Macron geleceği belirsiz bir Avrupa’yı savunuyor

Lenaïg Bredoux, Mediapart

Atina konuşmasından 3 hafta sonra Fransa Cumhurbaşkanı, Avrupa projesini tekrar canlandırmak için tasarladığı önerilerini uzun uzun detaylandırdı. Daha fazla uyum öneriyor. Fakat bu proje kısa bir süre sonra Alman hükümetinin karşı çıkmasıyla karşı karşıya kalabilir.
Cumhurbaşkanı çok içten bir savunma yaptı fakat bu projenin geleceği hiçte belli değil. 26 Eylül’de Emmanuel Macron Paris Sorbonne Üniversitesinde Avrupa’nın yeniden inşa projesi üzerine yaklaşık 2 saat boyunca iradeciliğin egemen olduğu bir konuşma yaptı. Art arda önerileri sıralamadan da öte, Fransa Cumhurbaşkanı 2005 (AB Anayasası) referandumundan bu yana batmakta olan Avrupa üzerine bir tartışmayı tekrar açmak istiyor. Fakat on yıldır süren hayal kırıklığı ve Almanya seçimlerinden bir kaç gün sonra buna artık kim inanabilir ki?
Konuşmanın özü açısından bakıldığında ise Emmanuel Macron kesinlikle şuna inanıyor: Avrupa projesini tekrar canlandırmak için halktan yetki almanın yanı sıra tarihsel bir fırsat da yakalamış durumda. Cumhurbaşkanı ve danışmanları bunu gizlemiyorlar bile. Onlara göre Fransız Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu Avrupa konusunda bir referandum niteliğindeydi. Sorbonne amfi tiyatrosundan sorulan bir soruya Macron şu cevabi verdi: Mesele “cumhuriyetçiler cephesinin oluşması değildi, yaşanan Avrupa’ya inananlar ile inanmayanlar arasında Avrupa üzerine ender bir tartışmanın patlak vermesiydi. İnananlar kazandı.” (…)

Devlet başkanı, kendisinden önceki başkanların, özelliklede kendisinin de ilk başlarda Avrupa zirvelerine eşlik ettiği François Hollande’un eylemlerinden dersler çıkardığını belirtiyor. “Fransa’nın önerdiği dönem, bu dönem artık bitti” diye belirtti konuşmasında. Bir önceki dönemde birçok devlet başkanı ve hükümet, Avrupa kurumları, AB Komisyonu ya da Meclisi, sık sık görüşlerini açıkça belirtmeyen ve bunları hayata geçirmek için ittifaklar kurmaya beceremeyen Fransa’nın sesini duyuramadığını şikayet ediyorlardı. Elysée Sarayı na göre “Eksik olan da, beklenen de buydu” vurgusu yapılıyor. Dolayısıyla Emmanuel Macron’un konuşması Avrupa Birliğinin kurumlarının güçlendirilmesini savunan uzmanların bu kesimini memnun etmiştir.

Elysée Sarayı’nda “Ülke düzeyde gündeme gelen reformların takvimi verilen söze, hem özü itibariyle, hem de inanırlığı açısından güç veriyor” şeklinde değerlendiriliyor. Nicolas Sarkozy ve François Hollande döneminden farklı olduğunu göstermek için de “Yüzde 3 oranına inmek için bütçede yapılan çabalar da aynı yönde” diye belirtiliyor. “Geçmiş yıllarda yaptıklarımızdan çok farklı” olduğunun altı özellikle çiziliyor. Diğer yandan Emmanuel Macron “Avrupa’nın yeniden inşası” için manevra alanının da dar olduğuna inanıyor. Avrupa’nın en temel ekonomilerinin yöneticileri daha yeni seçildiler ve reformlarını hayata geçirmek için 4 yıllık bir süreleri var.

Fransız yürütmesi çok iyi biliyor ki Almanya’da yürütülen uzun ve zor (hükümet) görüşmeleri Fransa’nın projesi için bir tehdit olabilir. Örneğin, Fransa’nın Avro Para Bölgesi reformlarına karşı çıkan FDP’li liberallerin seçim sürecindeki savundukları programla karşı karşıya gelebilir. Diğer dosyalar konusunda daha uzlaşmacı olmaları bekleniliyor. Koalisyona girmesi beklenen Yeşiller de daha ılımlı yaklaşıyorlar.
Sonuç olarak Emmanuel Macron 26 Eylül’de çok ihtiyatlı davrandı. Ekonomik ve para birliğinin geleceği konusundaki önerilerine ancak 5 ayrı öncelikle konuya değindikten sonra geldi. Güvenlik ve savunma ya dair öneriler, sınırların denetlenmesi konusu, ekolojik geçiş sorunu, gıdasal egemenlik ve nümerik. “Avro para konusu üzerine utanç verici bir bölünmemiz yok” diye vurgu yaptı fakat ne para bölgesinin bütçesi, ne bakanlıkları ne de meclisi konusuna değindi. Diğer yandan, avro para birimi bölgesi içerisinde arzuladığı dayanışma ya da vergi ve sosyal birlik sağlamayı savunur gibi, Alman sağını da bir korkuluk olarak kullanmadı. Beklendiği gibi var olan bütçe kurallarını ya da Avro Bölgesi’nde ki yapısal dengesizlikleri de hedef almadı.

Çeviren : Deniz Uztopal