Dünyayı yönetmek

German Foreign Policy

ABD ile Çin arasında artan rekabete bağlı olarak Almanya’da hükümet danışmanları kararlı bir Alman-Avrupa Birliği iktidar politikası sürdürülmesinin zorunluluğuna dikkat çekiyorlar. Bilim ve Politika Vakfının (SWP) son araştırmasında “Almanya elindeki tüm olanaklarla AB’nin bağımsız bir dünya gücü haline gelmesi için çaba harcamalı” deniyor: “Ancak bu şekilde uluslararası düzeni etkileme şansına sahip olabiliriz. Bu, zenginliğinin büyük bir bölümünü ihracattan elde ettiğinden Alman ekonomisinin çıkarına bir dünya düzenine muhtaç olunduğu için de zorunludur. SWP’nin vurguladıkları, Federal Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Trump’ın güvenlik stratejisi konuşması sonrası yaptığı açıklamayla örtüşüyor. Vakıf Almanya ve AB’nin dünyanın yeni formlarla yönetilmesi konusunda diğer güçlerden daha şanslı olduğunu iyimserlikle kaydediyor.

YENİ İKİ KUTUPLULUK
SWP, gelecekte dünya politikasının ABD ve Çin tarafından belirleneceğinden yola çıkıyor. Rusya’nın bu konuda bir anlam taşımayacağı öngörülüyor. Araştırma sonucunda Çin ve ABD, dünyaya düzen verecek en büyük iki güç olarak belirleniyor. Karmaşık bir iki kutupluluktan söz ediliyor. Bir yandan yoğun rekabet, diğer yandan bağımlılık ve kırılganlıkların belirlediği bir iki kutupluluk… “Washington ile Pekin arasındaki ilişkiler geleceğin dünya düzenini biçimlendirecek” deniyor.

REKABETTE YENİ DÖNEM
Washington ile Pekin arasındaki ilişkilerin gelecekte nasıl gelişeceği sorusuna ABD yönetimi cevap verdi. Trump’ın güvenlik stratejisinde Rusya ve Çin, dünya üzerindeki etkilerini arttırmak isteyen, bu amaçla ordularını güçlendiren iki revizyonist ülke olarak nitelendi. ABD askeri bütçesinin on yıllardır Rusya ve Çin’in katbekat üstünde olduğundan ise hiç söz edilmedi. Rusya ve Çin, ABD’nin dünya üzerindeki etkisini kırmaya çalışan iki azılı rakipti. Özellikle Çin, haddi bildirilmesi gereken stratejik bir ülkeydi. Trump’ın sözleriyle: “Dünyaya egemen olma rekabetinde yeni döneme” girmiştik.

DÜNYA İHRACAT DÜZENİ
SWP, ABD ve Çin arasında artan rekabete bağlı olarak Almanya’nın ikisinden birini tutmaması gerektiğine, “Ne ABD ne de Çin Almanya ve AB için uygun çok kutuplu bir dünya düzeninden yanalar” sözleriyle dikkat çekiyor. Almanya’nın çıkarlarına uygun dünya düzeni ise, Alman ekonomisi ve refahını gözeten, özellikle de ihracatının sekteye uğramadan sürmesini garanti eden güçlü, açık ve kurallar üzerinde yükselen bir dünya düzeni olmalı. Almanya’nın dünya ihracatı gayrisafi milli gelirde yüzde 47 oranındayken, bu oran Fransa’da yüzde 30, İngiltere’de yüzde 27. Büyük sanayi ülkeleri arasında sadece Güney Kore bu ölçüde ihracata bağlı bir ekonomiye sahip. Dünya düzeninde dikkate alınması istenen Alman ihracatı, uluslararası düzeyde sert eleştirilerle karşı karşıya bulunuyor. Bir yandan Almanya’nın aşırı ihracatı nedeniyle güney ülkeleri ekonomik krize girerken diğer yandan Trump’ın başkan olması sonrası ABD, Alman refahını 50 milyar dolarlık ticaret açığıyla finanse etmeyeceğini bildirdi.

BAĞIMSIZ GÜÇ
SWP, Almanya’nın refahını gelecekte sadece güçlenmekte olan Çin’e karşı değil ABD’nin direnişlerine karşı da koruyabilmesi için kararlı ve uzlaşmasız şekilde bağımsız bir güç olarak ortaya çıkmasını öngörüyor. “Almanya, AB’nin kendi çıkarları doğrultusunda bağımsız bir güç olarak dünyayı yönlendirebilmesi için elinden geleni yapmalıdır. Başka türlü uluslararası politika ve ekonomide söz sahibi olması imkansızdır. Bu konuda acilen tüm olanaklarla harekete geçilmelidir. Askeri alanda, dış politikada ve kalkınma yardımları konusunda rekabete uygun biçimlendirmelerin adımı atılmalıdır. Sosyal alana daha fazla para ayrılması adına yukarıda adı geçen alanlara ayrılan bütçenin azaltılmasından vazgeçilmelidir, ayrılan bütçe yüzde 15’ten yüzde 20’ye çıkarılmalıdır. Almanya, ve Avrupa, dünyayı yönetmekte Çin ve ABD’den daha şanslıdır ve başarılı olacaktır.”

PEK DE HOŞ OLMAYACAK
SWP’nin açıklamalarının ana mesajı, Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in ay başında söylediklerinin aynısı. Gabriel, Dışişleri Bakanlığının Körber Vakfındaki konuşmasında ABD’nin dünya politikasındaki egemenliğinin yavaş yavaş tarihe karıştığını, ABD’nin Almanya ve AB açısından dünyayı yönetmekte, bazen de ekonomide rakip ülkeler arasında görüldüğünü belirtmişti. Avrupa, dünya gücü olarak ortaya çıkmalıydı. Bu iktidar kavgası anlamına gelecekti ve gelişmeler de pek hoş olmayacaktı. Bu görüş, SWP tarafından da onaylanıyor. Gelecekteki gelişme tahmin edilebilecek gibi değil. Başbakanlık tarafından finanse edilen SWP’ye göre Berlin ve Brüksel’in dış politikası daha fazla esnekliğe ve daha büyük esneklik rezervlerine ihtiyaç duyuyor. Bu da materyal, finans ve personel açısından dünya gücü olmaya yetecek rezervleri gerektiriyor. Berlin’in Dışişleri Bakanlığının personelinin oldukça büyük bir kısmını bu amaçla görevlendirmesi zorunlu görülüyor.

BAŞARISIZLIK RİSKİ
Gabriel’e inanılacak olunursa bu kadar güç harcanmasıyla başarıya ulaşılma şansı oldukça riskli. Dışişleri Bakanı, her adımın yeni bir riski de beraberinde getirdiğini söyledi. Başarısızlığın ne boyutta olacağından bağımsız, Gabriel, dünya gücü olabilmek için riskin göze alınması gerektiğini vurguluyor.
(Çeviren: Semra Çelik)