Güneş yeniden parlasın diye…

IG Metall sendikası içinde genel merkezin politikalarını eleştiren, daha mücadeleci sendikal anlayış için bir girişim başlatıldı. 2017/18 TİS döneminin başlamasına birkaç hafta kala “IG Metall içinde atak sendikal politikanın görevleri üzerine 7 tez” başlığı altında ve 25 profesyonel sendikacının imzasıyla yayınlanan metin sendika içinde tartışma yarattı. 21 Ekim günü Kassel’de toplanan yaklaşık 100 sendikacı, IG Metall içinde bir ağ kurma kararı aldılar.

Almanya’nın en büyük endüstri sendikası IG Metall içinde genel merkezin politikasına karşı muhalif kesimler şimdiye kadar yerel düzeyde bir araya geliyorlardı. Bunların içinde en bilineni “Stuttgarter Metallertreffen“ (“Stuttgartlı Metalciler Buluşması“) idi. Bu buluşmaya katılanların sayısı son yıllarda giderek azaldı.

Uzun yıllar değişik siyasi gruplardan bağımsız olarak toplanan “Otomobil Koordinasyonu” son yıllarda pratik olarak toplanamaz hale geldi. Durumun böyle olması IG Metall yönetiminin muhalif/mücadeleci gruplara karşı izlediği iki yönlü çizgiyle ilgili; bir tarafta mücadeleci grupları yeniden sendikaya entegre etmek için yerelde özel politikalar izlerken diğer tarafta ise –uzlaşmayı sağlayamadığı yerlerde- örgütten uzaklaştırma, marjinalleştirme politikası izledi.

Buna rağmen uzun yıllar içinde IG Metall üyelerinin de yer aldığı değişik muhalif/mücadeleci sendikal gruplar ülke genelinde –güçleri giderek zayıflasa da- bir araya geliyorlardı.

GREV KONFERANSLARI

Özellikle Gerhard Schröder’in (SPD) başbakanlığı döneminde yürürlüğe giren “Ajanda 2010” politikasına karşı SPD’den ayrılan sendikacılar Temmuz 2004’de WASG’yi (“Wahlalternative Soziale Gerechtigkeit” – “Seçim Alternatifi Sosyal Adalet”) kurmuşlardı. Bu grup sadece SPD’ye karşı bir çıkışı ifade etmiyordu; Aynı zamanda SPD’nin yedeği haline gelen “sağ sosyal demokrat” sendikal çizgiye de bir karşı çıkış anlamına geliyordu.

WASG’nin kurulması ve 2007’de PDS ile birleşmesi aynı zamanda bu sol sosyal demokrat eğilimin giderek, Die Linke/Sol Parti’ye entegre olmasıyla birlikte, soluklaşmasını da beraberinde getirdi. Rosa Luxemburg Vakfı tarafından 2013 yılında düzenlenmeye başlanan “Grev Konferansı” (“Streikkonferenz”) aracılığıyla bu açık kapatılmaya çalışılsa da bu tam başarılamadı. Bu konferanslar bir tarafta Sol Parti’nin sendikalar içinde konumunu güçlendirmeyi hedeflerken diğer tarafta mücadeleci kesimlerle genel merkezler arasında bir nevi “arabuluculuk” görevine de soyunmuştu.

Dolayısıyla bu buluşmaların sendikalar içinde olumlu anlamda pratik etkisi yok denecek kadar az oldu.

ÜLKE GENELİNDE İLK BULUŞMA

Kassel’de gerçekleyen buluşma, IG Metall içinde WASG buluşmaları sonrası ülke genelinde ilk buluşma oldu. IG Metall’de çalışan 26 profesyonel sendikacının imzasıyla yayınlanan ve sendika içinde olduğu gibi kamuoyunda da yaygınlaştırılan “tezler” buna ilk adım olmuştu. Aynı sendikacıların “Güneş yeniden parlasın diye” (“Damit die Sonne wieder Scheint”) başlığı altında yaptıkları toplantı çağrısına 21 Ekim günü Kassel’de yaklaşık 100 sendikacı bir araya geldiler.

Değişik çalışma gruplarında tezleri tartışan ve bundan sonra nasıl devam edeceklerini konuşan sendikacılar, IG Metall içinde bir ağ kurma ve yılda iki kez toplanma kararı aldılar. İlk buluşma 14 Nisan 2018’de olacak.

İLK ADIM OLABİLİR Mİ?

Kassel’da bir araya gelen sendikacıların asıl olarak (sol) sosyal demokrat kesimden olmasına karşın IG Metall’e hakim olan sendikal anlayış üzerine sürdürdükleri tartışmalar, gündeme getirdikleri eleştiriler kendi başına önemli.

Basına yansıyan tartışmalarda sendikacıların, “TİS politikasıyla yasal uygulamaların iyileştirilmesi hedeflenmeli. Ama son yıllarda ne yazık ki bu alanda tersi bir durum yaşanmakta; kiralık işçilik konusunda yasal uygulamanın gerisine düşen bir sözleşme imzalandı” görüşünü savunmaları dürüst, sınıftan yana bir sendikal tutumun nasıl olması gerektiğinin ipuçlarını içeriyor.

Emek ve sermaye arasındaki uzlaşmaz çelişkinin bugünkü sendikaların politikalarında temel prensip haline gelmesi gerektiğinin ifade edilmesi de, “Kassel buluşması doğru yönde atılmış bir ilk adım olabilir mi” sorusunu gündeme getiriyor.

Bu soruya olumlu veya olumsuz yanıt vermek için çok erken olduğu bir yana, buluşmaların Almanya’daki sınıf mücadelesine olumlu katkı sunması için IG Metall içindeki bütün mücadeleci sendikacıların bu sürece aktif katılmaları gerektiği belirtilmeli.

Yayınlanan (sol sosyal demokrat) tezler incelendiğinde birçok yönden eleştirmek mümkün. Ama bunları dışarıdan eleştirmek ve “tü kaka” demekle bir yere varılamayacağı da bilinmeli. Bunun yerine sürece katılıp bir yanda yapıcı eleştirilerle birlik korunmaya çalışılmalı diğer yanda ise yine aynı tutumla siyasi olarak daha ileriye taşınmalı.


IG Metall içinde atak sendikal politikanın görevleri üzerine 7 tez

I-Ön not:

Atak sendikal politika sermaye ile emek arasındaki çıkar çatışmasını esas alır. Çalışma yaşamındaki tüm değişikliklere rağmen işçiler ve işsizler iş güçleri sayesinde yaşamak zorundadırlar ve üretim araçları üzerinde herhangi bir hakka sahip değildirler.

Çıkarları mülkiyet, yetki ve dağılım konularında kendini göstermektedir. Bu çıkarlar, sendikal açıdan öncelikli olarak TİS’lerde ve işletmedeki mücadelelerde ele alınmaktadır. Ancak bu sorunları sadece TİS ve işletmelerdeki çıkar çatışmalarıyla sınırlandırmak atak bir politika açısından yeterli olamaz. Atak bir sendikal politika toplumsal politik bir yetki temsilciliğini üstlenmek ve bunu somut politikada hayata geçirmek zorundadır. Bu, toplum ve vergi politikasında, DGB ve diğer sendikalarla birlikte kapitalist yapılara karşı kamu işletmelerinin korunması ve geliştirilmesi için etkili bir mücadeleyi içermektedir. Buna kadınların eşit haklara sahip olması, barış, toplumsal-ekolojik dönüştürme, demokrasi ve kendi kaderini tayin hakkı da dahildir.

IG Metall, baskı gücünü ve sınırlarını gerçekçi bir şekilde tartmalı ve tanımlamalıdır. Bunu yapmayıp gücünü olduğundan fazla gösterirse, maalesef şimdiki durumda yetersiz şekilde biçimlendirebildiği toplumsal koşullardaki sorumluluğunu üstlenmek zorundadır. IG Metall, gerçekliği üyelerinin çoğunluğunun gördüğünden başka türlü tanımlayarak üyelerinden kopma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Sonunda varılan yer, sendika üyelerinin çıkarlarına ters düşen koşulların savunulması veya mazur gösterilmesiyle karşı karşıya kalınacaktır.

II- Tek tek bakarsak

1-Irkçılığa karşı olmak

Sendikal mücadelenin temeli emek ve sermaye arasındaki çelişki ise sendikaların her türlü bölünmeye, güncel duruma baktığımızda, özellikle ırkçılığa karşı olmaları zorunludur. Sendikal yönetici çekirdeği bu konuda teorik olarak hemfikirdir. Ama pratikte aşırı sağ, hatta kısmen faşist ideoloji işçiler arasında yerleşmiş durumdadır. Son seçimlerde AfD’nin işçiler arasında ortalamanın üstünde oy oranına sahip olması bunu doğrulamaktadır. Yöneticilerin bir kısmı bu problemi yeterince kavramamış durumdadır.

Her ne kadar tüm üyeler açısından geçerli olmasa da ırkçılık, neofaşizm ve bunların temsilcisi olan partiler konusunda yoğun bir tartışma sürdürülmesi zorunludur. Bunun için uygun eğitim, bilgilendirme materyalleri ve en önemlisi kamu önünde bu konuda konuşmaya istek ve yetenek gerekmektedir.

2- Toplumsal ekolojiyi esas alan ekonomik ve yapısal bir politika

Almanya, ihracatı esas alan bir ekonomiye sahip. Burada yüksek değerli ve dünya pazarına uygun ürünler yapılıyor. Böyle devam edebilmesi için sosyal ekolojik dönüşümün ilerletilmesi zorunludur. Bu dönüşüm için yatırım ihtiyacı çok büyüktür. Eğer dönüşüm sürdürülmezse, tekeller iklim değişikliği ve doğal yaşamımızı tehlikeye sokan teknoloji ve üretim tarzlarında ısrara ederlerse araçlar ve uzun vadede işyerleri yok edilecek veya tehlikeye atılacaktır. Gittikçe artan dijitalleşmenin (Endüstri 4.0) yol açtığı üretici güçlerin gelişiminin, işçiler üzerindeki sömürünün arttırılması veya camdan işçi yaratmak için istismar edilmesi yerine bu amaçla kullanılması için çaba harcanmasında sorumluluk taşıyoruz.

İhracat yöneliminin ithalat zayıflaması üzerinden ilerletilmesi kabul edilemez. Buna bağlı olarak Avrupa içinde ve dışında kriz benzeri gelişmelere neden olan ticari dengesizlikler ortaya çıkmaktadır. Atak ekolojik ve süreklilik taşıyan sendikal politika buna karşı etkili olmak zorundadır. Bir yandan alım gücünün TİS, vergi ve toplumsal politikayla arttırılması, diğer yandan düşük ücretli, kısa zamanlı ve sigortasız işlerin yok edilmesi ve ulusal ve uluslararası düzeyde atak bir ekonomik ve yapısal politikayla çaba harcanmalıdır. TTIP, CETA, TİSA gibi toplumsal ve ekolojik standartları düşürmeyi hedefleyen ikili serbest ticaret antlaşmalarını reddediyoruz. Daha demokratik bir dünya ekonomik sistemine katkı sunmak istiyoruz.

Avrupa düzeyinde;

Avrupa yeniden kurulmalıdır yoksa yıkılacaktır. Avrupa ekonomik mimarisi ve Avrupa içinde bunun üzerinde yükselen, sadece yapısal değil, ekonomik ve politik açıdan kötü durumlara yol açan kuralların yeniden düzenlenmesinden yanayız.

Ulusal düzeydeki taleplerimiz şunlar:

  • Raylı ulaşımda, ulaşım alt yapısında, gaz, su ve enerji alanında kamu sektörünün güçlendirilmesi,
  • Otoyolların özelleştirilmesine karşı çıkılması,
  • Dönüşebilir enerjinin her alanda yaygınlaştırılması,
  • Atom santrallerinin durdurulması ve fosil enerjisinden vazgeçilmesi için plan yapılması,
  • Enerjik bir bina tamir programı,
  • Kısa mesafeli uçuşlardan vazgeçilmesi, uzun mesafeli uçuşların kısıtlanması,
  • Sendika ve işçilerin katılımıyla dönüşüm projeleri

3. Vergi ve toplum politikası alanında

Vergi ve toplum politikası servetin dağılımı sorununun önemli bir parçasını oluşturmaktadır. IG Metall’in programı zenginlerin servet vergisi, miras vergisi yoluyla ve işletme ve sermaye kazancı vergilerinin oranının yükseltilmesiyle daha fazla ödemeye mecbur edilmesini içermektedir. Sosyal sigorta sisteminin güçlendirilmesini, verdiği hizmetin iyileştirilmesi, finansmanına sermayenin daha güçlü katılımının sağlanmasıyla, çalışanların emeklilikleriyle ilgili tek tip sigortanın ve hasta ve bakıma muhtaçlar için yurttaş sigortasının yürürlüğe sokulmasını istiyoruz. Çalışmanın her çeşidinin sosyal sigorta kapsamında olmasını zorunlu görüyoruz.

IG Metall’in pratiğine baktığımızda bu programa aykırı tavırların alındığını görüyoruz. Örneğin emeklilikle ilgili olarak yasal emekliliğin güçlendirilmesi yerine onu zayıflatacak diğer sütunlara destek veriliyor.

Atak sendikal program sendika programını öne çıkarıp ayrıntılandırmak (örneğin yasal emeklilik sigortası düzeyi net maaşın yüzde 53’ü olmalıdır) zorundadır. Yasal sosyal kısıtlamaların TİS’ler aracılığıyla telafi edilmeye çalışmasından da vazgeçilmelidir.

4-Barış politikası

IG Metall içinde barış politikasıyla ilgili tartışmalar gerilere itildi. Silah sanayinde çalışanlar için barışla ilgili düşünceler önemsizmiş gibi görülür hale geldi. Silah sanayinin dönüşümünden söz edilmiyor bile.

Dünyada barışçıl bir gelişim çok önemli bir hedef ve emekçilerin çıkarına olduğu için sendikalar aşağıdaki konularda çaba harcamak zorundalar.

Silah ihracına karşı,

  • Silahlanma bütçesinin arttırılmasına karşı,
  • Jeopolitik çıkarların militarist yöntemlerle çözülmesini hedefleyen tüm stratejilere karşı,
  • Silah sanayisinde işçilerin çıkarlarını gözeten, insani bir gelişimi mümkün kılan programlar için

5- TİS ve işletme politikası

IG Metall’in TİS politikası, son yıllarda metal ve elektronik branşlarında ortalama verimlilik artışının üzerinde ücret artışı elde edilmesini sağladı. Ancak enflasyon oranı hedefi, gerçek enflasyon ve üretim gelişimi yerine verimlilik trendi temelinde yapıldığından zamla kazanılanlar geri alındı. Servetin adil dağılımının TİS’lerle sağlanması geri planda kaldı. Hartz yasaları, mükemmelleştirme ve işin taşınması baskısıyla, firmaların parçalanması ve kiralık işçilik işletmelerin esas işçilerinin aleyhine yaygınlaştırıldı. Bu durum TİS ve işyeri politikasını zayıflatarak IG Metal’in hareket ve dayatma gücünün azalmasına yol açtı.

TİS politikasının görevi TİS çatışmalarını servetin toplumsal adil dağılımı konseptine uygun olarak sürdürmek olmalıdır. Bu, çalışma sürelerinin, gelirin ve yetkilerin adil dağılımını kapsamalıdır. TİS politikası, var olan yasa ve yönetmeliklerin iyileştirilmesini esas almalıdır. Yasalarda var olan çalışma süreleri, işyeri emekliliğini güçlendirme gibi hakları TİS sözleşmeleriyle kötüleştirmek kabul edilemez. Hedef, adil dağılımın diğer toplumsal hareketlerle, gerekirse mücadele ile dayatılması olmalıdır.

TİS ve işletme politikasının görevi işçiler arasındaki bölünmeye karşı etkili çaba harcamak ve taşeronlaştırma, kiralık işçilik, nedensiz kısa sözleşmeli işçilik, 450 Euro’luk işler gibi güvencesiz istihdam formlarını azaltmak olmalıdır.

Atak bir işletme politikası, TİS sonuçlarının gerçekten de işletmelerde hayata geçirilmesine hizmet etmelidir. Bunun için işçilerle birlikte hareket etmek esas alınmalıdır. Bu konuda işçi toplantılarının kullanılması, işletmelerde sendika temsilciliklerinin kurulması gibi sendikal yapıların inşası ve güçlendirilmesinin önemi büyüktür. Sendikal hareketin merkezinde üyelerinin çıkarları ve pozisyonları olmalıdır. Sendika üyeleri, çıkarlarını dayatmak için örgütlerinin desteğiyle ortak talepler ve eylemler organize edip, bu yönde harekete geçerler.

6- Örgüt politikası

Son yıllarda IG Metall içinde üye sayısındaki azalma veya artış odak noktası haline geldi. Üye sayısı az olan bir örgütün politik gücünün de az olacağı gerçeğine bağlı olarak bunda haklılık payı var.

Örgütlenme alanında sürdürülen atak bir sendikal politikanın görevi araç ile amaç arasındaki bağlantıyı doğru kurmaktır. Üye artışı amaç değil işçilerin çıkarlarının etkili bir şekilde dayatılmasına hizmet eden bir araçtır. Özellikle kadınların çıkarları hala yeterli şekilde dikkate alınmıyor. Bu kavrayış IG Metall’in örgüt politikasında sonuç çıkarılması gereken bir noktadır. Projeler ve toplumsal yapılar sadece ekonomik kriterlerle ölçülemez, toplum politikasındaki fonksiyonları da dikkate alınmalıdır. Başarılı üye artışı sendikal işyeri, TİS ve toplum politikasının atak ve çatışmaya hazır şekilde biçimlendirilmesiyle uyumlu bir bağlantı içinde olmak zorundadır.

IG Metall’in sendikal eğitim çalışması yukarıda belirtilen görevler esas alınarak biçimlendirilmelidir. Şimdikinden daha fazla çıkar çatışması çıkış noktası haline getirilmeli ve toplumsal sorunlar odağa konulmalıdır. Sadece işyeri işçi temsilcilerinin eğitimiyle sınırlandırılamaz, pahalıya mal olacağı düşünülse de sendika temsilcisi çalışması/eğitimi öncelik taşımalıdır.

7- Birlik ve lobi politikası

IG Metall’in bakanlıklara ve parlamentoya yönelik lobi çalışması sağlam ve verimlidir. Ancak bu çalışma, IG Metall’in istekleri toplumsal hareketlerle beslenmediği sürece sınırlarına çarpmaktadır. Görev, tüm demokratik partilerle (özellikle sendikal programları esas alanlarla), ve sivil toplum örgütleriyle ilişki kurmak, sağlamlaştırmak ve sürdürmek olmalıdır. Toplumsal hareketlere katılmak, sosyal devletin güçlendirilmesi için çaba harcayan birlikler içinde kamuoyunu etkileyecek şekilde hareket etmek zorunludur. Bu konuda sendikaların birleştiği DGB büyük bir rol oynamalıdır ve bu amaçla hem politik hem de finansal açıdan güçlendirilmelidir. Büyük toplumsal ve politik görevlerin üstesinden farklı örgütsel çıkarları olsa da ancak tüm sendikaların birlikte çabasıyla gelinebilir.

IG Metall, DGB’nin en güçlü sendikalarından biri ve parlamento dışı güç olarak toplumsal direnişin toplanma noktalarından biri haline gelmelidir ve çoğunluğun çıkarları doğrultusunda hareket etmeli, politik duruşunun merkezine karın kaymasına izin vermemelidir.