Takumi’nin ruhu ayaklar altında

Mühendislik harikalarıyla övünen ülkeler arasında Almanya’nın yanı sıra Japonya’da önde gelmekte. Son birkaç yıldır Almanya’nın otomobil tekellerinin bu itibarları bayağı yara aldı. VW (Audi, Porsche), Daimler ve BMW otomobil tekelleri ve otomotiv yan sanayisinin önde gelen tekellerinden Bosch hedef tahtasında. Japonya’nın Nissan, Subaru, Mitsubishi gibi otomobil tekellerinin yanı sıra Tepco çelik devinin de müşterilerini aldattıkları ortaya çıktı.

Dünyanın en büyük otomobil tekeli olma mücadelesinde Japon Toyota ile kıyasıya rekabet içinde olan Alman Volkswagen (VW) tekelinin 11 milyondan fazla dizel aracın salınım gazlarıyla ilgili verileri çarpıttığının ortaya çıkması uluslararası alanda “şok” etkisi yaratmıştı.

VW tekeli şimdiye kadar sadece ABD’de 25 milyar dolar dolayında ceza ödemiş bulunuyor. Dünyanın değişik ülkelerinde “dizel skandalıyla” ilgili davalar devam ediyor. Daimler, BMW ve Bosch tekelleri ABD mahkemeleriyle uzlaşma arayışlarını sürdürüyorlar.

Mühendislik harikalarıyla övünen, “Made in Germany” damgasının kendi başına bir garanti olduğunu ileri süren Alman burjuva medyası hatırlanacağı gibi, “nasıl böyle bir şey olabilir”, “ülke sanayisinin itibarı ayaklar altına alındı” diye feryat etmişti.

TENCERE DİBİN KARA – SENİN Kİ BENDEN KARA!

Yaklaşık dört aydır benzeri bir skandal Japonya’da yaşanıyor. Üç otomobil tekeli ve bir çelik tekeli, kalitesi düşük mamulleri yüksek kaliteli diyerek piyasaya sürdükleri ortaya çıktı.

Almanya’da olduğu gibi Japon medyası da bunun üzerine “feryadı figana” başladı: Ülke itibarının uluslararası alanda beş paralık değeri kalmadığı, özellikle Çin ve Güney Kore gibi bölgesel/küresel rakiplerin zafer çığlıkları attığı (!) ileri sürüldü. Aşırı milliyetçi tutumuyla kötü bir üne sahip olan Japon medyasında, “Şimdi Çinliler, ‘bakın Japonların ürettiği mallar o kadar da kaliteli değilmiş, bizimkiler onların ürettiklerinden kötü değil’ diyebilecekler” türünden haberler yayınlandı.

Skandala karışan tekellerin ve yan şirketlerinin yöneticilerinin uzun süredir bu durumdan haberdar olmaları ama yetkililerle irtibata geçmemeleri de ülke genelinde sorumsuzluk olarak değerlendiriliyor.

“Takumi’nin (zanaatçılıkta ustalık tanımlaması) ruhunu ayakları altına alıp çiğnediler” diye tepkisini dile getiren Japonya Ticaret, Ekonomi ve Sanayi Bakanı Hiroshige Seko, skandalın daha ne kadar süreceği, hangi şirketin sırada olduğunu bilmemelerini sorun olarak ifade ediyor.

MÜŞTERİ VE YOLCULARIN GÜVENLİĞİ, ÇEVRE SAĞLIĞI…

Nissan tekeli, Eylül sonunda ürettiği otomobillerin son kalite kontrolünü yapan müfettişlerin gerekli niteliğe sahip olmadıkları halde bu işi yaptıklarını kabul etmiş ve Japonya genelinde 1,2 milyon aracı yeniden kontrol için geriye çağırmıştı. Ayrıca üretime de üç hafta ara veren ve tüm kalite kontrol aşamalarını gözden geçiren Nissan, böyle bir durumun yaşanmayacağı sözü verdi.

Benzer bir durum otomobil şirketi Subaru için de geçerliydi; Uluslararası normlar kapsamında oluşturulan kalite kontrol aşamalarının atlanmasına bu otomobil şirketi de göz yummuş.

Mitsubishi tekelinde ise işler biraz daha çetrefilli; Kendi ürettiği araçlarda kalite kontrol aşamaların diğer iki rakibi gibi pek dikkate almayan Mitsubishi’nin asıl derdi yan şirketi Cable ile ilgili. Neredeyse bütün otomobil şirketlerine değişik tipte conta, balata vb üretmesinin yanı sıra Boeing, Airbus gibi büyük uçak üreticileri için özel bakır bileşimi ve karbon fiberden üretilen contalar, süper hızlı tren ve dev konteynır gemilerinin hidrolik aksesuarları için üretilen özel contalar da büyük belalar açacak nitelikte.

Ayrıca Cable’nin müşterileri arasında başta Japonya olmak üzere çok sayıda ülkenin enerji tekeli de bulunuyor – bu enerji tekellerinin ortak özellikleri ise nükleer santraller üzerinden enerji üretmeleri. Bunun ne anlama geldiğini düşünmek bile ürkütücü.

Cable, ürettiği metal ve sentetik contaların vb parçaların kimyasal-metalürjik bileşimi hakkında yanlış bilgi vermesi can, çevre ve mal güvenliği açısından kasti işlenmiş suç kategorisine girmekte.

NERDE KALMIŞTIK…

Cable şirketi toplam 200 civarında şirkete parça üretirken bu skandalın başlamasında başrolü üstlenen Kobe Steel (Çelik) dünya genelinde 500 firmaya üretim yapıyor. Ve Kobe’de ürettiği çelik, alüminyum ve bakır malların metalürjik bileşiminin müşterilerinin talep ettiği gibi olmadığını kabul etti.

Kobe’nin müşterileri arasında da Boeing gibi uçak şirketlerinin de olması ABD’li yetkililerin harekete geçmesine neden oldu. Kobe’den ABD’deki tüm müşterilerinin tam listesini, ne ve ne zaman satın aldıklarının listesini talep etti. Ayrıca satılan malların ne gibi eksikleri olduğu da ABD’li yetkililere bildirilecek.

Aynısı dünyanın en büyük karbon fiber üreticisi olan kimya devi Toray içinde geçerli; Kasım ayının dördüncü haftasında düzenlemek zorunda kaldıkları basın toplantısında şirket şefleri, yıllardır sistematik olarak müşterilerin taleplerine uygun olmayan bileşimlerde üretim gerçekleştirdiklerini açıkladılar.

Dosyaların ABD’ye gitmesinin ne anlama gelebileceği için otomotiv sanayisinin önemli tedarikçilerinden olan Japon Takata şirketine bakmak yeterli.

Otomobillerde can güvenliği için kullanılan hava yastığı (Airbag) üretiminde dünya piyasasının %20’ini elinde tutan Takata, 2014 yılında sadece ABD’de 34 milyon aracın 70 milyondan fazla hava yastıklarını değiştirmeye mahkeme kararıyla zorlanmıştı. ABD’li yetkililer, 16’sı ölümle sonuçlanan çok sayıda kazadaki yaralanmaların hava yastıklarındaki teknik bir sorunla bağlantılı olduğunu tespit etmişlerdi.

Görece küçük bir şirket olan Takata, en sonunda otomobil devlerinin de zorlamasıyla şirketin ABD ve Japonya’daki işletmeleri denetimli iflasa zorlanmış ve 1,4 milyar dolar karşılığı Çin-ABD ortaklığı olan KKS’e (Key Safety Systems) devredilmişti.

Son yıllara bakıldığında sanayinin değişik alanlarında onlarca “skandalın” ortaya çıktığı görülüyor. Ama “skandal” tanımlamasının kullanılması şu gerçeğin üzerini örtmemeli; Daha fazla kâr için sermayenin yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Gerektiğinde insanların ölümü, sakat kalması, doğanın tahrip edilmesi vb onlar için önem arz etmez. Suçüstü yakalandıklarında özür dilemeleri göz boyamak içindir. Özür diledikleri an bile “nerde kalmıştık” diye düşünüp nasıl devam edeceklerinin plan ve projelerini yapmaktan geri durmazlar!


Karl Marx, Das Kapital’de sendikacı J. Dunning’den yaptığı bir alıntıyla sermayenin genel karakterini ortaya koyuyor: “Sermaye, kâr olmadığı zaman ya da az kâr edildiği zaman hiç hoşnut olmaz, tıpkı eskiden doğanın boşluktan hoşlanmadığının söylenmesi gibi. Yeterli kâr olunca sermayeye bir cesaret gelir. Güvenli bir yüzde 10 kâr ile her yerde çalışmaya razıdır; kesin yüzde 20, iştahını kabartır: yüzde 50, küstahlaştırır; yüzde 100, bütün insanal yasaları ayaklar altına aldırır; yüzde 300 kâr ile, sahibini astırma olasılığı bile olsa, işlemeyeceği cinayet, atılmayacağı tehlike yoktur. Eğer kargaşa ile kavga kâr getirecek olsa, bunları rahatça dürtükler.”

K. Marx, Kapital, Birinci Cilt, sf. 779, 67 nolu dipnot, Sol Yayınları