‚Sosyal AB‘ mi dediniz?

YÜCEL ÖZDEMİR

Pazartesi günü askeri iş birliğinin derinleştirilmesi, savunma harcamalarının artırılmasını öngören Daimi Yapısal İşbirliği Savunma Anlaşması’nı (Pesco) imzalayarak ortak bir ordunun kurulması için adım atan AB ülkeleri, bugün de İsveç’in Götebourg kentinde “Sosyal Zirve”de buluşuyorlar. Hem de “olağanüstü” şekilde.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, hükümet kurma görüşmeler nedeniyle zirveye katılmazken, diğer ülkelerin liderleri hazır bulunacak ve daha önce AB Konseyi ve komisyonunda üzerinde mutabık kalınan anlaşmaya imzalar atılacak. Kağıt üzerinde yazılanlara bakılırsa anlaşmayla AB çapında şans eşitliği, daha iyi çalışma koşulları ve adil ücretlendirme dönemi başlayacak.
AB’nin göstermelik de olsa sosyal konularda bir zirve düzenlemesi ve bu türden kararlar almak zorunda kalmasının elbette nedenleri var. Çünkü hem AB Komisyonu hem de istatistik dairesi Eurostat’ın verileri, bu alanda acil bir şeylerin yapılması gerektiğini gösteriyor.
En güncel verilere göre, AB çapında, her dört kişiden biri, yani 115 milyon insan yoksulluk içinde yaşıyor. İşsizlik, özellikle gençler arasında yüksek. Kadın-erkek ücretler arasındaki fark ortalama yüzde 20 civarında. Parası olanın okuduğu, olmayanın okuyamadığı Orta Çağ düzeni bir şekilde halen varlığını sürdürüyor.
Üç bölüm ve 20 maddeden oluştuğu ifade edilen “Avrupa’nın Sosyal Haklar Sütünü”yle kadınlar ve erkekler arasındaki ücret farkının giderilmesi, eğitimde şans eşitliğinin yaratılması, işsizlik ve yoksulluk sayılarının düşürülmesi gibi vaatler sıralanıyor.
Boş vaatler ve göz boyamadan ibaret bu anlaşmanın imza törenine sendikalar ve sosyal kuruluşlar da davet edilerek dolgu malzemesi yapıldı. Onlar da malzeme olmak için adeta can attı. Böylece hep birlikte AB’ye “sosyal Avrupa” imajı vermeye çalıştılar.
Ne var ki bu cila fazla tutacak gibi görünmüyor.
Zira son yıllarda izlenen politikalar, dayatılan acı reçetelerden ötürü AB’nin sosyal değil, neoliberal bir zihniyet taşıdığı açık olarak görüldü. Bırakalım tek tek ülkeleri Avrupa Merkez Bankası, AB Konseyi ve Avro Grubu tarafından dayatılan politikalar emekçiler arasındaki yoksulluğun, işsizliğin, düşük ücretli ve güvencesiz işlerin artmasına neden oldu. Özellikle krizin yaşandığı ülkelerde. Bu nedenle özellikle “Avro krizi”nin derinleştiği Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi ülkelerde AB’ye tepki üst düzeye çıktı.
Bugün “AB’nin sosyalliği”nden dem vurmak, bu yönde bir politika geliştirmek, olanları ters yüz eden hokkabazlıktan başka bir şey değildir. Buna rağmen AB yöneticileri ikiyüzlü, sahtekarca bir söylem geliştiriyorlar.
Birkaç gün önce silahlanma kararı aldıkları halde şimdi “sosyal Avrupa”dan bahsetmeleri bu ikiyüzlülüğün en iyi kanıtıdır. Peki bir taraftan silahlanma kararı alan AB’nin diğer taraftan sözü edilen sosyal hakları genişletmesi mümkün mü?
Tarih bunun mümkün olmadığını defalarca gösterdi. Zira savaşa, silahlanmaya, militarizme ayrılan bütçelerin asıl olarak emekçi sınıfların sosyal haklarının budanmasıyla yapıldığı biliniyor. Savaş ve çatışmaların arttığı, savunma bütçelerinin büyüdüğü dönemlerde emekçilerin sosyal haklarının kısıtlanması, işsizliğin ve fakirliğin artması tesadüf değildir. Dikkat edilirse sosyal hakların görece daha iyi olduğu, eğitime, sağlığa, sosyal-kültürel alanlara fazla bütçenin ayrıldığı dönemler, askeri harcamaların az olduğu dönemlerdir.
Stockholm Barış Araştırmaları Merkezi (Sipri) tarafından derlenen verilere göre 2009 yılında dünya çapında savunma harcamaları 1 trilyon 531 milyar dolarak olarak gerçekleşirken bir önceki yıla göre yüzde 6, 2000 yılına göre ise yüzde 49 artış gösterdi. Dünya çapında 2016’da “savunmaya” toplam 1 trilyon 690 milyar dolar ayrıldığı da göz önünde bulundurulduğunda artışın devam ettiği görülüyor.
Brüksel’deki “Pesco” töreninde konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel övünerek, AB ülkeleri olarak yılda 336 milyar avroyu savunma harcamalarına ayırdıklarını söylüyordu. Alınan karara bakılırsa, AB çapında önümüzdeki yıldan itibaren savunma harcamaları önemli ölçüde artacak. Buna bir de ABD’nin NATO ülkelerine dayattığı Gayrisafi yurt içi milli hasılalarının yüzde 2’sini askeri harcamalara ayırma şartı eklendiğinde savunmaya ayrılan bütçeler tahmin edilenden de fazla olacak.
Bu da sosyal alanlardan, eğitimden, sağlıktan daha fazla kesintinin yapılacağı, emekçilerin sorunlarının her alanda daha da artacağı anlamına geliyor.
Bu nedenle, Avrupa’da silahlanmaya karşı mücadele bugün her zamankinden daha büyük önem taşanmış durumda. En önemlisi de bu talep geniş kesimleri birleştirerek harekete geçirebilme özelliği taşıyor. Şimdiden silahlanmaya karşı yerel ve ulusal düzeylerde kurulan inisiyatifler bunun işareti.
Hem yeni savaşlara hem de bütçenin emekçilerden alınıp militaristleşmeye ayrılmasına karşı verilecek mücadelede AB’nin maskesini düşürmek daha kolay olacak.