Erdoğan Avrupa’yı pragmatizmle kandırabilir mi?

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Bir yılı aşkın bir süredir gerilim hattında olan Türkiye-AB ve Türkiye-Almanya ilişkilerinde bir süredir verilen yumuşama mesajları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa’ya, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nın Almanya’ya yaptığı ziyaretlerle somut bir ivme kazandı.
Her iki görüşmede de Türkiye tarafı AB ve üye ülkelerle iyi ilişkiler içerisinde olmak istediğini, adeta kalınan yerden “yeni bir sayfa” açmak istediklerini dile getirdiler. Hem Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem de Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in verdiği mesajlara bakılırsa, Avrupa ülkeleri Türkiye’ye kapıları tamamen kapatma yerine, ilişkileri normal seviyeye çekme niyetinde olduklarını gösteriyor.
Özellikle AB’nin motor ülkesi olarak bilinen Almanya’nın bundan sonra nasıl bir tutum içerisinde olacağı ilişkiler için önemli. Bugüne kadar gerilimin başlıca nedeni olan Türkiye’de tutuklu Alman vatandaşlarının serbest bırakılması konusunda Erdoğan ve hükümetinin yumuşama sinyali verdiği anlaşılıyor. Yaz aylarına 45’e kadar yükselen tutuklu Alman vatandaşlarının sayısı bugün itibariyle 7’ye düşmüş.
Die Welt gazetesinin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel konusunda da önümüzdeki haftalarda yumuşama mesajı verilmesi şaşırtıcı olmayacak gibi görünüyor. Çavuşoğlu, geçen hafta Deniz Yücel hakkında bir iddianamenin halen hazırlanmamış olmasının kendisini de rahatsız ettiğini söylemişti.

DIŞ POLİTİKA AB’YE YAKINLAŞMAYA ZORLUYOR
Türkiye’nin dış politikada içinde girdiği ilişkiler, hızlı bir şekilde AB ile yakınlaşmayı adeta zorunlu kılıyor. New York’ta görülen “ABD, Atilla’ya karşı” davasında Türkiye’ye ağır cezalar geleceği, bu cezalardan öncelikle bankacılık sektörünün etkileneceği görülüyor. Hatta davadan çıkacak sonuca bağı olarak ABD’nin belli alanlarda Türkiye’ye ambargoyu gündeme getirmesi de bekleniyor. Bu durumda, ekonominin güçlü şekilde bağlı olduğu AB ile ilişkiler adeta hayati önem taşıyor. Bu nedenle Türkiye-ABD ilişkilerinde olacaklara karşı bugünden önlem almak için AB ile diyalog kanallarının hızlı şekilde açılması adeta bir zorunluluk olarak görülüyor.
Benzer bir durum Türkiye-Rusya ilişkileri için de geçerli. Savaş sonrası dönemde Suriye’nin yeniden dizaynında tek söz sahibi olan Rusya, özellikle Kürt sorunu ve Rojava konusunda Türkiye’nin tezlerini kabul etmediği gibi, Türkiye’nin kendi tezlerini kabul etmesini istiyor. Erdoğan’ın en son Esad’ı terörist olarak gördüğünü söylemesi, Türkiye’nin de Rusya’nın dizayn planlarını olduğu gibi kabul etmeyeceğini ve Suriye üzerinden her ülke arasındaki ilişkilerin gerilme olasılığı oldukça yüksek görünüyor.
Bu yıl içinde ABD ve Rusya ile ilişkilerde gerilim potansiyeli taşıyan Türkiye, şimdi pragmatik şekilde, daha bir kaç ay önce AB ve Almanya hakkında söylediklerini bir yana bırakarak, yeni bir başlangıç yapmadan söz ediyor.
Erdoğan ve hükümeti için bu hızlı dönüşleri, kısa dönemli pragmatik hamleler elbette yeni değil. Önemli olan, bunca hakarete maruz kalan Almanya ve AB’nin bu pragmatist politika karşısında nasıl bir politika izleyeceğidir.

AB’NİN ÇIKAR PRAGMATİZMİ
Erdoğan’ın dış politika ve kötü ekonomik gidişat nedeniyle direksiyonu yeniden AB’ye doğru kırması, başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupalıları memnun etmişe benziyor. Gabriel, Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmede karşılıklı adımların atılması gerektiğinden söz etti. Her iki bakan önümüzdeki dönem Alman-Türk Ekonomi Komisyonunun yeniden toplanmasını ilgili bakanlıklara önereceklerini ve dışişleri bakanlarının “stratejik diyalog” toplantılarının yeniden başlayacağını söyledi.
Gabriel, Türkiye’nin Alman firmalarını gözetim altına aldığına dair yaptığı listenin ortaya çıkmasından sonra Türkiye ile ilişkilerin baştan düzenleneceği ve yatırımlar için “Hermes” kredi güvencesinin yeniden gözden geçirileceğini söyleyerek açık tutum almıştı. Ancak, aynı Gabriel şimdi ilişkilerin normalleşmesinden söz ediyor.
Türkiye’nin en önemli isteklerinin başında Gümrük Birliğinin güncellenmesi geliyor. Çünkü, ekonomideki sıkışmanın ancak bu yolla açılabileceğinden hareket ediliyor.
Almanya ve Fransa’nın Erdoğan ve bakanlarına kapıyı kapatma yerine sonuna kadar açık tutması asıl olarak Avrupa’nın çıkar pragmatizminden kaynaklanıyor. Yakınlaşmanın maddi olarak Erdoğan’dan çok kendilerine yarayacağının farkındalar. Bu nedenle ekonomik ve politik çıkarlar söz konusu olduğunda Erdoğan’ın Avrupa’nın yüzyıllar öncesinde dayanan diplomatik pragmatizminin eline su dökemeyeceği ortada. Bu nedenle Erdoğan’ın pragmatizminden çok Avrupa’nın pragmatizmi çok daha belirleyici.
Avrupa, Erdoğan’ın zorunlu kaldığı için yakınlaşmak istediğinin farkında. Bu nedenle çıtayı yüksekte tutup alabildiğinin en fazlasını almaya çalışacak.

DEMOKRASİ SADECE AVRUPA VATANDAŞLARI İÇİN Mİ?
Almanya ve Fransa hükümetlerinin Erdoğan’ın otoriter rejimine yönelik yaptığı sert çıkışların ise sadece kendi vatandaşları söz konusu olduğunda geçerli olduğunu gösteriyor. Kendi vatandaşlarının serbest bırakılması durumunda otoriter rejimle iyi ilişkiler içinde yaşamaya devam edeceklerinin mesajını veren her iki ülke yöneticileri, Türkiye’deki muhalif güçlere yönelik yapılan baskılar ise pek fazla önem arz etmiyor. Halbuki, Türkiye’de olması gereken evrensel hukuk ve temel hakların sadece Alman ve Fransız vatandaşları için değil, herkes için geçerli olması gerekiyor.
Bu da Avrupa hükümetlerinin Türkiye rejimine demokrasi konusundaki eleştirilerinde samimiyetsiz olduğunu gösteriyor. Ama Avrupa halkları, Erdoğan rejiminin ne kadar otoriter ve tehlikeli olduğunun farkında. Erdoğan’ın Paris’te Fransız gazetecinin sorusuna karşı yaptığı çıkış da bunu gösteriyor.
Bu nedenle Erdoğan ile iyi ilişki içinde olmanın samimi bir yaklaşım olmadığının bilincinde. Erdoğan rejimine karşı tutum sadece bir seçim taktiği değil, kalıcı bir siyasete dönüşmediği sürece köşeye sıkışan Erdoğan, ülkeler arasındaki çelişkilerden pragmatist politikalar nedeniyle yararlanarak ayakta kalmayı başarıyor.
Bütün bunlara rağmen, Erdoğan ve Hükümetinin Avrupa ile ilişkileri sorunsuz götürmesi mümkün değil. Çünkü farklı konular üzerindeki çıkar çatışmaları, her an yeniden bir gerilime kapı aralıyor.