Adın çıktıysa bir kere

Kathrin GOTTSCHALK
TAZ

Projektörler bir kez daha Doğu’ya çevrildi. Almanya’da seçim yapıldı, eski Doğu Almanya Cumhuriyeti’ne (DAC) ait yerlerde ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisi güçlendi. Saksonya eyaletinde en güçlü parti oldu bile. Bu sonuçlara bağlı olarak akla gelen ilk soru Doğu’da işlerin neden doğru gitmediği?
Bazıları Doğu’da demokrasi deneyiminin olmadığını söyleyerek, DAC’da demokrasi olmadığından halkın böyle davrandığını iddia ediyor. Bazılarına göre ise neden, iki Almanya’nın birleşmesinden sonra yapılan kötü deneyler ve halkın geçen yıllara rağmen hâlâ “öteki” olarak kalması.
Federal seçim sonuçlarını Almanya’nın birleşmesine bağlı olarak analiz ettiğimizde aklımıza neler geliyor? Hâlâ Batılı meslektaşları kadar kazanamayan, bu nedenle hayal kırıklığına uğramış emekçiler mi yoksa zihinsel özürlü erkekler mi, ırkçılık mı? Projektörleri yaktığımızda Doğu ve Batı arasında hâlâ var olan yapısal farklılıkların arasına, her iki tarafta paralel olarak gelişen, birleşmiş Almanya için ortak olan, başka şeylerin karışmış olduğunu görüyoruz.
24 Eylül’de seçmenlerin yüzde 12.6’sı milliyetçi ve ırkçı pozisyonlara çatı olan bir partiyi, AfD’yi, seçti. Bu parti, ülkenin yabancılaştığı uyarısını yaparak, mültecilerin kararlı şekilde sınır dışı edilmesini savunuyor. Diğer partiler ne yapıyor? Hristiyan Sosyal Birlik (CSU), mülteci alımında bir üst sınır talep ediyor. Sol Parti (Die Linke), ev sahipliği hakkının hayata geçirilmesinden söz ediyor ve sosyal demokratlar (SPD) sert yaptırımların zorunlu olduğu görüşünde.
Hepsi AfD’nin ana temasına destek sunarak, sanki Almanya’nın en büyük sorunu mültecilermiş gibi bir tartışma sürdürüyor. “Almanya Almanlarındır” ırkçı söylemi öne çıkarılmasa da “Alman halkının korkuları”ndan yola çıkılıyor. Duyulan korku haklı, öyleyse birazcık ırkçılıktan korkmamak gerekiyor. Ama haklı bulunan bu korkuya rağmen yine de AfD’yi seçmemek gerekiyor. Neden? “Bize yakışmaz, çünkü o aşırı sağcı bir parti”. Cevap bu kadar basit!
Bu nedenlendirme, Nazi etiketi üzerinden yapılıyor. Kimse, hatta sokaklarda “yabancılar dışarı!” diye bağıranlar bile Nazi olduklarını kabul etmiyor. Ya, etiketlere takılmayanlar varsa? Örneğin PEGİDA’nın çıkmasından bu yana nasıl olsa Nazi olarak damgalanan Saksonya eyaletinde “endişeli vatandaşlar” rahatça AfD’yi seçebilirler.
AfD, artık Nazi etiketinin bazıları için ürkütücü olmaktan çıkmasını başardı. Batı’dakinden çok Doğu’da. AfD, kendine yönelik haklı eleştirileri, haksız olarak niteleyerek Nazi sözcüğüyle marjinalleştirildiğini söylüyor. Doğu Almanyalılar da Nazi içerikli marjinal tartışmalarla gündeme geldikleri görüşündeler. “Nazi” hem AfD’ye hem de Doğululara yöneltilen ve onların üstlenmedikleri ortak bir sözcük. Her ikisi tarafından da ana akım politikaya onay vermedikleri için yapıştırılan etiket olarak algılanıyor ve ürkütücü etkisini yitiriyor. Sonuçta, “Adım çıkmış dokuza, inmez sekize” mantığıyla hareket edilmesine yol açıyor. Adın bir kere çıkmaya görsün…
(…) Batı ve Doğu, geçmişleri, birleşmeden sonraki deneyleri, yapıları nedeniyle birbirinden farklılar ama seçim tercihleri konusunda pek de büyük farklılıkları yok. 24 Eylül’de Doğu’daki Rostock’ta seçmenlerin yüzde 15.5’i AfD’yi destekledi. Batı’da Main-Kinzig’de AfD’ye oy verenlerin oranı yüzde 15.4 oldu. Doğu’da Weimar’da seçmenlerin yüzde 17.5’i, Batı’da Deggendorf’ta yüzde 19.2’si AfD’ye oy verdi.
AfD’nin oy oranı Doğu’daki Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde yüzde 18.6, Batı’daki Baden-Württenberg eyaletinde yüzde 12.2 oldu. Yüzde 6’lık bu fark bazıları tarafından abartılıyor, ırkçılığın Doğu’ya ait bir fenomen olduğu iddia ediliyor. Aslında ortaya çıkan ise ırkçılığın Doğu ve Batı’nın ortak bir problemi olduğu. (…)
İki Almanya’nın birleşmesinin üzerinden 27 yıl geçti. Hâlâ ekonomik ve kültürel açıdan bütünleşemedik. Ancak AfD’nin Doğu’da ve Batı’da oy oranını artırmasının gösterdiği bir şey var: Irkçılık konusunda bütünleştik!

Çeviren: Semra Çelik