EMEP kongresinden izlenimler

ALİ ÇARMAN

Sosyalizm bir dünya görüşü olarak tarihin derinliklerinden süzülerek gün yüzüne çıktığı andan itibaren işçi ve emekçilerin, ezilenlerin dikkatini çekmiş, işçi sınıfının elinde mücadele bayrağı olarak dalgalanmış ve sanatçılar, aydınlar tarafından ise güneş olarak tasvir edilmiştir.

Güneşin balçıkla sıvanamayacağını Emek Partisi’nin (EMEP) kongresinde bir kez daha tanık olduk. Siyasal mücadelenin ilerletilmesi, demokratik kazanımların elde edilmesi babında parti kongrelerinin önemi büyüktür. Ayrıca sömürüyü kökleri kazınırcasına ortadan kaldırmak gibi yüce bir sorumluluğu tüzüğüne alan bir parti için genel kongreler daha da önemlidir.

Peş peşe ilçe ve il kongrelerini gerçekleştiren Emek Partisi 26 Kasım’da büyük bir disiplin ve coşku içinde 8. Genel Kongresi’ni Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi.

Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkan delegeler ve katılımcılar sabahın erken saatlerinde salon önünde toplanmaya başladılar. Yoldaşlık, dostluk ve kardeşlik duygusu ile kucaklaşanlar, çay içimi sıcaklığında sohbet edenler, İş-Ekmek-Özgürlük sloganları atanlar herkes heyecan içindeydi.

Kongre, divan seçiminin ardından saygı duruşu ve alkışlarla başladı. Burada kısa bir parantez açmakta yarar var. Bütün burjuva partilerinde kongreler deyim yerindeyse tam bir savaş yeri gibi olur. Kulis yapanlar, delegeleri kendi grubu veya adamına destek için kafalamaya çalışanlar, olmadı havada patlayan yumruklar.. Sömürücü sınıfları temsil etmenin tüm pislik ve çirkinliklerine tvlerde defalarca tanık olmuşuzdur.

Emek Partisi kongresinde ise tam aksine büyük bir ağırbaşlılıkla herkes birbirine saygı ve sevgi ile yaklaşarak kongreye odaklandı. Konuşmaların akışına göre gençlerin haykırdığı sloganlar salonda çınladı durdu. Ülkenin ve dünyanın sorunları genel hatlarıyla dile getirildi. Emperyalist-kapitalist sistemin ve bu kahrolası kölelik düzenin çelişkilerinin ortaya çıkardığı mücadele olanaklarına vurgu yapılarak işçi sınıfı ve insanlığın kurtuluşu davasına inanmışların sorumluluklarının arttığının altı bir kez daha kalın çizgilerle çizildi.

Kongrede dikkat çeken en önemli olgu, Emek Partisi’nin sağdan-soldan esen cereyanlara aldırış etmeden işçi sınıfının mücadele geleneklerinden ayrılmadığı/ayrılmayacağı oldu. Konuşmalar arasında devrim ve sosyalizm mücadelesinde kaybettiklerimizin adı her geçtiğinde salon bir uçtan diğer uca alkışlarla çınlıyordu.

Uzun yıllardır adeta kangrene dönüşen sorunlar; siyasal hak ve özgürlükler, Kürt halkının özgürlük, eşitlik ve barış mücadelesi, inanç özgürlüğünden emekçi kadınların mücadelesine, gençliğin geleceği ve bilimsel eğitime kadar tüm sorunlar ve çözüm yollarının nereden geçtiğini söz alanlar ayrı ayrı dile getirdiler.

“İş-Ekmek-Özgürlük”, “Yaşasın Devrim ve Sosyalizm”, “Jin Jiyan Azadi”, “Gençlik Gelecek-Gelecek Sosyalizm” haykırışları tüm salonda dalga gibi yayılan sloganlar oldu. Partili edebiyatçı olmanın güzel timsallerinden ve ülkemizin en saygın edebiyatçıları arasında yer alan Adnan Özyalçıner kısa ama özlü konuşmasında umutla, bilinç ve cesaretle örgütlenmeyi büyütmeye çağırdı.

Emek Partisi kongresine gelen mesajların yoğunluğu nedeniyle tümü okunmadı. Sanatsal çalışmaları tüm dünya tarafında bilinen ve ülkemizin yüz akı denebilecek aydınlarımızdan Zülfü Livaneli’nin mesajı; ‘’İnsanın insan olma mücadelesinin en umutlu halkalarından biri olan Ekim Devrimi’nin yüzüncü yıldönümünde, aynı mücadeleyi ileri taşıyarak sömürüye, yabancılaşmaya, emperyalizme, faşizme karşı direniş bayrağını yükselten Emek Partisi’ni en sıcak, en içten duygularımla selamlıyorum’’ şeklindeydi.

Partinin Genel Başkanı Selma Gürkan’nın sözleri çoğu kez sloganlar ve alkışlarla desteklendi. Selma Gürkan’nın konuşması sona erdeğinde bütün salon ayağa kalkarak „Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelesi“ diye haykırdı.

Sınırlı zamana rağmen söz alıp konuşanların sayısı hiç de az değildi. Türkiye işçi sınıfının mücadelesinde saygın bir yeri olan işçi önderlerinden Sabri Topçu konuşmasında; „Sınıfa ve sınıfın mutlak kazanacağına olan inancımızı sürekli yenilemeliyiz. İşçiye genel konuşmalar yerine somut durum ile yaklaşıldığında kendi davasına katılacaktır. 89 Bahar eylemleri, Zonguldak, Tekel direnişi ve zaman zaman gündeme gelen eylemler buna örnektir.“ dedi.

İşçi sınıfının her eyleminde, emekçi kadınların polislerin tehdit ve barikatlarına aldırış etmeden özgürlük-eşitlik haykırışlarında, yaşasın devrim ve sosyalizm şiarı ile kavganın en ön saflarına atılan gençliğin coşku ve heyecanında yeniden başlıyoruz mücadeleye.

Ekim devrimine giden yolu açan Marksist dünya görüşü ışığı altında ve de yılların deneylerinden yararlanarak önümüzdeki dönem mücadelenin ilerletilmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağı, daha fazla işçiye gitmek yönünde disiplinli hareket edileceği konusunda kongresini gerçekleştiren Emek Partisi’ne selam olsun..