Sol Parti’de sığınmacılar tartışması

Genel seçimlerden sonra Sol Parti içinde de sığınmacılar politikası konusunda tartışma alevlendi. Oskar Lafontaine’nin başını çektiği kesimler partinin yeteri kadar yüksek oy almamasının nedenini izlenen sığınmacılar politikasına bağladı ve “sosyal adaletin sığınmacılar politikasına feda edildiği” görüşünü ortaya attı. Parti Eşbaşkanı Riexinger ise, sorunu salt sığınmacılar politikasıyla açıklamanın tehlikeli olduğuna dikkat çekti.

24 Eylül’de yapılan genel seçimlerin üzerinden yaklaşık üç hafta geçti. Ancak tartışmalar devam ediyor. Her parti kendi cephesinden sonuçların ne anlama geldiğini irdeliyor. Zira sanıktan çıkan sonuçlar yoğun bir tartışmayı hak ediyor. Sonuçlara, Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller’i bir yana koyup geriye kalan sol açısından baktığımızda şöyle bir tablo göze çarpıyor: Seçimlere katılıp katılmama tartışması yapan Alman Komünist Partisi (DKP) ile ülke genelinde yaygın bir kampanya yürüten Maoist çizgideki Almanya Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLPD) kayda değer bir oy alamadı. DKP 11 bin 700, MLPD 30 bin oy aldı.

Sol sosyal demokrat Sol Parti ise dört yıl önce aldığı yüzde 8,6 oyu yüzde 9,2’ye çıkararak Federal Parlamento’ya 69 milletvekili gönderdi. Hıristiyan demokratlarla sosyal demokratların ciddi düşüş yaşadığı bir seçimde Sol Parti’nin oyunu az da olsa artırmasını bir başarı olarak görenler de var. Ancak, ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yüzde 12,6 gibi yüksek bir oy oranı aldığı bir seçimlerde solun neden daha fazla oy alamadığı, ‘işçilerin ve işsizler arasından neden sağcı partiye ciddi ölçüde oy çıktığı’ konusundaqki tartışmalar Sol Parti’nin gündeminde bulunuyor.

LAFONTAINE’DEN YİNE TARTIŞMA YARATAN YAKLAŞIM

Tartışmanın fitilini Sol Parti’nin eski Eşbaşkanı, Alman solunun önemli isimlerinden Oskar Lafontaine ateşledi. Sosyal medya hesabı üzerinde seçim değerlendirmesini yayınlayan Lafontaine, işsizler ve işçilerin Sol Parti’den çok ırkçı partiye oy vermesini sorguladıktan sonra bunun sebebini şu şekilde özetledi: “Düşük gelirli olanlardan yeterli desteğin alınmamasının asıl nedeni başarısız sığınmacılar politikasıdır. Bu sadece Sol Parti için değil, bugüne kadar Federal Parlamento’da temsil edilen diğer partiler için de geçerlidir. Çünkü dünya genelindeki sığınmacılar sorunu konusunda sosyal adalet prensibini devre dışı bıraktılar.” (nd-online.de)

Lafontaine’in yazının devamında “Sosyal adalet prensibinin önce Alman işçiler ve işsizler için geçerli olması gerektiğini‘ ifadesine yer vermesi de dikkat çekti. Dolayısıyla, Sol Parti’nin ‘sığınmacılar konusunda Alman işçi ve işsizleri düşünerek bir seçim politikası izlemesi durumunda’ daha fazla oy alabileceği görüşü öne çıkıyor. Ayrıca Almanya’ya gelen sığınmacıların, parası olup da insan kaçakçılarına verebilen bir azınlık olduğu, asıl yoksul sığınmacıların ise gelme imkanı elde edemediğini, bu nedenle asıl yardımın onlara yapılması gerektiği görüşü de dile getiriliyor. Başka bir değişle insani sorumluluğun Almanya’ya gelenlere değil, gelemeyenlere karşı gösterilmesini istiyor ve partinin bu konuda yanlışlık yaptığını dile getiriyor.

Bunun açık tercümesi sığınmacılar politikasının sağa kaydırılmasını savunma anlamına geliyor. Partinin çizgisini sağa kaydırmakla belki daha fazla oy alınabilir, ancak bu korku ve endişe içerisinde olan geniş yığınların ve özelde de işçi ve işsizlerin sığınmacılar konusundaki geri bilincinin değiştirilmesine katkı sunmak bir yana bu yöndeki eğilimi doğrulamak anlamına gelmiyor.

Gerçi Lafontaine bunu ilk kez yapmıyor. Daha önce Doğu Avrupa ülkelerinden gelen işçilere kapıların kapatılabileceğini, sığınmacı akınına karşı bir kotanın uygulanabileceğini de söylemişti. Bu nedenle, Sol Parti’nin oyunu yeteri kadar artırmamasını “başarısız sığınmacılar politikasına” bağlaması şaşırtıcı değil.

ÖNCE ALMANLAR’A KARŞI DURUŞ”

Lafontaine’nin sağdan eleştirisine partinin Eşbaşkanı Bernd Riexinger, sağ kanadı temsil eden Meclis Grubu eski Başkanı Gregor Gysi ve pek çok milletvekili gecikmeden yanıt verdi.

Neues Deutschland gazetesinde yayınlanan yazısına “Önce Alman duruşuna karşı” başlığı koyan Riexinger, eksikliklere rağmen partinin oyunu arttırdığını, önemli bir çalışma yapıldığını belirttikten sonra işsizlerin ve daha önce Sol Parti’ye oy veren 400 bin seçmenin bu kez AfD’ye oy vermesini şu şekilde özetliyor: “Nedenler çok katmanlı. Sadece, basit bir şekilde sığınmacılar politikasıyla açıklamaya çalışmak yanlış ve tehlikelidir. AfD özellikle CDU/CSU’nun politikasını taklit ettiği yerlerde oy kazandı.” (nd-online.de)

Riexinger “tehlikeye” dikkat çekmekle pek haksız sayılmaz. Eğer partinin daha fazla oy kazanmaması “başarısız sığınmacılar politikası”yla açıklanacaksa, o zaman oylarını arttırdığı Batı Almanya’daki durumu nasıl açıklamak gerekiyor. Aynı sığınmacılar politikasını izleyen partinin, az sayıda göçmen ve sığınmacının yaşadığı, ancak işsizlik ve yoksulluğun yüksek olduğu Doğu Almanya’da oy kaybına uğraması dikkate değer. Öyle görülüyor ki, Sol Parti Doğu Almanya’da sistem partilerinden kopuş içinde olan kitleler için bir alternatif olmaktan çıkmış. Bunda, hükümet meraklısı ve Gysi’nin temsil ettiği çizginin sorumluluğu büyük. Çünkü bu eyaletlerin bir kısmında Sol Parti koalisyon ortağı. Eğer doğudaki oy kaybının nedenleri aranacaksa sığınmacı politikasından çok bölgede izlenen yanlış sosyal politikalarda aranmalı.

GYSI: 1990‘DAN BU YANA SORUN

Geçmişte parti içinde Lafontaine ile girdiği kavgalardan başlayarak tepkisini ortaya koyan Gysi, Sol Parti’nin işçi ve işsizlerden az oy almasını parti yöneticilerinin başarısızlığına bağlamanın doğru olmadığını belirttikten sonra, dünya genelinde sosyal sorunların yaşandığını ve buna yanıt verilmesi gerektiğini belirtti. Gysi yazısında: “Doğru, işçilerden ve işsizlerden az oy aldık. Bu 1990’dan bu yana bizim için bir sorun. Ancak daha fazla işçi ve işsizin oy vermesi adına sorunlar yanlış, yarım doğru pozisyonlar üzerinden umut yaratılmamalı. Görevimiz işçileri ve işsizleri adım adım, bizim onların çıkarına olan politikayı savunduğumuza inandırmaktır. Sığınmacılar olmadığı takdirde, Federal Parlamento ve büyük işverenlerin, işçilerin lehine kararlar alacakları bir illüzyondur. Çünkü sığınmacılar akınından önce de durumları iyi değildi, bugün de ondan çok kötü değil.” (nd-online.de)

Farklı yaklaşımların arkasında elbette, tartışan taraflar arasında parti içinde bir çekişmede önemli rol oynuyor. Bu nedenle Sol Parti’deki son tartışmaları sadece tek başına “sığınmacılar politikası”na indirgemek isabetli olmayacaktır. Daha fazla oy uğruna popülist politikalara yönelmek ve emekçi yığınlar arasında oluşturulan yanılsamaları güçlendirecek bir çizgiden medet ummak, aslında çaresizliğin bir göstergesidir.

Ülkede ve Avrupa genelinde, milliyetçi-ırkçı veya ılımlı ya da radikal yeterince sağ politikanın öne çıktığı bir dönemde, sol için çare sağa bakmak olmamalıdır. Kaldı ki, muhalefet yapmaya hazırlanan SPD dahi, sağa değil sola kayarak oy toplamaya hazırlanıyor. Bu durumda Sol Parti’ye düşen, işçi ve emekçilerin ekonomik ve sosyal alandaki ihtiyaç ve taleplerini daha yakından savunmak, sığınmacıları veya göçmenleri günah keçisi yapan propagandaların bulanıklaştırdığı bilinçleri aydınlatacak bir yaklaşım sergilemek olmalıdır. (YH)