla çöpçü erkekler arasındaki farkı söyleyebilir misiniz? Temizlikçi kadınların ezici çoğunluğu sigortasız, düşük ücretli ve haftalık çalışma süresinin 10 saati geçmediği mini işlerde çalışıyorlar. Kazançları ayda 450 Euro’yu geçmiyor.

Beşincisi: Sürekli olarak cinsler arasındaki kazanç eşitsizliğinden söz edenler şeflerine gidip ücretlerinin arttırılmasını istemekten korkan ödleklerdir. Yanlış, bir kere kadınlar kısa süreli sözleşmeli, yarı zamanlı, düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kaldıklarından, ev işlerini, çocuk-yaşlı bakımını tek başlarına üstlendiklerinden işlerini kaybetmemek için seslerini çıkaramıyorlar. Ses çıkarmak örgütlü olmaya, birlikte hareket etmeye bağlı. Zincirin en zayıf halkasından, hem de bireysel ayaklanma beklemek işi yokuşa sürmekten başka bir şey değil.