Alman solunun ’sığınmacılar sorunu‘

YÜCEL ÖZDEMİR

Genel seçimlerin üzerinden yaklaşık iki hafta geçti, tartışmalar ise devam ediyor. Zira sandıktan çıkan sonuçlar daha çok tartışma götürür. Sonuçlara, artık solla alakası kalmayan Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller’i bir yana koyup geriye kalan sol açısından baktığımızda şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız: Seçimlere katılıp katılmama tartışması yapan Alman Komünist Partisi (DKP) ile ülke genelinde yaygın bir kampanya yürüten Maoist çizgideki Almanya Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLPD) kayda değer bir oy alamadı.
Sol sosyal demokrat çizgideki Sol Parti ise dört yıl önce aldığı yüzde 8.6 oyu yüzde 9.2’ye çıkararak Federal Parlamentoya 69 milletvekili gönderdi. Hıristiyan demokratlarla sosyal demokratların tarihi çöküş yaşadığı bir seçimde Sol Partinin oyunu az da olsa artırmasını bir başarı olarak görenler de var. Ancak, ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) Partisinin yüzde 12,6 gibi yüksek bir oy oranı aldığı bir seçimlerde solun neden daha fazla oy alamadığı, işçilerin ve işsizlerin neden sağcı partiye oy verdiği üzerinde tartışma, özellikle Sol Parti içinde başlamış durumda.
Tartışmanın fitilini Sol Partinin Eski Eş Başkanı, Alman solunun önemli isimlerinden Oskar Lafontaine ateşledi. Sosyal medya hesabı üzerinde seçim değerlendirmesini yayımlayan Lafontaine, işsizler ve işçilerin Sol Partiden çok ırkçı partiye oy vermesini sorguladıktan sonra bunun sebebini şu şekilde özetledi: “Düşük gelirli olanlar tarafından yeterli desteğin alınmamasının asıl neden başarısız sığınmacılar politikasıdır. Bu sadece Sol Parti için değil, bugüne kadar Federal Parlamentoda temsil edilen diğer partiler için de geçerlidir. Çünkü dünya genelindeki sığınmacılar sorunu konusunda sosyal adalet prensibini devre dışı bıraktılar.” (nd-online.de)
Lafontaine yazısının sonraki cümlelerinde “Önce Almanlar” kavramını kullanmasa da “Sosyal adalet prensibinin önce Alman işçiler ve işsizler için geçerli olması gerektiğini’ anlatıyor. Dolayısıyla, Sol Partinin sığınmacıları konusunda Alman işçi ve işsizleri düşünerek bir seçim politikası izlemesi durumunda daha fazla oy alabileceğini savunuyor. Ayrıca Almanya’ya gelenlerin parası olup da insan kaçakçılarına verebilen bir azınlık olduğunu, asıl yoksul sığınmacıların gelme imkanı elde edemediğini, bu nedenle asıl yardımın onlara yapılması gerektiği tezini ortaya atıyor. Başka bir değişle insani sorumluluğun Almanya’ya gelenlere değil, gelemeyenlere karşı gösterilmesini istiyor ve partinin bu konuda yanlışlık yaptığını dile getiriyor.
Bunun açık tercümesi sığınmacılar politikasının sağa kaydırılmasını savunma anlamına geliyor. Partinin çizgisini sağa kaydırmakla belki daha fazla oy alınabilir, ancak bu korku ve endişe içerisinde olan işçi ve işsizlerin sığınmacılar konusundaki geri bilincinin değiştirildiği anlamına gelmiyor.
Lafontaine’nin sağdan eleştirisine partinin Eş Başkanı Bernd Riexinger ve aslında sağ kanadı temsil eden Meclis Grubu Eski Başkanı Gregor Gysi gecikmeden yanıt verdiler. Neues Deutschland gazetesinde yayımlanan yazısına “Önce Alman duruşuna karşı” başlığı koyan Riexinger, eksikliklere rağmen partinin oyunu arttırdığını, önemli bir çalışma yapıldığını belirttikten sonra işsizlerin ve daha önce Sol Partiye oy veren 400 bin seçmenin bu kez AfD’ye oy vermesini şu şekilde özetliyor: “Nedenler çok katmanlı. Sadece, basit bir şekilde sığınmacılar politikasıyla açıklamaya çalışmak yanlış ve tehlikelidir. AfD özellikle CDU/CSU’nun politikasını taklit ettiği yerlerde oy kazandı.” (nd-online.de)
Riexinger “tehlikeye” dikkat çekmekle pek haksız sayılmaz. Eğer partinin daha fazla oy kazanmaması “başarısız sığınmacılar politikası”yla açıklanacaksa, o zaman oylarını arttırdığı Batı Almanya’daki durumu nasıl açıklamak gerekiyor. Aynı sığınmacılar politikasını izleyen parti, az sayıda göçmen ve sığınmacının yaşadığı, ancak işsizlik ve yoksulluğun yüksek olduğu Doğu Almanya’da oy kaybına uğraması dikkate değer. Öyle görülüyor ki, Sol Parti Doğu Almanya’da sistem partilerinden kopuş içinde olan kitleler için bir alternatif olmaktan çıkmış. Bunda, hükümet meraklısı ve Gysi’nin temsil ettiği çizginin sorumluluğu büyük. Çünkü bu eyaletlerin bir kısmında Sol Parti koalisyon ortağı. Eğer doğudaki oy kaybının nedenleri aranacaksa sığınmacı politikasından çok bölgede izlenen yanlış sosyal politikalarda aranmalı.

Bu nedenle Sol Partinin sorununu tek başına “sığınmacılar politikası”na indirgemek yanlıştır. Çözüm olarak sağa kaymayı önermek ise çaresizliktir. Ülkede sağa kaymaya çalışanın çok olduğu bir dönemde, sol için çare daha solda aranmalı. Muhalefet yapmaya hazırlanan SPD, sağa değil sola kayarak oy toplamaya hazırlanıyor. Bu durumda Sol Partiye düşen başta işçi sınıfı olmak üzere emekçileri kazanacak antikapitalist, antifaşist ve emperyalist dış politikaya karşı daha tutarlı bir çizgiyle politika yapmasıdır. Bunun için koşullar her zamankinden daha uygun.