Almanya’da eşitsizlik 100 yıl öncesiyle aynı

Alexander Hagelüken/Süddeutsche Zeitung

Thomas Piketty çevresinde oluşturulan bir araştırma grubu dünyanın ilk eşitliksiz raporunu yayınladı. Bu rapora göre servetin eşitsiz dağılımda Almanya’nın şimdiki durumu, 1913’tekinin benzeri.

Dünya çapında gelir eşitsizliği 30 yıldan beri arttı. Bu artış özellikle ABD, Çin, Hindistan ve Rusya’da oldukça hızlı gerçekleşti. Raporu kaleme alanlar son yıllardaki bu eğilim devam ederse 2050 yılında dünyanın binde birini oluşturan en zenginler, küresel orta tabakanın servetine eşit miktardaki servete sahip olacaklar.

Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’da gelir dağılımında büyük farklılıklar vardı. Sanayileşme her ne kadar işçi ücretlerinin artmasına neden olduysa da, asıl sonucu en yüksek gelirlilerin daha da zenginleşmesi oldu. 1913 yılında en zengin yüzde 10, tüm gelirin yüzde 40’ına sahipti. Şimdiki duruma bakarsak, en yüksek gelirliler, iki Almanya’nın birleşmesi sonrası yine pastadan en büyük payı alıyorlar. Başka bir deyişle Almanya’da şimdiki eşitsizlik, 100 yıl öncesiyle aynı!

Bu sonuç, dünyada ilk kez yayınlanan eşitsizlik raporuna ait. Raporu, dünyadaki adaletsiz gelir dağılımını manşetlere çıkaran Fransız yazar Thomas Piketty merkezli bir araştırma grubu kaleme aldı. Piketty, “21. Yüzyılı’ın Sermayesi” adlı kitabıyla dünya çapında tanındı. Fransız ekonomi uzmanı, başlangıçta, 20. Yüzyıl’da sermaye veriminin tüm alanlarda onun iddia ettiği gibi, ekonomik kalkınmadan daha hızlı artmadığı belirtilerek eleştirildi. Piketty, oluşturduğu 100 kişilik araştırma grubunun raporuyla buna yanıt verdi. İnternette “Wid.world” portalı kullanıma açıldı ve portal aracılığıyla “eğer yeterli ve gerekli müdahale yapılmazsa artan eşitsizliğin politik, ekonomik ve toplumsal felakete yol açacağı” ilan edildi.

Veriler, gelir dağılımındaki eşitsizliğin 1980’den bu yana dünyanın her yerinde arttığını gösteriyor. En hızlı artış Kuzey Amerika, Çin, Hindistan ve Rusya’da. Batı’da İkinci Dünya Savaşı sonrası etkin olan eşitlikçi politika dönemi sona ererken Güney Amerika, Afrika veya Ortadoğu’da zaten ciddi eşitsizliğin egemen olduğu topluluklar daha da eşitsizleşti.

Evet küreselleşme, alt tabakalardan da karlılar yarattı: Çin ve Hindistan’daki kalkınma sayesinde dünya nüfusunun yoksul yarısı daha fazla gelir elde ettiler ama onların gelirinin küresel gelirdeki payı yine yüzde 10’un altında durdu kaldı. Yüzde 1’lik en zenginler ise pastadan aldıkları payı yüzde 16’dan yüzde 20’ye çıkardılar. Bu oldukça yüksek bir meblağ. Kuzey Amerika ve Avrupa’nın orta ve alt tabakaları birbirine (aşağıya doğru) yaklaştılar. Gelirleri ya çok az arttı ya da tam tersi azaldı. Bu ekonomik hayal kırıklığı ABD ve Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin ana nedenleri arasında gösteriliyor.

Özellikle ABD’de bu durum kendini eğitim sistemindeki korkunç farklılık ve zenginlerin lehine vergi indirimi konusunda gösterdi. Orada, en zenginler pastadaki paylarını yüzde 1 arttırarak yüzde 40’a çıkardılar.

Gelir uçurumu Almanya’da da derinleşti. Raporun 60 sayfası Almanya’ya ayrıldı. Araştırmacı Charlotte Bartels, İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik mucizenin meyvelerinden tüm kesimlerin yararlandığına ancak 70’li yıllarda trendin değiştiğine dikkat çekti. Alt tabakalar, o zaman toplam gelirin üçte birine sahiptiler, şimdi ise bu oran yarısına indi.

Ülkeler zenginleşti hükümetler yoksullaştı

En üstteki yüzde 10 ise değerini, üçte birden 100 yıl önceki aslan payına, yüzde 40’a çıkardı. Bartels, bunun nedenlerini şöyle sıralıyor: Düşük ücretli işler sektörünün yaygınlaştırılması, sendikaların gücünün kalmaması, zenginlere getirilen vergi muafiyetleri ve ihracat patlaması: “Almanya’nın dünya ihracat rekortmeni olmasından zenginler yararlanıyor, alt tabakalar değil.” Sermayeden kazanılan gelir (spekülasyon) gittikçe önem kazanıyor ama nüfusun sadece onda biri hisse senedine sahip durumda.

Piketty ve araştırma grubu, Almanya’da olduğu gibi dünyanın her yerinde servetin eşitsiz dağılımının ana nedeninin sermaye olduğuna dikkat çekiyor. Bunun ardından kamuya ait servetin özelleştirilmesi geliyor. 1980’den beri hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde devlet mallarının büyük bir kısmı özelleştirildi. Özelleştirmeye bağlı olarak en gelişmiş ülkelerde özel servet, borçlar çıkarıldıktan sonra ulusal gelirin yüzde 400’ünden yüzde 700’üne çıktı. “Son 10 yıllarda ülkeler zenginleşti ama hükümetler fakirleşti. Böylelikle hükümetlerin, ekonominin servetin daha adil dağılımını sağlayacak şekilde düzenlenmesi ve artan eşitsizlikle mücadele edilmesi konusunda olanak ve yetkileri kalmadı.“

Raporu kaleme alanlar, sadece geçmişin derinliklerine dalmıyorlar, uzak geleceğe de bakıyorlar. Bu gelecek neler getirecek? Tahmin edilemeyecek büyüklükte daha fazla eşitsizlik! Eğer son 10 yılların trendi devam ederse 2050 yılında dünyanın en zengin yüzde 0,1’inin elindeki servet küresel orta tabakanın tümünün elindeki servetle eşit olacak.

İkinci Dünya Savaşı sonrası gibi yapılabilir

Raporda kapitalizmin sınırları içinde yapılabileceklere de değiniliyor: “Geleceğin nasıl olacağını hangi modelin üstlenileceği belirleyecek. ABD’deki aşırı model mi, Avrupa’daki ılımlı model mi?” Araştırmacılar iki model arasında farklar olduğunu iddia ediyorlar. Örneğin ABD, Çin, Hindistan, Brezilya, Ortadoğu ve Rusya’da en üst tabaka, servetin yüzde 40-60’ını elinde tutarken, Avrupa’da bu oran yüzde 37.

Kötü gidişata karşı, eşitsizliğin uçlaşmasını engellemek için yapılabilecekler; zengin ve yüksek gelirlilerin servet ve miraslarının yüksek vergilendirilmesi, vergi kaçırma ve kara para aklamanın azaltılması için servet sahiplerinin mülk ve paralarının küresel bir merkezde kayda geçirilmesi olarak öneriliyor. Eğitimde şans eşitliği, işçilerin işyerleriyle ilgili kararlara katılma hakkının güçlendirilmesi, yaşanabilir bir asgari ücret ve eğitim, sağlık ve çevre korunmasına kamu yatırımları öngörülüyor.

Verdikleri mesaj politikanın İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi bazı şeyleri düzeltebileceği şeklinde. Hatta, Weimar Cumhuriyeti döneminde de böylesi kısa vadeli bir dönem yaşandı. Birinci Dünya Savaşı sonrası eşitsizlik çok artmıştı. Sendikalar güçlendi, SPD’li başbakan da işsizlik sigortasını uygulamaya soktu, zenginlerden alınan vergi oranı yüzde 60’a çıkarıldı. Charlotte Bartels, Weimar Cumhuriyeti’nin toplumsal politika açısından laboratuvar özelliği taşıyan kısa bir rüya olduğunu belirtiyor: “1920’lerin sonunda dünya ekonomik krizi işsizliğin patlamasına neden oldu, aşırı sağ partiler güçlendi ve demokrasi yok edilerek Naziler iktidara geldiler…“

Çeviren: Semra Çelik