EMPERYAL UZLAŞMA

German Foreign Policy

Almanya için Alternatif (AfD) ile, 1950’li yıllardan bu yana ilk kez aşırı sağ bir parti yüzde 13’e varan oy oranıyla üçüncü büyük parti olarak federal meclise girdi. AfD, 2013 yılında aralarında kısmen tanınmış kişilerin de olduğu milliyetçi liberal ve sağ muhafazakar çevreler tarafından kuruldu. Hedef para birimi krizine bağlı olarak, sermayenin belli kesimleri açısından dezavantajlı görülen Avro Bölgesi’nden çıkışı hızlandırmaktı. Almanya’daki milliyetçilerin avroya karşı harekete geçirilme denemesi, aşırı sağ güçlerin AfD içindeki etkisini arttırdı ve partinin politikasını belirler hale getirdi. Irkçı ve açıkça Nazi döneminin yeniden ve farklı olarak değerlendirilmesi parolalarıyla seçim kampanyası sürdüren AfD, sosyolojik araştırmaların ortaya koyduğu üzere Almanya’da var olan aşırı sağ potansiyeli seçim sandıklarına götürmeyi başardı.

ALMANYA’NIN DÜNYADAKİ ROLÜ
Federal parlamentoda yer alan tüm partiler AfD ile hiçbir yakınlıkları olmadığını açıklasalar da bir çoğunun, özellikle dış ve askeri politikası ırkçı partinin programıyla paralellikler taşıyor. Almanya’nın uluslararası politikada dünyayı biçimlendiren bir güç olması yanında ABD ile ilişkilerini eşit göz hizasında sürdürmesi konusunda SPD, Yeşiller, CDU ve FDP görüş birliği içinde. AfD programında ABD’nin Almanya’nın en önemli müttefiki olduğu belirtilirken dış ve güvenlik politikasının eşit haklara sahip partnerler olarak sürdürülmesi gerekliliğine dikkat çekiliyor. Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel (SPD) de kısa süre önce dünyada güçler dengesinin değiştiği tanısını yaparak ABD’nin dünyanın en önemli devleti olmaktan çıkacağı öngörüsünde bulunmuştu. Başbakan Angela Merkel ABD ile gelişmelere ilişkin, “Başkalarına tümüyle güvendiğimiz zamanlar geride kaldı. Avrupalılar olarak kendi kaderimizi kendimiz belirlemek zorundayız” açıklamasını yaptı. Yeşiller Eş Başkanı Cem Özdemir ise; “Değer ve düzenlemeler konusunda küresel bir rekabetle karşı karşıyayız, bizzat ABD Başkanının bu değerlere saldırdığı koşullarda Avrupalılara çok görev düşüyor” dedi.

ORDUNUN GÜÇLENDİRİLMESİ
Partiler arasında dünyanın yeniden biçimlendirilmesi, ABD ile eşit göz hizasında ilişki ve ordunun dış müdahalelere uygun hale getirilmesi gibi emperyalist iddialarda asgari bir uzlaşma varken stratejik çerçevede AfD farklı duruş sergiliyor. Berlin’deki “ana akım partiler” Almanya’nın dünya çapındaki iddialarını, AB’nin güçlendirilmesi ve Avrupa’da önderliğin üstlenilmesine bağlıyorlar. Örneğin Cem Özdemir, Alman dış politikasında önceliğin Avrupa’nın güçlendirilmesine verilmesi gerektiğini belirtiyor. Yeşiller, FDP, SPD, CDU/CSU; “Avrupa Birliği’nin dış ve askeri politikasında ortaklaşmanın zorunluluğu ve Avrupa çapında birbiriyle bağlantı içindeki askeri yapıların Alman ordusunun vurucu gücünün arttırılmasına hizmet etmesi gerektiği” konusunda hemfikirler. Cem Özdemir; “Alman ordusunun gücünü, Avrupa Savunma Birliği’nin parçası olmaktan almasının zorunlu olduğunu” açıklarken FDP seçim programında “Avrupa Birliği’nin Avrupa ordusuna ihtiyacı olduğu” vurgulanıyor.
AfD ise Avrupa ordusunun kurulması ve AB’nin dış politikasının ortaklaştırılmasına sıcak bakmıyor, programında bu, “Almanya’nın ulusal bir güvenlik stratejisine ihtiyacı var” şeklinde formüle ediliyor. “AB’nin zayıflaması ve üye ülkelerin birliği terk etme çabalarının desteklenmesiyle Almanya’nın emperyalist iddialarının hayata geçirileceği” vurgulanıyor. Stratejik olarak her ikisi de mümkün; çünkü AfD’nin öngörülerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ırkçı ve açıkça Nazi döneminin yeniden gözden geçirilip değerlendirilmesi sloganlarıyla parlamentoya giren partinin hangi toplumsal tabakaların sözcüsü olduğu ve kimlerce sahiplenildiği belirleyecek.

Çeviren: Semra Çelik