Vefatının 18. yılında Fakir Baykurt

Kemal Yalçın

Yazar, öğretmen ve sendikacı Fakir Baykurt aramızdan ayrılalı 18 yıl oldu. Fakir Baykurt dünyayı sadece anlamak ve anlatmakla kalmamış, yaşadığı toplumu ve dünyayı daha iyiye, daha ileriye doğru değiştirmek için yaşamı boyunca mücadele etmişti.

Örgütçülüğü, eğitimciliği ve yazarlığı onun dünyasının üç temel boyutudur. Onun adı 1960 sonrası örgütlü öğretmen mücadelesi, özellikle Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile bütünleşmiştir. Bir koltuğa iki karpuz sığmaz derler… Fakir Baykurt, 70 yıllık yaşamına 50 eser, 40 yıllık öğretmenlik; TÖS ve TÖDMF (Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu) Genel Başkanlıklarını sığdırmıştı.

Fakir Baykurt, TÖS Genel Başkanı olduğu için oradan oraya sürüldü. Açığa alındı. Huzursuz edildi. Cezalandırıldı. Görevini verimli bir biçimde yapabilmesi engellenmek istendi.

1969 yılı siyasal ve toplumsal mücadelelerin yoğunlaştığı; karşı devrimci saldırı ve kışkırtmaların arttığı bir yıl oldu. TÖS, karşı devrimci güçlerin, Demirel iktidarının başlıca hedeflerinden biriydi.

TÖS Davası

12 Mart 1971 askeri müdahalesinin ardından başta TÖS yöneticileri, Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Osman K. Akol, Veli Kasımoğlu olmak üzere hemen hemen tümü de TÖS üyesi 3600 öğretmen ve eğitimci gözaltına alındı. Bunlardan bir bölümü tutuklandı.

Fakir Baykurt ve diğer TÖS yöneticilerinin tutukluluğu uzun sürdü. TÖS Davası bitmeden kamuoyunun baskısıyla af yasası çıktı. Yasadan yararlanırlarsa dava hemen bitebilir, tutuklu sanıklar da kısa yoldan özgürlüklerine kavuşabilirdi.

Ama Fakir Baykurt ve arkadaşları aftan yararlanmayı kabul etmediler. “Aftan yararlanmayacağız!” dediler.

2 Numaralı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi, uzun yargılama süreci sonunda Fakir Baykurt ve üç genel merkez yöneticisini 8 yıl, 10 ay, 20 gün ağır hapis cezasına; 55 sanığı da 10 ay ile 10 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırdı.

Fakir Baykurt ve arkadaşları beraat kararlarının basında, radyo ve televizyonda yayınlanması için dilekçe verdiler. Taleplerini kabul ettirdiler. Tutukluluk sürelerinde kesilen maaşlarını geri alabilmek için dava açtılar. Kazandılar. Gasp edilmiş haklarını söke söke geri aldılar.

Her şart altında yazarlık

Fakir Baykurt, her şart altında yazarlığını sürdürdü. Mücadelenin en zor günlerinde bile başarılı eserlerini yazdı. Ünlü romanlarından biri olan Tırpan’ı “Fevzipaşa’da sürgündeyken, bütün hazırlıkları yolda belde tamamlayarak ve yazabilmek için TÖS yönetimindeki arkadaşlarından bir aycık izin alarak!” kaleme aldı. 1970 yılında yayınladı. Aynı yıl Tırpan ile Türkiye Radyo Televizyon Kurumu – TRT Roman Ödülü; Sınırdaki Ölü ile de TRT Öykü Ödülü’nü aldı.

Tutuklandığı 1971 yılında gene Tırpan ile Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü aldı. Mamak Askeri Cezaevi’nde ve daha sonra kaldığı Kızılcahamam Cezaevi’nde geçen yıllarını yazarak değerlendirdi. İçerdeki Oğul, Köygöçüren, Can Parası o zorlu günlerde yaratılmış önemli eserlerindendir.

Fakir Baykurt’un örgütlü mücadelesinin özellikleri

Fakir Baykurt’un yaşamına, mücadelesine, yazarlığına yön veren felsefi temel materyalist, sosyalist bir dünya görüşüydü. Ama o materyalizmi ve sosyalizmi ezberlenen kuru doğmalar olarak değil; canlı, değişken, yaratıcı, bilimsel bir dünya görüşü olarak anlıyor ve uyguluyordu.

Akçaköy’ün dikenleri, karaçalıları arasından geliyordu. Yoksulluğun ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. O var olduğu mayayı, içinden çıktığı toprağı, kendini yaratan halkı hiçbir zaman unutmadı. Yaşamı boyunca insanların gözlerinin önündeki dünyayı ve gözlerinin arkasındaki evreni aydınlatmaya çalıştı.

Fakir Baykurt “sol”u, “solculuk”u, “sosyalizmi” kimilerinin yaptığı gibi yakasında rozet olarak taşımadı. Onu sendikal çalışmalarında “yavaşlıkla” suçlayan bazı “hızlı solcular”, “hızlı sosyalistler” 1990 sonrası güvendikleri dağlar yıkılınca, rüzgâr gülü gibi yön değiştirirlerken Fakir Baykurt düşüncelerinden de mücadele anlayışından da taviz vermedi.

Baykurt’un örgütlü mücadelesinin çizgisi kendi toprağına ayak basıyor; kendi halkının ve dünya halklarının geçmişten beri gelen ilerici, devrimci, insancıl direnme damarından kuvvet alıyordu. O, mücadelesinde tutarlıydı. Toplayıcı ve birleştiriciydi. İnsanları ve mücadele arkadaşlarını iyi tanıyordu.

Fakir Baykurt alçak gönüllü, toleranslı ve kararlıydı. Mücadele arkadaşlarına, dostlarına karşı vefalıydı. Gönül kırmamaya özen gösteriyordu.

Fakir Baykurt zamanı, mekânı ve insanı iyi hesaplayan bir örgütçüydü. TÖS eylemlerinin geniş kapsamlı ve sonuç alıcı olmasında, birçok başka etken yanında, eylem biçiminin, zamanının, yerinin, hedefinin doğru seçilmesi; üyelerinin ve kamuoyunun eylem için iyi hazırlanması esas belirleyici olmuştur.

Son söz

Bu yazımı 23 Kasım 2000 tarihinde, Fakir Baykurt’un aramızdan ayrılışının birinci yılında kaleme almıştım. Aradan 17 yıl geçti. Türkiye eğitim alanında, toplumsal barış alanında, temel hak ve özgürlükler alanında 2000’li yılların daha da gerisine gitti. Eğitim ve öğretim bilimsellikten uzaklaştırıldı, dinci bir nitelik kazandı. İktidarın sesi haline getirilmiş olan sendikalar dışındaki sendikalara yaşama hakkı verilmiyor. Türkiye olağanüstü hâl kararnameleriyle yönetiliyor.

Türkiye’nin bu hale getirilmesinde 1969 yılında demokratik eğitim talebiyle boykot yapan 50 300 öğretmen aleyhinde kovuşturma açan, binlerce öğretmene çeşitli cezalar veren, öğretmen okullarını kapatıp imam hatip okulları açan, 1969’da Kayseri Alemdar Sineması’nda 800 öğretmeni yakmak isteyenlere cesaret vermiş olan Demirel Hükümetlerinin, Milliyetçi Cephe Hükümetlerinin, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askeri darbelerinin büyük sorumluluğu vardır.

1968’ler, 1971’ler, 1980’ler bugünlerin önsözünün yazıldığı günlerdi. Türkiye’nin bu zor günleri aşacağına inanıyor, ustam Fakir Baykurt’u saygı ve sevgiyle anıyorum.