Katalonya, AB ve bağımsızlık

YÜCEL ÖZDEMİR

1 Ekim’den bu yana Katalonya’nın bağımsızlığı için yapılan referandum ekseninde hem İspanya hem de AB içindeki tartışmalara baktığımızda, genel olarak Avrupa’da burjuvazinin ulusal sorun karşısında da giderek gericileştiği görülüyor.
Bu gericileşme, Katalonya’nın bağımsızlığı yaklaştıkça daha açık kendisini gösteriyor. İspanya Başbakanı Mariano Rajoy’un, bağımsızlık kararını erteleyen Katalonya Başbakanı Carles Puigdemont’u Anayasanın 155. maddesini devreye koymakla tehdit etmesi bunun en somut ifadesi. Başka bir deyişle, faşist Franco döneminde yapıldığı gibi, var olan özerkliğin ortadan kaldırılacağının mesajını veriyor.
Peki bu mümkün mü?
Almanya’dan başlayarak bütün AB ülkelerinin siyasi gericileşmeye verdikleri tam desteğe bakılırsa, İspanya sermayesi gerektiğinde bu adımı atmaktan çekinmeyecek. Zira, Katalonya, ardından Bask ülkesinin de bağımsızlığını ilan etmesi İspanya’nın artık “eski İspanya” olmayacağı anlamına gelecek. Bu nedenle, mevcut durumun korunması için her türlü şiddete ve entrikaya başvurulacak gibi görünüyor. Bunun üzerinden ülkedeki farklı uluslardan emekçiler karşı karşıya getirilmeye, milliyetçilik ve şovenizm körüklenmeye çalışılacak.
İspanya’nın bugün geldiği durumun, başka ulusları zorla baskı altında tutan bütün devletlere ders olması gerekiyor. Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkelerin olanları iyi okuması gerekiyor.
Bir zamanlar Avrupa’dan Afrika, Amerika ve Okyanusya’ya kadar neredeyse bütün kıtalara savaş gemileri yanaştıran, kılıç sallayan, ganimetleri yağmalayan İspanya Krallığı (Imperio Español), şimdi elinde tuttuğu son toprak parçasını da tutamaz hale geldi. Zor ve şiddete başvuruyor.
Bu elbette tarihin akışıyla ilgili.
Demek ki; zor ve şiddet baskı altındaki ulusların kaderini nihai olarak belirlemiyor, sadece geciktiriyor. Baskı altında tutulan ulusların bağımsızlık özlemi hiç bitmiyor, kuşaktan kuşağa aktarılıp geliyor.
Ancak öyle anlaşılıyor ki, İspanya’da bu daha fazla devam etmeyecek. Katalanlar da diğer halklar gibi Avrupa’nın ortasında kendi kaderlerini belirlemek istiyor.
Dahası Katalonya’nın bağımsızlık hamlesi, Avrupa’nın ortasında, farklılıklar olmakla birlikte, benzer durumda olan bölgeleri de harekete geçirmiş. Belçika’da Flamanlar, İtalya’da Güney Tirol va Padanya, Fransa’da Korsika, Büyük Britanya’da İskoçya ve Kuzey İrlanda…
Tablo böyle olunca Alman gazeteleri, ulusal hareketlerin “uluslar üstü AB’nin geleceğini tehdit ettiği”nden dem vurmaya başladılar. Örneğin Süddeutsche Zeitung’da Gustav Seibt tarafından kaleme alınan “Kendi kaderini belirleme diktatöre davetiye çıkarıyor” başlığıyla yayımlanan yazıda “Bölgeler Avrupası” uyarısı yapıldı (9.10.2017). Bu durumda AB’nin de ulusal temelde dağılabileceğinden söz ediliyor.
SSCB’nin dağılmasından sonra 15 ayrı devlet kuruldu, ama bir tek damla kan akmadı. Yugoslavya 8 devlete bölündü, ama ABD ve AB sayesinde çıkan savaşta çok kan döküldü. 200 bin insan katledildi.
Belirtmek gerekiyor ki, AB’nin dağılması baskı altında tutulan halkların kendi kaderini belirlemesiyle olmayacak. Zira, başta Katalonya olmak üzere bütün bölgeler AB içinde yer almak istediklerini ifade ediyorlar.
Bu nedenle AB, bağımsızlık isteyen halklar değil, bugünkü egemen ulus-devletler arasındaki çıkar çatışmasından ötürü parçalanıp dağılacak. Dolayısıyla şimdiden faturayı ezilen halklara çıkarmak, bağımsızlık isteğini bastırmaktan başka bir şey değil.
Eğer AB geçekten “uluslar üstü” bir karakterde ise o zaman baskı altında tutulan halklara elini uzatması, onların da diğerleri gibi yaşamasına imkan sağlaması gerekiyor. Bunu yapmak yerine egemen ulusun çıkarlarına göre hareket edilerek aslında demokrasi karşıtı yüzünü de gösteriyor. Ayrılmak isteyen bölgelere bakıldığında hepsini de zengin olduğu görülüyor. Bu nedenle bugün ulusal burjuvazinin başını çektiği bağımsızlıkçı hareketlerin temelinde ekonomik çıkarlar, zenginliğin diğer bölgelerle paylaşılmaması önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bir hak olarak eşitlik arzusu ise onlar için önemli değil. Emekçiler için ise ekonomik koşullardan bağımsız olarak kendi kaderini belirleme ve diğer halklarla eşitçe bir arada yaşama hakkı belirleyici olmalı.
Katalonya bayrağındaki sömürgeciliğe karşı bağımsızlık arzusu tam da bunu ifade ediyor. Sarı zemin üzerinde dört kırmızı şerit, bir mavi üçgen ve bir yıldızdan oluşan Katalonya bayrağındaki, yıldız ve üçgen Küba ve Puerto Rico haklarının İspanyol sömürgeciliğine karşı bağımsızlık mücadelesini sembolize ediyor. Bu nedenle 19. yüzyıldan beri bağımsızlığın sembolü.
Dolayısıyla o bayrak var oldukça, baskı, şantaj ve tehditler Katalonya halkının kendi kaderini belirleme arzusunun önüne geçemeyecek. İspanya ve AB egemenleri bir gün bunu da anlayacaklar elbette.