Avrupa’da zenginlik – yoksulluk uçurumu büyüyor

Avrupa’da aylardır aşırı sağ partilerin yükselişi konuşuluyor. Hollanda, Fransa ve Almanya’dan sonra Avusturya’da da yapılan erken genel seçimlerden birbirine benzer iki sağ partinin sandıktan zaferle çıkmasından sonra dikkatler bir kez daha “aşırı sağ” ya da “sağ popülizm”e yöneldi. Ancak sağ popülist hareketlerin yükseliş içinde olduğu günümüz Avrupasında bu durumun politik nedenleri üzerinde çok konuşulurken, ekonomik yönü pek görülmek istenmiyor. Oysa sağ popülizmin yükselişiyle ekonomik-sosyal sorunlardaki artış arasında yakın bir paralellik bulunuyor.

115 MİLYON İNSAN YOKSUL
Avrupa İstatistik Dairesi (Eurostat) tarafından açıklanan son resmi veriler de adeta bunu doğruluyor. Rakamlara göre, 2016’da “zengin kıta”da yaklaşık her dört kişiden birisi, yani 115 milyon insan (yüzde 23,4), yoksulluk içerisinde yaşıyordu. 2008 yılında aynı kurumun verilerine göre bu rakamın yüzde 17 olduğu göz önüne alındığında yoksullaşmanın boyutu daha açık anlaşılıyor.

Yoksullukta yüzde 40 ile Bulgaristan başı çekerken, Romanya yüzde 38.8 ile ikinci. Krizin sarstığı Yunanistan’da yoksulluk oranı yüzde 35,6. Başka bir deyişle 11 milyonluk ülkede 3.8 milyon insan yoksul kategorisinde.

Yoksulluğun en az olduğu ülke Çekya (yüzde 13,3). Kıtanın en büyük ve en zengin ülkesi Almanya’da ise yoksulluk oranı yüzde 19,7. 80 milyonluk ülkede 16 milyon insan yoksulluk sınırı olarak belirlenen seviyesinin altında bir gelirle yaşıyor. Kadınlar ve gençler arasındaki yoksulluk ortalamanın üzerinde. Kadınlarla erkekler arasındaki ücret uçurumu ise en fazla Almanya, Avusturya ve Çekya’da.

Yoksulluk sınırı, bir ülkedeki ortalama gelirin yüzde 60’ı olarak hesaplanıyor ve bu seviyenin altında geliri olanlar yoksul sayılıyor. Bu kriterin dışında bir de ev kirasını, elektrik faturasını ödeyemeyen milyonlarca insan var bu kıtada. Örneğin 2013’de en temel ihtiyaçlarını karşılamayan insanların sayısı 50 milyon idi. Bugüne gelindiğinde artış var azalma yok.

Bütün bu veriler AB’nin resmi istatistik dairesinden. Bu nedenle gerçek yoksulluğun belirtilen rakamların da üstünde olduğu söylenebilir.

UÇURUM BÜYÜYOR

Diğer taraftan, uluslararası yardım kuruluşu Oxfam tarafından hazırlanan bir rapora göre, krizin etkili olduğu 2009’dan 2013’e gelindiğinde AB’de milyarder sayısı 342 iken iki kat artmış. Yani hem yoksulların sayısı hem de zenginlerin sayısında bir artış söz konusu. Bu ise eşitsiziliğin büyümesi anlamına geliyor. Bunda “krizle mücadele” adı altında faturanın asıl olarak emekçi sınıflara kesilmesi büyük bir rol oynuyor. Bütçe açığını gidermek amacıyla emekçilerin sırtına bindirilen doğrudan ya da dolaylı vergiler de artırılırken, işverenler sürekli vergilerden muaf bırakıldı. Örneğin İspanya, gelirlerinin yüzde 90’ını, emekçilerden aldığı vergilerden karşılarken toplam gelirler içerisinde işverenlerden alınan vergiler yüzde 2’yi oluşturuyor. (Oxfam.de)

Özelleştirmeler, taşeronlaştırma, düşük ücretli işler, grev ve toplu sözleşme haklarında sınırlandırma gibi ‚ülke yararına ve ekonominin zorunlu ihtiyaçları‘ vb. gerekçelere dayandırılan adımlar da kıta genelinde alabildiğinde yaygınlaşmış durumda.

Oxfam’ın raporuna göre, ekonomik krizden bu yana en zengin yüzde 10’u oluşturan zenginler grubu, servetin yüzde 69’unu elinde tutarken en yoksul yüzde 40 zenginliğin sadece yüzde 1’ine sahip. Ekonomik krizden bu yana zenginlerin gelirlerinde toplam yüzde 10 artış meydana gelmiş.

EMEKÇİLERİN DURUMU SÜREKLİ KÖTÜLEŞİYOR

Veriler, kıta genelinde emekçi sınıfların durumunda iyileşmeden ziyade kötüleşmenin olduğunu, sınıflar ve bölgeler arası uçurumun arttığını, gelecek korkusu ve endişesinin alabildiğince büyüdüğünü yeterince ortaya koyuyor.

Bu nedenle, ırkçılığın artmasının da zengin bölgelerin ayrılma isteklerinin de arkasında çelişkilerin derinleşmesinden kaynaklanıyor. Çalışma ve yaşam koşullarındaki bu olumsuz tablonun arkasında yatan gerçekler, henüz geniş emekçi yığınlar açısından net bir şekilde görülemediği ve mücadele konusu olamadığı için, ırkçı-aşırı sağ politikaların daha fazla etki yapabiliyor ve çözümler başka yerde aranabiliyor.

Ancak tarih, ‚hiç bir şey yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz‘ fizik prensibi gibi, sosyal problemlerin de kendiliğinden gündemden kalkmadığına, çözümün er-geç sınıf mücadelesinden geçtiğini gösteriyor. Bu açıdan şimdilik ırkçı-aşırı sağ hareketlerin ekmeğine yağ sürüyor görünse de ekonomik-sosyal çelişkiler, er ya da geç Avrupa’da da toplumsal mücadelelerin konusu olacaktır. (YH)


Almanya’da çocukların yüzde 21‘i yoksul

Almanya‘da her beş çocuktan birinin yoksulluk içerisinde yaşadığı tespit edildi. Bertelsmann Vakfı tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre, çocukların beşte birinin en az beş yıl boyunca yoksulluk içerisinde yaşadığı ifade edildi. Araştırmaya göre, çocukların yüzde 10‘u için yoksulluğun kısa süreli bir durum olduğu, yüzde 21‘i için ise uzun süreli olduğunu saptadı. Bertelsmann Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Jörg Draenger yaptığı açıklamada, “Almanya‘da çocuk yoksulluğu kalıcı. Bir sefer yoksul olan hep yoksul kalıyor. Çok az sayıdaki aile sonradan içine düştüğü yoksulluktan kurtulabiliyor” dedi.

Paritaetischen Verband Müdürü Ulrich Schneider ise yaptığı açıklamada, “Almanya gibi bir ülkede bu kadar çocuğun yoksulluk içerisinde yaşaması utanç vericidir. Artık sıradan bir hal almış milyonlarca çocuktan söz ediyoruz” dedi.

Schneider, hükümetten çocuklar ve ailelerinin yoksulluktan kurtulması için çok somut adımların atılmasını talep ettiklerini sözlerine ekledi. Yapılan önerilere göre, çocukların güvenlik bir ortamda yetişmesi için ayda 573 Euro temel geçim parasının alması gerektiği belirtildi.