Sisteme muhalif bir kültür derdindeyiz

Almanya’da 1957’den beri yayın yapan ve kendini Karşı Kültür magazini olarak niteleyen Melodie & Rhythmus dergisinin şef redaktörü Susann Witt-Stahl, Karşı Kültür ve popüler kültürün bir parçası olan Rap kültürü üzerine sorularımızı cevapladı.

Aylin Yalçınkaya – Çiğdem Kardelen

‚Karşı Kültür‘ ne demek? Kapsamına neler giriyor?
İlkin Karşı Kültür‘ün muğlak bir kavram olmadığını, herhangi bir şekilde karşı olmanın Karşı Kültür yaratmak anlamına gelmediğini bilmemiz gerekiyor. Tarihi materyalist dünya görüşüyle iyi bir bağımız var. İnsanın kendi yaşamının nesnesi olması gerektiği, kendini de emekle yarattığı, ancak bir nesne olarak tarihi yönlendirebilmesi için özgürce çalışması gerektiğine dair kanıtlanmış tarihi gerçeklerin olduğundan yola çıkıyoruz. Bu nedenle böyle bir insanın kültürünün nasıl olması gerektiği üzerine net bir fikrimiz var.
Biri bir şeye, örneğin mültecilere veya eşcinsellere karşı olduğunu söylediğinde bunun Karşı Kültür’le uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Böyle kavranılan bir kültür olağanüstü derecede gerici veya faşisttir. Sermaye ile emek arasındaki çelişkinin belirlediği üzerimizde egemen olan adaletsiz koşullara karşıyız. Biz, insanı kendisi ve toplumla ilgili kararları alamayacak objeler olarak eğiten koşullara karşıyız. Kısacası biz sisteme eleştirel bakıyoruz, kapitalist topluma kökten muhalifiz. Bu tür bir muhalefet, tüm diğer toplumsal güçler gibi, kendi kültürüne sahip olmalıdır.

Kültür endüstrisi insanı işlevsizleştiriyor

Kaç çeşit Karşı Kültür var? Bu konuda daha yapılması gereken şeyler var mı yoksa yapmamız gereken sadece Karşı Kültür’ün güçlenmesi, yaygınlaştırılması mı?
Şu an maalesef dünyada Karşı Kültür’ün durumu iyi değil. Bu durum insanların kayda değer kültür ürünleri üretememesi veya üretmediğinden kaynaklanmıyor. 20. Yüzyılda, işçi sınıfının neler yaratabileceğini, yaratılan işçi kültürüyle gördük. O zamanlar işçi sınıfı güçlü ve insanlar üzerinde etkileyiciydi. Milyonlarca insanı peşinden sürükleyen, ikna eden, toplumsal mücadeleler sürdüren hatta devrim yapan bir partisi vardı. Şimdi ise durum çok farklı. Kapitalizm, tarihi olarak zafer kazandı ve dünyayı istediği gibi yönetiyor. Bütün hareketlerin kendi kültürlerini yaratacağı doğrusundan yola çıktığımızda zayıf hareketlerin zayıf kültürlerinin olması da doğaldır. Bir başka problem de kapitalizm, çok incelikli olarak kendi etki mekanizmalarını oluşturdu. Örneğin kültür endüstrisi sayesinde insanlar kendi ihtiyaçları için mücadele etmekten alıkonuluyorlar. Önlerine kült haline getirilen starlar ve tüketim mamülü haline getirilmiş bir ‚kültür‘ atılıyor. İnsanlar, kendi yaşam gerçeklikleriyle uzaktan yakından ilişkisi olmayan modellerle yüzleşiyorlar. Kendilerine yabancılaştırılıp şeyleştirilmeye/cisimleştirilmeye sürükleniyorlar ve şu an elimizde buna karşı çıkacak bir konsept yok. Dünya çapında herşey kupkuru ama tabi ki Karşı Kültür geleneği yaşıyor. Sovyetler Birliği’nde veya başka ülkelerdeki devrim sonrası ortaya çıkan bazen bir işçi şarkısı, bazen bir sanat müziği olarak… Bu kültürü tanımak ve Karşı Kültür’ün yaratılacağına inanmakla yolumuza devam edebiliriz. Egemen kültürün en büyük problemi hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği duygusunu kabul ettirmeye çalışmasıdır. Olan biten kader gibi gösterilerek, sorumlusunun biz olmadığımız, düzeltemeyeceğimiz, değiştiremeyeceğimiz dayatılıyor. Bizim yarattığımız kültür ise ilerici sol bir kültür. İnsanları cesaretlendirip, kendi güçlerinin ve zincirlerinin kırılabileceğinin farkına varmalarına hizmet ediyor. Bizim dışımızda hiç kimse, hiçbir ilahi güç bunu başaramaz. İnsanlar kendi güçlerinin farkına vardıklarında yeni Karşı Kültür de yaratılacaktır. Politika, kültür ve günlük yaşamımız arasında sıkı bir bağ var. Eğer politika, kültür ve sanatın birbirinden bağımsız olduğunu düşünürsek burjuva ideolojilerinin peşine düşmüş oluruz. Burjuva ideolojisi bizi kültürün sadece eğlenmek için varolduğuna inandırmak istiyor. Hayır, kültür onların dediği gibi, sadece rahatlama, eğlenme ve tüketme için değil kendi gücümüzün farkına varmamız, yeteneklerimizi fark edip geliştirmemiz, cesaret ve umudumuzu kaybetmememiz için var.

Rap kenar mahallenin koşullarından çıktı

Şimdilerde gençlerin çoğu Rap dinliyor. Rap müziğine karşı reddediş veya koşulsuz kabulleniş söz konusu. Politik içerikli Rap var, cinsiyetçi Rap var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Rap dinleyenleri kınamak, öcü gibi göstermek çok büyük bir hatadır. Kültür endüstrisinin etkisi altındaki her popüler kültür gibi Rap de çelişkilere sahip. Bir yandan ezilenlerin sesi oldu ve öyle ortaya çıktı. Rap, opera binalarında, zengin ve güzellerin yanında değil kenar mahallelerde doğdu. Dışlanan, kötü koşullar içinde ölüm kalım mücadelesi veren, sınıf dışı kalan insanların yaşam gerçeğinin orijinal ifadesiydi. Bu nedenle ilerici bir yapısı var. Ancak kenar mahalleden çıkan Rap tabi ki orada konuşulan dile hizmet etti. Çiğ ilişkiler içindeki insanların durumunu çiğ bir şekilde anlattı. Bu nedenle dile diyalektik şekilde bakmamız gerekiyor. Yaşam gerçeği otantik olarak ifade ediliyor. Müziği alıp içini güzel sözlerle doldurursak, allandırıp pullandırırsak kültür endüstrisinin yaptığı gibi kendimizi ve dinleyenleri aldatmış oluruz. Kenar mahallenin görünür ve duyulur olması çok önemlidir. Ama diğer taraftan tabi ki içinde gerici ögeler de barındırıyor. Çünkü oralarda ayrımcılık, şiddet, sefalet var. Söylemek istediğim, yoksulluğu ve adaletsizliği övmek, romantikleştirmek değil. Orada ölümler var, orada kadınlara yönelik tahammül edilemeyecek muamele var. Homofobi, üstü örtülemeyecek iğrenç bir durumda. İşte biz bu çelişkileri görüp, üstlerini örtme hatasına düşmeden, Rap kültüründe kendini bulan sosyal sorunların çözümünü ele almalıyız, ertelememeliyiz. Bunu burjuva Rap kültür yapıyor zaten. Rap’in sadece dilini kullanıyorlar, kenar mahalledeki koşullar onları ilgilendirmiyor. Biz bu dili yaratan koşullara sarılmalıyız. Rap müziğinde dillendirilen cinsellik bazen gerçekten şok edici. Cinselliğin sevgiyle değil şiddetle yaşandığı, insanların meta ve objeler haline getirildiği bir anlatım var. Bu şeyleştirilmiş/objeleştirilmiş muameleyi konu etmezsek kapitalizmin zevkle sahip çıktığı bu yaklaşımı yeniden üretmiş oluruz. Böyle bir anlatıma göz yumar, eleştirmez, bunun ne anlama geldiğini bilincimize çıkarmazsak aslında kendimizi aşağılamış oluruz. Böylesine kötü anlatım, kendi cinselliğimize, cinsiyetimize değer vermediğimizi gösterir. Bunu gençlere mutlaka anlatmalı, onlarla tartışmalıyız.

Çeviren: Semra Çelik