Aydın Çubukçu: Dünyanın sosyalizme ihtiyacı var

Ercüment AKDENİZ

Bundan tam 100 yıl önce, Bolşeviklerin önderliğinde ayaklanan Rus proletaryası kışlık sarayına girdi. O gün takvim yaprakları 25 Ekim 1917’yi gösteriyordu. Rusya’da henüz Gregoryen takvim kullanıldığından devrimin adı “Ekim Devrimi” olarak kaldı. Günümüzde kullanılan Julien takvime göre ise; devrim 7 Kasım 1917’de gerçekleşti.

Üzerinden bir asır geçmesine ve sosyalizm dünya ölçeğinde geçici bir yenilgi almasına rağmen Ekim Devrimi her yıl çeşitli etkinliklerle kutlandı/kutlanıyor. Bu yıl Ekim Devrimi’nin 100. yılı olması vesilesiyle çeşitli konu başlıkları tartışılıyor. Devrimin 20. ve 21. yüzyıla etkileri, günümüze bıraktığı dersler bunlardan bazıları. Bir zamanlar SSCB’ye komşu olması, sosyalist ana yurt ile kapitalist batı arasındaki son derece kritik bir jeopolitiğe sahip olması nedeniyle de Türkiye, bütün bu tartışmaların ve geriye dönük sorgulamaların halen sıcak olduğu bir ülke.
Türkiye sosyalist hareketin önemli isimlerinden Yazar Aydın Çubukçu’ya Ekim Devrimi’ni ve 100. yıl vesilesiyle yeniden alevlenen başat tartışmaları sorduk.

Paris Komünü sadece 72 gün sürmüş ve kanla bastırılmış olmasına karşın; işçi sınıfı iktidarının bir fikir olmaktan çıkıp ete kemiğe bürünmesi bakımından muazzam dersler bırakmıştı. Ekim Devrimi ve peşi sıra Sovyet topraklarında sosyalizmin inşasını gerçekleştiren o birkaç on yıl için neler söylersiniz?

İşçi ve emekçilerin hayatında gerçekleşen olağanüstü iyileşme ve çok yönlü değişim kısaca anlatılamaz. En kısa yoldan Sovyet Anayasaları gözden geçirilince gerek maddi yaşam koşullarında gerekse siyasal ve kültürel alanda tek kelimeyle muazzam denilebilecek kazanımlar görülebilir. Özellikle o günün dünyası için her biri hayal olan, eğitim ve sağlığın tamamen parasız hale getirilmesi, herkese iş ve konut güvencesi sağlanması, yedi saatlik iş günü, tam ücretli yıllık izin, köylüler için sovhoz ve kolhozların kurulması, insanca yaşam koşulları için akla gelebilecek bütün olanakların işçi ve emekçilere sunulması, çok kısa zamanda gerçekleşti. Yıllar sonra Avrupa’nın gelişmiş kapitalist ülkelerinde “sosyal devlet” adı altında yarım yamalak uygulanan fakat yine de işçilere önemli kolaylıklar sağlayan her kazanım, Sovyet Devrimi’nin yarattığı hayatın zorunlu bir uzantısıdır. Bugün Almanya, Fransa, İngiltere başta olmak üzere bütün hakların artık parça parça geri alınması, bugün sosyalizm diye bir korkunun kalmamasının sonucudur. Bütün dünya işçi sınıfı, elbette bu arada bizim işçi sınıfımız, eldekini korumanın peşine düşürüldü. Oysa geriye dönüş yok; doğru olan, yalnızca daha ileri gitmek için mücadeledir şimdi. Yeniden sosyalizm için mücadele etmedikçe, eldekileri korumanın da imkanı yoktur

Sosyalizm, -başka bir ifade ile komünist rota- bu kadar doğru idiyse neden SSCB yıkıldı? Belki de bu soru ‘SSCB nasıl kuruldu’dan çok tartışılıyor bugün. Yazılarınızda, konuşmalarınızda SSCB’nin yıkılmasını “reel sosyalizm” tezine yahut eleştirisine bağlayanları şiddetle eleştirdiğinizi biliyoruz. 100. yıl tartışmalarına bakınca, yine “Reel sosyalizm Stalin hatta Lenin’in başlattığı yanlış bir politikaydı” diyenleri duyuyoruz?

Dünyanın bugünkü durumuyla Devrim sonrası dönemin dünyasını karşılaştıralım. En azından, Ekim Devrimi’nin büyük emperyalist savaşı sonlandırmasına baksak bile, şimdi yalnızca barış isteyen herkese kesin bir çözüm yolu göstermiş olması, yanlış mı doğru mu tartışmasını bitirmesi gerekir. Sözde tarihsel materyalizm üzerinden konuşan kimi çokbilmişler, yalnız bugün değil, Ekim Devrimi gerçekleştiği günlerde de bunu “Tarihsel koşullara karşı bir yanlış” olarak görmüşlerdi. Sosyalist işçi devriminin yalnızca çok gelişmiş kapitalist ülkelerin hakkı olduğunu düşünüyor ve “Rus işçisinin ne haddine” mealinde sözler ediyorlardı. Bunlar aynı zamanda, kendi emperyalistlerinin savaşını desteklerken de Marx’ı tanık gösteriyorlardı. Lenin’in farkı, Marksizmi “somut durumun somut tahlili” için bir dayanak olarak kullanabilmesi ve devrimi odağında tutan bir düşünce hareketliliğine sahip olmasıydı. Ekim Devrimi’nin güncelliğini korumasının bir göstergesi de bu tartışmaların, sürüp gidiyor olmasıdır. Çok açık bir biçimde, dünyanın yeni devrimlere ihtiyacı olduğu görülüyor ve sanıyorum Ekim’e yönelik her tartışmada Kautsky ve Bernstein gibi burjuvalaşmış eski Marksistlerin tezlerini hortlatmaya çalışmanın bu bağlamda bir anlamı var.

60 GRAM TAYINLA SOSYALİZM İNŞA ETMEYİ DÜŞÜNMEK

“Ekim Devrimi Çarlık rejimini yıktı ama kendi kültürünü inşa edemedi” görüşü için ne dersiniz peki? Aslında burada Sovyet devlet aygıtı eleştiriliyor ve Sovyet yönetim anlayışının Çarın baskıcı devlet aygıtına benzediği dile getiriliyor.

Bu konuda Lenin’in Devlet ve İhtilal adlı eserini yeniden okumakta yarar var. Sovyet iktidarı, proletarya diktatörlüğü teorik olarak nedir, ne hedeflenmiştir ve devrimin devlet anlayışı hangi tarihsel deneyimlerin sonucunda şekillenmiştir, bu soruların yanıtı oradadır. Sonra, iç savaş, ağır kıtlık koşulları, sosyalizm inşasının çetin sorunları ve nihayet faşist saldırıya karşı olağanüstü direnişin yol açtığı büyük yıkım düşünülerek teorinin öngörüsüyle gerçeklik karşılaştırılsın. Bugün oturduğumuz yerden yanılgılardan, yanlışlardan, sapmalardan söz etmek yerine, “60 gram tayınla sosyalizm inşa etmek” ne demek, bunu düşünsek…

‘21. YÜZYIL SOSYALİZMİ’ BİR YALAN MASALIYDI

İddia edildiği gibi Ekim Devrimi, Marksizm öğretisi 21. yüzyılı karşılamaktan uzak mı gerçekten? 20. yüzyıla ait bir devrim miydi Ekim ve o dosya eski yüzyılla birlikte kapandı mı sahiden?

Aslında bitmiş bir olay üzerine konuşacağız ama madem Ekim’in 100. yılında sosyalizmden bahsediyoruz, ona da değinelim. “21. yüzyıl sosyalizmi”, liberal bir masaldı. Her şeyden önce, mevcut devlet mekanizması korunarak kurulmaya kalkışılacak bir sosyalizmin acıklı bir karikatür olmanın ötesine geçemeyeceğini gördük. “21. yüzyıl sosyalizmi” büyük kitlelerin, işçi ve emekçilerin sosyalizm isteğini, parlamenter bataklıkta boğmaktan başka bir şey değildir. Genel oy, elbette devrimci bir araç olarak kullanılabilir ve onun kanıtladığı güce dayanarak tarihsel bir dönüşüm için adım atılabilirdi. Ancak bu gücü mevcut sistemin, burjuva-kapitalist düzenin reformlar yoluyla iyileştirilmesi ve daha kabul edilebilir hale getirilmesi için kullanmaya kalkışanlar, sonunda ona tam olarak teslim olmaktan, bizzat kendileri koltuklarına oturdukları kirli burjuva siyasetçilerin rolünü üstlenmekten kaçınamadılar. İktidarı halka, doğrudan doğruya halk meclislerine, Rusya’daki adıyla Sovyetlere devretmek yolunda hiçbir niyet taşımıyorlardı. Sovyet Devrimi, bir devlet teorisine dayanıyordu; bu yalnızca bir teori değil, bir programdır ve sosyalizmin inşasına başlamak için tek yoldur. Bu olmadan üretim araçlarının mülkiyeti konusunda herhangi bir adım atılamaz… Bırakalım bunu, en başta sağlık ve eğitim konusunda, sosyal haklar ve ücretler konusunda bile en basit burjuva karakterde reformlar bile yapılamamıştır. Neresi sosyalizm bunun? Bütün dünyada yakın bir dönemde “21. yüzyıl sosyalizmi” kavramının ortaya çıkışına yol açan şey kitlelerin talep ve özlemleriydi. “21. yüzyıl sosyalizmi” bir yalan rüzgarıydı geldi geçti, ama o büyük özlem ve ihtiyaç hâlâ yaşıyor. Şimdi, bu canlı ve güçlü beklentinin gerçekliği açısından 100 yıl öncesinde işçi ve emekçilerin neyi başardığına dönüp baktığımızda, Ekim Devrimi’nin geçmiş değil gelecek olduğunu bir kez daha kuvvetle söyleyebiliriz.