AB İran’daki ayaklanmanın yok olmasını istiyor

Thomas OTTO
Deutschlandfunk

İRAN’daki gelişmelerle ilgili olarak Brüksel dört gün ağzını açmadı. Dördüncü gün AB Dış İlişkiler Temsilcisi Federica Mogherini, “Taraflar karşılıklı olarak şiddetten uzak durmalıdırlar. Düşünce özgürlüğü korunmalıdır. AB, durumu gözlemeye devam etmektedir” şeklinde kısa ve içi boş bir açıklama yaptı. Taraf olup da düşüncesizce kendini tehlikeye atma korkusu oldukça büyüktü.

Dini elit tabaka kesesini doldururken kötü ekonomik koşullarla mücadele etmekte olan eylemcilerle dayanışma içinde olunması gerektiği açık. İran politikasından hiçbir şey anlamadığı kesin olan ABD Başkanı Trump ise hiç düşünmeden eylemcilere destek sunulacağını bildirdi. Trump, başkanlığının ilk gününden beri Sünni Arap dünyasını, Şii İran’a karşı harekete geçirmeye özel çaba harcıyor. Washington, Tahran’da tam da politikasına uygun bir düşman bulmuş durumda.

AB’nin yaklaşımı ise oldukça farklı: Dışarıya karşı mesafeli yaklaşım ama kulislerde ara buluculuk için çaba harcama. Bu türden yaklaşım için koşullar hazır durumda. Nükleer Anlaşması Tahran’la görüşüldüğünde şimdiki İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile Mogherini’nin Alman genel sekreteri masaya oturmuşlardı. Bu ilişki ve Ruhani’ye bağlanan İran’ın dünyaya açılması umudu tehlikeye atılmamalı.

Mogherini, AB tarafından yapılacak herhangi bir açıklamanın rejim değişikliği şeklinde yorumlanmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Böylesi bir yanlış yorum İran’ın Dini Lideri Hamaney’in, ayaklanmaların ardında İran’ın düşmanları olduğunu yayarak gücünü arttırmasına neden olabilir. Ancak bazı gözlemciler, yaklaşımının tam tersi etki yapabileceği endişesini taşıyorlar. Onlara göre dini elit tabaka içinde hasta olduğu iddia edilen Hamaney’in yerine kimin getirileceği tartışmaları sürerken göreceli ılımlı bir lider olan Ruhani’nin protestoların ana hedefi olması olasılığı oldukça yüksek.

Brüksel’in umudu, İran’daki ayaklanmanın kendiliğinden yok olup gitmesi. Öncelikli olarak bölgede yeni bir istikrarsız ülke olması istenmiyor. İkinci olarak değişen koşullara bağlı olarak AB’nin yeni bir pozisyon almak zorunda kalabileceği endişe yaratıyor. Üçüncü olarak da ekonomik nedenler var: Yaptırımların sona ermesi sonrası AB, İran’la iyi ticari ilişkiler sürdürüleceği umudunu taşıyor. Özellikle Alman firmaları mollalarla geleneksel iyi ilişkilerini bozmaya hiç de niyetli değil. İran rejiminin protestoları şiddetle ezmeye kalkışmamasını umut etmekten başka elden gelen bir şey yok. Özellikle bu nedenle AB, kulislerde kendine duyulan güven ve etkisini kullanarak ara buluculuk yapmalı ve çatışmayı engellemeli.

(Çeviren: Semra Çelik)
*Orijinal başlık: AB, kulislerde ara buluculuk yapmalı