2017: Türkiye-Almanya gerilimi göçmenleri nasıl etkiledi?

2017, Türkiye-Almanya ilişkilerinde gerilimin hayli arttığı bir yıl oldu. 2016’da başlayan, ve giderek artan gerilimde, özellikle Türkiye tarafının tansiyonu artırmak için gayret sarf ettiği görüldü. Data4U adlı kamuoyu araştırma şirketi yaptığı araştırmada, gerilimin olumsuz sonuçlara yol açtığını ortaya koydu.

YÜCEL ÖZDEMİR

Yıllardır zaten var olan yerli-göçmen ayrımına bir de Erdoğan ve partisinin körüklediği gerilim ve nefret söylemi eklenince, Alman halkı ile Türkiye kökenli göçmen emekçiler arasındaki ilişkiler geçmişe göre daha olumsuz yönde ilerledi. Erdoğan’ın politikalarına tepki gösteren, kimi Alman seçmenler milliyetçi-gerici AfD’ye yaklaşırken, bir kısmı da Türkiye kökenli göçmenlerle olan ilişkilerini yeniden sorgulama ihtiyacı duydu. Özellikle, 16 Nisan 2017’de yapılan referandumda Almanya’da oy kullanan Türkiye kökenlilerin yüzde 63’nün “tek adam tek parti” rejimini öngören Anayasa değişikliğine onay vermesi tartışmaları ve ön yargıları daha da körükledi.

Türkiye’den körüklenen bu kutuplaştırıcı siyaset, Türkiye kökenli göçmenler arasında içe kapanma ve kendi içinde de etnik-dini-siyasi ayrışma eğilimini güçlendirirken, yaşadığımız ülkenin sorunlarına ve siyasetine ilgiyi önceki döneme göre geriye çekti.

Data4U adlı kamuoyu araştırma şirketi tarafından 26 Ekim-12 Kasım 2012 tarihleri arasında 2800 Türkiye kökenliye birebir sorular yöneltilerek hazırlanan araştırmanın sonuçları da tablonun hangi aşamada olduğu konusunda ipuçları veriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 44’ü, Almanya’nın Türkiye’ye yönelik insan hakları konusundaki eleştirilerini haklı bulurken, yüzde 52’si her iki ülke arasındaki tartışmaların Alman ve Türkiye kökenliler arasındaki ilişkileri olumsuz etkilediğine inanıyor.

Katılımcılar, ortaya çıkan bu negatif etkinin nedenleri konusunda, hükümetler arasındaki tartışmaların yüzde 59, medyadaki haberlerin de yüzde 53 oranında rolü olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılan Türkiye kökenlilerin yüzde 27’si Erdoğan’ın Almanya’ya yönelik politikasını olumsuz bulurken, yüzde 29’u ise 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki politikasını doğru buluyor.

ALMANLARLA AZ İLİŞKİSİ OLANLAR ERDOĞAN’A DESTEK VERİYOR

Araştırmanın ortaya çıkardığı en önemli noktaların başında, Alman halkıyla yakın bağlantı ve diyaloğu olmayanlar arasında Erdoğan’ın politikalarına destek verenlerin oranının yüksek olması saptaması geliyor.

Data4U Başkanı Joachim Schulte, “Araştırmamızda gördük ki, eğitim ilişkilerde kilit rol oynuyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe Erdoğan’ın politikalarını eleştirenlerin oranı artıyor. Bunu Nisan ayında yapılan referandumun sonuçlarında da gördük. Eğitim düzeyi yüksek olmayan, iyi eğitim almamış olanlarda Erdoğan’a sempati bir hayli yüksek” dedi.

Bunun önemli ayaklarından birisi, Erdoğan’ın Almanya’ya yaptığı çıkışlarla, burada yaşayan Türkiye kökenli göçmenlere sahip çıktığının mesajını vermek olduğunu pek çok Türkiye kökenli değişik vesilelerle ifade ediyor. Özellikle Almanya’da karşı karşıya kaldığı ayrımcılık, dışlanma, ırkçılık gibi olaylar karşısında Erdoğan’ın çıkışlarıyla “sahipsiz olmadıklarını” düşünüyorlar. Ne var ki, Erdoğan’ın bu çıkışları onların yaşamını kolaylaştırmadan ziyade daha da zorlaştırdığını da araştırmanın kendisi ortaya koyuyor.

VATAN NERESİ: TÜRKİYE Mİ ALMANYA MI?

Araştırmada Türkiye kökenlilerin Almanya ve Türkiye hakkındaki görüşleri de soruldu. Bunların başında hangi ülkeyi kendilerine “vatan” olarak tanımladıkları geliyor. Araştırmaya katılanlara yöneltilen ‚Almanya sizin vatanınız mı‘ sorusuna yüzde 46’sı “evet Almanya” derken, yüzde 19’u ‚hayır‘ yanıtı veriyor. “Türkiye sizin için vatan mı” sorusuna ise yüzde 83’ü ‚evet Türkiye vatanım” derken, yüzde 3’ü ise ‚hayır‘ yanıtı veriyor.

Araştırmayı yapan ekip, Türkiye-Almanya arasındaki gerilimin “vatan” konusunda ibreyi Türkiye’den yana arttırdığını tespit etmiş durumda.

SEÇİMLERE KATILIM ORANI DÜŞTÜ

Araştırmaya göre gerilim, Türkiye kökenli göçmenlerin Almanya’daki yaşama ve siyasete ilgisini de azalttı. Genel seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye kökenli seçmenlere “Türkiye düşmanı” diye tanımladığı SPD, CDU ve Yeşiller’e oy vermeme çağrısı, sandık başına gidenlerin oranında bir önceki genel seçimlere göre azalmaya yol açtı. Ankete göre 2013’te Türkiye kökenli seçmenlerin yüzde 70’i sandık başına giderek oyunu kullanırken, bu seçimlerde sandık başına gidenlerin oranının yüzde 53’e düştüğü tahmin edildi. Yüzde 17’lik gerileme Erdoğan’ın destek verdiği partilerin alacağı oyu da işaret ediyor.

Oy kullanan Türkiye kökenli seçmenlerin yüzde 45,3’ü SPD’yi seçmiş. SPD’yi tercih oranı bir önceki seçimlerde yüzde 62,2 olarak saptanmıştı. Araştırmaya göre Erdoğan’ın çağrısının yüzde 22 gibi bir etkide bulunduğu tahmin edilirken, SPD ve Yeşiller’in oy kaybettiği saptanmış. Araştırmaya göre Türkiye kökenlilerin partilere göre oy dağılımı şu şekilde oldu: Yeşiller yüzde 16 (-2), Sol Parti yüzde 12 (+5), CDU/CSU yüzde 11,5 (+3,5). Erdoğan’ın oy verme çağrısı yaptığı Alman Demokratlar Birliği (ADD) seçimlerde sadece Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde 41 bin oy almıştı. ADD’nin Türkiye kökenliler arasında toplam yüzde 15 oy alabileceği tahmin ediliyor.

Araştırmayı yapanlar, seçimlere katılımdaki düşüşü “Politik olarak geriye çekilme” olarak değerlendirdiler. Bütün bunlar gerilim sürecinin Almanya’daki Türkiye kökenli göçenlerin yaşamını olumsuz yönde etkilediğini, olumsuz bir algının oluşmasını sağladığını gösteriyor.

TERSİNE ÇEVİRMEK İÇİN ÇABA GEREKİYOR

Veriler, hükümetler arası tartışma ve gerilimin Alman ve Türkiye kökenli emekçileri geride bıraktığımız yılda olumsuz yönde etkilediğini gösteriyor. Bütün bunlara rağmen Türkiye kökenli göçmenlerin yüzde 82’si Alman iş arkadaşı ve komşusuyla ilişkilerinin iyi olduğunu söylüyor. Yine yüzde 62’si sadece Türkiye kökenliler arasında izole olmadan yaşamını sürdürdüğünü söylüyor. Bu eğilimler birlikte yaşamı güçlendirmek için zeminin güçlü olduğunu da ortaya koyuyor. Dolayısıyla, hükümetler arasındaki çatışmadan emekçilerin en az düzeyde etkilenmesinin yolu, ortak çıkarlar, ihtiyaçlar ve sorunlar etrafında bir araya gelerek hareket etmekten geçiyor. Gerilinin arttığı dönemde bu yönde çaba harcamak çok daha büyük bir önem taşıyor.