Doğumunun 150. yılında olağanüstü bir kadın: Marie Curie

Kendini çocuklarına ve bilimsel araştırmaya feda eden bir bilim kadını olan Marie Curie, çok az kadına layık görülen “örnek alınacak kahraman-idol” olma şerefine sahip oldu.

Paris Sorbonne Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan ilk kadın oldu. Ancak bu rütbeye erişmesi, aynı alanda öğretim görevlisi olarak çalışan eşi Pierre Curie’nin bir kaza sonucu ölmesi sonrası görevin ona verilmesiyle gerçekleşti. İlk kadın olarak, eşi Pierre Curie ve Antoine Henri Becquerel‘le (1852-1908) birlikte 1903 yılında Nobel fizik ödülünü kazandı. 1911 yılında, bu kez tek başına, kimya dalında tekrar Nobel ödülüne layık görüldü. Marie Curie, hala erkeklerin egemen olduğu bilim dünyasında bu duruma karşı verdiği mücadele ve dünyayı değiştiren araştırmalarıyla parmakla gösterilen bir bilim kadını olmayı sürdürüyor. Yine de genel görüş bilim insanları arasında, kimsenin onun kadar zorluklara göğüs germek zorunda kalmadığı ve kimsenin onun kadar ağır bir bedel ödemeye mecbur bırakılmadığı şeklinde.

POLONYA’DA DOĞDU

7 Kasım 1867’de, Varşova’da doğan Maria Sklodowska’yı fizikle ilgilenmeye yönelten kişi, fen öğretmeni olan ablasıydı. Curie, daha o zamanlarda dikkat çeken kararlı ve ciddi yapısıyla, 15 yaşındayken, okulu en iyi dereceyle bitirmişti.
Babasının tüm varlığını riskli bir yatırımda kaybetmesi nedeniyle, kısa dönemli birçok işte çalışmak zorunda kaldı. Ancak, bilim için bir şeyler yapma arzusu hiç dinmedi ve Sorbonne Üniversitesi’ne başvurdu. 1891’de, 23 yaşındaki mezuniyetinden sonra doğa bilimleri ve matematik dalında yüksek lisans yapmaya karar verdi. Yüksek lisansını 1895’te tamamladı. Aynı yıllarda ümit vaat eden Fransız fizikçi Pierre Curie ile tanıştı ve evlendi. Ne yazık ki eşiyle birlikte uzun süre araştırmalara katılamadı. Eşi 1906 yılında bir at arabasının altında kalarak hayata veda etti.

Marie, tek başına veya başka bilim insanlarıyla birlikte araştırmalarını sürdürdü ama erkek egemen bilim dünyası onu bilim kadını olarak kabul etmemekte ısrarlıydı. Önceleri Becquerel ve eşi Pierre Curie sayesinde, onların desteği ve abartısıyla ünlendiği iddia edilen kadın daha sonra profesör Langevin ile aşk ilişkisi dedikodularına indirgenerek yok edilmek istendi.

BİLİM KADINI MI O DA NEYMİŞ?

Marie, 4 Kasım 1911’de Fransa’nın o dönemlerde en çok satan gazetesi Le Journal’in manşetindeydi: „Bir aşk hikâyesi: Madam Curie ve Profesör Langevin“. Bu başlığın hemen altında, Fransa’nın en seçkin fizikçilerinden Paul Langevin ile Marie Curie arasında tutkulu bir ilişkinin yaşandığından bahsediliyordu. Yazıda, Marie’nin utanmaz bir yuva yıkıcı olduğu ve Langevin’in karısı ile çocuğunu çaresiz bıraktığı anlatılıyordu.
Gerçekte ise, Marie ile Langevin uzun zamandan beri çok yakın iki dosttu. Özellikle de Pierre’in ölümünden sonra Langevin ona çok destek olmuştu. Bu yakınlığı kıskanan karısı ve kayınvalidesi de böyle bir yalanı ortaya atmışlardı. Ama, asıl dram bundan birkaç gün sonra yaşanacaktı. Marie’nin 1911’de Nobel Kimya Ödülü’nü aldığı açıklandı, ancak komite üyelerinden gelen mektupta törenden uzak durması isteniyordu. Marie bu mektubu dikkate almadı ve yılmadı. Sonunda bu dedikodular iki dostu birbirinden ayırmaya yetti. Marie laboratuvarına geri döndü, Langevin de karısına. Ancak Langevin çok kısa bir süre sonra başka bir kadınla birlikte yaşamaya başladı.

GERÇEK BİR BİLİM KADINI

1914 yılında Paris Üniversitesi’nde Radyum Enstitüsü kuruldu ve Marie Curie müdür olarak atandı. Hayatı boyunca radyumun tıptaki önemine dikkat çekti. I. Dünya Savaşı sırasında taşınabilir röntgen cihazları yaparak, kızı Irene ile birlikte, genç kadınlara teknolojisini öğretti. Ayrıca fizik tedavi uzmanlarına savaş ortamında radyoloji aletini nasıl kullanacağını öğrettiler. 1920’li yıllarda Varşova’daki Radyum Enstitüsü’nün kurulmasında önemli rol oynadı. Araştırmaları nedeniyle ABD’den aldığı 50.000 dolar ödülle Varşova’da yeni kurulan laboratuvara radyum bağışladı. Marie’nin tek amacı, radyoaktif elementler ve ışınlar üzerine yaptığı araştırmaların diğer bilim dallarına da yardımcı olmasını sağlamaktı.

KANSERLE MÜCADELEDE RADYOTERAPİ

İlk olarak radyumun tıbbi uygulamalarda kullanılmasına öncülük etti. Kansere karşı çok etkili sonuçlar veren „radyoterapi“, uzun yıllar boyunca milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Ancak radyumun ölçülü kullanılmadığı takdirde öldürücü etkisinin olduğu ortaya çıkıncaya kadar, radyoaktif ışınlı kaplıcalar ve ışın yayan yüz kremleri sektörü yaygınlaştırıldı. 1930’larda bir saat fabrikasında çalışan işçilerin kansere yakalanması dikkat çekti. İşçiler saat kadranına biçim vermek için radyum içeren boyalar kullanmaktaydılar. Sonuçta kemik kanserine yakalanan işçilerin çoğu öldü.

BİLİM İÇİN ÖLDÜ

Aynı dönemlerde, Marie Curie de radyum tehlikesini fazlasıyla yaşamaya başladı. Gece gündüz demeden birlikte yaşadığı element kendisine ihanet etmiş, Mayıs 1934’te çok ciddi şekilde rahatsızlanmıştı. Testler, şiddetli bir kansızlığı, yani anemiyi işaret ediyordu. Fransız Alplerindeki sanatoryuma gönderildiyse de artık çok geçti. Uzun yıllar üzerinde çalıştığı radyum nedeniyle kan kanserine yakalanmıştı ve çok geçmeden 4 Haziran 1934’te gözlerini hayata yumdu. Yıllar süren mücadelesinin izleri ellerine de yansımıştı, parmakları nasırlarla ve radyasyon yanıklarıyla doluydu. Savaşımla geçen bilimsel kariyerinde, binlerce kişinin hayatını kurtaran Curie, yine kendi adını verdiği maddenin kurbanı olmuştu. 20 Nisan 1995’te Marie Curie’nin ve eşi Pierre Curie’nin mezarları Fransa’nın ulusal anıt mezarı olan Panthéon’a taşındı. Marie Curie başarılarından dolayı bu şerefe layık görülen ilk kadın oldu. Doğduğu Varşova’da anısını ve eserlerini yaşatmak için doğu ev müze haline getirildi.

Derleyen: Semra Çelik