Fransa: Macron’un vaadiyle icraatları arasındaki uçurum büyüyor

İsabelle REY-LEFEBVRE
Le Monde

GUY, 59 yaşındaydı, 27 Aralık 2017’de Paris’in 8. bölgesinde öldü. Rodolphe, 53 yaşında, La Rochelle şehrinde 30 Aralık’ta öldü. Ernst, “Willy” diye bilinirdi, 60 yaşında, Paris’in 15. bölgesinde öldü. Bernard, 59 yaşında 24 Aralık’ta Marsilya şehrinde öldü…

“Sokakta Ölenler Kolektifi”nin oluşturduğu bu liste, sadece 2017 yılında 407 ölüyü tespit etmiş, 2016’da 500’den daha fazlaydı. Fakat bunlar sadece Kolektife bildirilenler, gerçek sayı derneğe göre 5 veya 6 kat daha fazla. Bu ölüler genelde erkek ve ortalama olarak 48 yaşında, fakat yüzde 10’unu kadınlar oluşturuyor ve bu yıl sokakta ölen evsizler listesinde 3 aylık bir bebek de var, 17 Eylül’de Roubaix şehrinde ölmüş.

Her bir ölü, genelde kadın, çocuk hatta tüm aileden oluşan ve çoğunlukla da göçmen olan yeni bir kitlenin başvuruları altında işi başından aşan acil konut sisteminin ne kadar işlevsiz kaldığını gösteriyor. Paris, Lyon veya Lille gibi büyük metropollerde acil konut için aranan 115’e (Sosyal SAMU Kurumu) her 5 başvurudan 3 veya 4’ü sonuçsuz kalıyor.

Oysa ki 27 Temmuz 2017’de (Cumhurbaşkanı) Emmanuel Macron’un Orleans’daki konuşması devletin bu konuda benzeri olmayan bir çaba içerisine gireceği umudunu doğurmuştu: “Yıl sonuna kadar hiç kimsenin sokaklarda, ormanlarda kalmasını istemiyorum” diye ilan etmişti.

Her halde başarısız olduğunun farkına varan Cumhurbaşkanı, 31 Aralık akşamı yeni yıl temennilerini sunduğu konuşmasında bu vaadi tekrarladı: “Tüm evsizlere barınabilecekleri bir çatı sunabilmemizi istiyorum. Hâlâ, sizin kadar benim de kabul etmediğim durumlar yaşanıyor. Bu konuda tamamen kararlı olduğumdan emin olabilirsiniz”.

Fakat bu sefer bir tarih vermekten kaçındı.
İşi başından aşkın görünen hükümet aralığın ortasından bu yana bu konuda çok açıklama yaptı, Bölgesel Eşitlik Bakanı Jacques Mezard ve Bu Bakanlığın Sekreteri Julien Denormandie, 29 Aralık’ta yaptıkları ortak açıklamada “Hükümet tamamen seferber ve 2016 yılına göre 13 bin ek acil konut yeri açıldı” diye belirtmişlerdi. Oysa ki Paris’in (acil konut kurumu) Samu Social’ın Başkanı Eric Pliez’e göre, sadece Paris ve çevresinde 3 bin yatak eksik.
Hükümet 2018’de acil konut için ayrılan bütçede yüzde 13 artış olduğunu, yani 212 milyon avro artırıldığını öne sürüyor. Dayanışma Federasyonu Genel Müdürü Florent Guéguen’e göre ise “Bu artış yanıltıcıdır, zira hesaplama 2016 yılında gerçekten yapılan harcamaların toplamı üzerinden yapılmıyor. Art arda gelen bütçelerde bu kalem genelde alttan hesaplanır fakat yıl sonuna doğru zorunlu artışlar olur.” (…)
Diğer yandan dayanışma dernekleri ile devlet arasındaki tartışma evsiz olanlar ile göçmen ya da mülteciler üzerinde kamu yetkililerinin yarattığı karışıklıklardan dolayı biraz daha sertleşti. Teorik olarak bu iki kesim arasında bir rekabet yok; 140 bin yatak evsizlere, 80 bin ise mültecilere ayrılmış durumda.
Fakat fiiliyatta acil konut merkezleri ya da bu amaçla tutulan pansiyonların çoğunlukla göçmen, ve az oranda ise mülteci barındırılıyor. Bunların bir kısmı, doğudan (Bulgaristan, Romanya) gelen Avrupalı, diğerleri ise ne siyasi ne de savaştan kaçan kişiler, ekonomik nedenlerden dolayı burada bulunuyorlar.
Paris Sosyal SAMU’nün tuttuğu pansiyonların yüzde 60’ı oturum hakkı olmayan ama okula giden çocukları olan, fakat çalışma hakkı olmayan ailelerden oluşuyor, ki bunlar buralarda yıllar boyunca kalıyor. Karşılama ve Topluma Yeniden Uyum Sağlama Federasyonu (FNARS) Başkanı Louis Gallois işte bu ailelere, topluma uyum sağlamaları ve acil konut yerlerinin boşalması için bir “statünün” verilmesini istiyor, bu “oturum hakkı” anlamına geliyor fakat bu polemik kavram özel olarak kullanılmıyor.
Hükümetin buna cevabı ise ya sessizlik ya da 12 Aralık’ta İçişleri Bakanlığının imzasıyla gönderilen genelgeyle acil konut merkezleri yöneticilerine, buralarda kalanların listesini valiliğe gönderme talimatı oluyor. Böylelikle yardım dernekleriyle yeni bir çatışma başlatıyor.
Diğer yandan Macron’un savunduğu ve acil konut merkezlerinden geçmeden sokaktan kalıcı evlere geçmeyi öngören ve kamuoyuna “ilk konut” olarak tanıtılan politikanın şimdilik hiçbir somut adımı yok.
Hükümet iddialı hedefler beyan ediyor; 5 yıl içinde 40 binden çok sosyal konut, 10 bin aile pansiyonu inşası ve 40 bin özel evin kiraya sunulması gibi. Fakat sosyal konut şirketlerinin yatırım olanaklarını engelleyen bütçesel kararlar bu iddiaların tam tersini gösteriyor. (…)

(Çeviren: Deniz Uztopal)