Trump, Putin’in koltuk değneği mi oluyor?

Pierre HEUMANN
Handelsblatt

Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesi ve ileride ABD büyükelçiliğini bu kutsal şehre taşıma planı ateşle oynamak anlamına geliyor. Trump’ın kararı sadece Filistinliler değil Ortadoğu’daki tüm Arap ülkeleri tarafından hakaret olarak değerlendiriliyor. Ama sonunda bunun acısını İsrail çekecek.

Trump, Beyaz Saray’a İsrail-Filistin sorununu bir emlakçı sözleşmesine uygun şekilde çözeceği vaadiyle girdi. Bu nedenle adamlarını geçen haftalarda defalarca bölgeye gönderdi. Çatışan tarafların çıkarlarını gözeterek samimi bir komisyoncu gibi uzlaşma arayacaklardı. Maalesef bundan bir sonuç çıkmayacak. Trump, İsrail’i koruyan tek yanlı kararıyla tarafsız aracılarını devre dışı bıraktı. Bunun yerine çatışmayı kızıştırdı. ABD büyükelçiliği çalışanlarına yalnızca önemli bir nedenleri olduğu zaman Filistin bölgesine geçme talimatı verildi. İsrail güvenlik güçleri de çıkabilecek çatışmaları bastırmak için alarm durumuna geçirildiler. İngiliz Tarihçi Simon Sebag Montefiore, Kudüs’ün Ortadoğu’da  sadece İsrail’le Filistin arasında değil Batılı laiklikle İslamcı kökten dincilik arasındaki savaşın merkezi olduğunu belirtiyor. Avrupa’da yaşayanlar, 21. yüzyılda Kudüs’te nelerin olup bittiğini akıllarından bile geçiremezler. İslamcı, Hristiyan ve Yahudi kökten dincilerin sayısı giderek artıyor. Kudüs’ün kıyamet benzeri ve politik yükü hızla artıyor. Ancak Trump’ın Kudüs  kararından önce de durum böyleydi.

Ürdün Kralı Abdullah’ın yedi yıl önce söyledikleri Beyaz Saray’ın Kudüs kararını o zamandan görmüş olduğunu ortaya koyuyor. Kral, “Kudüs’ün her an patlayabilecek bir barut fıçısı olduğunu, dünyanın bu bölgesindeki tüm çatışmaların yolunun oraya çıktığını” söylemişti. Bölgede ve şehirde barış kurulmadığı sürece uyumlu zamanın gelmesinin imkansız olduğunu belirten Kral Abdullah, yanlış zamanda yanlış bir adım atılmaması konusunda ABD’yi uyarmıştı.

Eski emlakçı Trump ise tam tersini yapıyor. Uzlaştıracağına parçalıyor. Başkanın Ortadoğu konusunda yetersiz bilgi ve deney sahibi olduğu düşünülse bile önceki mesleğindeki prensiplerini bu konuda da uygulamasını beklemek yanlış olmaz: Tavizler veren kişinin bunun karşılığında bir kazanç elde etmesi gerekir. Ama Trump, İsrail hükümetinden herhangi bir şey talep etmeksizin Kudüs’ün başkent olmasına onay verdi.

Trump’ın hediyesi pahalı ama değersiz. Kudüs zaten İsrail’in gerçek başkentiydi. Her ne kadar tüm büyükelçilikler Tel Aviv’de olsa da hükümetle görüşmelerin Kudüs’te yapıldığı herkesçe biliniyor. Arap ülkelerinin temsilcileri bile bunu kabullenmiş durumdalar. Örneğin Mısır ve Ürdün elçileri  itimat mektuplarını İsrail devlet başkanının Kudüs’teki sarayına sunuyorlar.

Bu konuda uzlaşma olarak değerlendirilen modeller ise hiç de az değil. 20. yüzyılda Kudüs’le ilgili 40 plan hazırlandı ama hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Çoğunlukla Filistin tarafında İsrail’in planlarına yönelik isteksizlik ve neyi içerdiğine bakmadan baştan reddetme fikri egemen oldu. İsrail başbakanları Filistinlilere Kudüs’ü paylaşma önerisi de getirmişti ama ne Arafat ne de Abbas, uzlaşma cesareti gösterebildiler, ya hep ya hiç mantığıyla hareket ederek kaybettiler.

Trump’ın açıklamasıyla İsrail hükümeti, Kudüs’ün sembolik anlamda değerinin artmış olmasını kutlasa da yarar zarar hesabı yapıldığında zararın daha fazla olduğu görülür. Sadece ABD’nin kararının yol açtığı ayaklanmalar nedeniyle değil Trump’ın tek taraflı kararı nedeniyle bölgede tarafsız aracı olmaktan çıkması sonucu Rusya’nın bu rolü üstlenebilecek olması nedeniyle de… Ülkede Suriye’de İsrail’in güvenlik çıkarlarını hiçe sayan adımlar atan Putin’in devreye girmesine hiç de sıcak bakılmıyor.

Rusya, sistematik olarak Ortadoğu’daki etki alanını İran’dan Suriye’ye, Mısır’dan Lübya’ya kadar genişletiyor. Filistin şimdiye kadar dosyada yer almıyordu ama Putin, kendinden rica edilmesi halinde hiç beklemeden aracı olarak oraya da erişecektir. Bu çabanın karşılıksız olmayacağı ise besbelli.

(Çeviren: Semra Çelik)