Almanya’nın sapkın yolu

Dierk HIRSCHEL
Süddeutsche Zeitung

Alman ekonomisinin durumu iyi. İşverenler rekor kâr ediyor, istihdam artıyor, işsizlik azalıyor. Ancak bu durum herkesi refaha götürmüyor. Brüt ücretler, geçen yıl, enflasyonun etkisi sonrası sadece yüzde 0.8 oranında arttı. Gelir eşit olmayan şekilde dağıtıldı. Çalışanların beşte ikisinin banka hesabında, son 20 yıla göre daha az para var.
Alman ücretlerindeki bu düşüklük dünya çapında da mahkum ediliyor. Avrupa Merkez Bankası Şefi Mario Draghi, Uluslararası Para Fonu (IMF) Müdürü Christiane Lagarde ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri Ángel Gurría Almanya’da ücretlerin arttırılması gerektiğini söylüyorlar. Sosyal Demokrat Parti (SPD) Şefi Martin Schulz da işçilere daha fazla para verilmesini istiyor. Aslanlar kükrüyor! Ama kime karşı? Sendikalar finans krizi sonrası yüksek ücret zammı için çaba harcadılar. Ücretler reel olarak yüzde 10 oranında arttı. Sonucun kötü olması isteksizlikten değil. Ekonomik açıdan baktığımızda ücretler daha da yükselebilir. Bankerler ücret artışının her yıl yüzde 3 olmasıyla üretim artışına enflasyon oranına uygun hale getirilebileceğini söylüyorlar. Yine de ücret artışı yetersiz oluyor. İşçiler ürettiklerinin karşılığını neden alamıyor, pastadan daha büyük pay sahibi olamıyorlar?
İş piyasası patates pazarı değil, yani arz ve talep yasaları burada geçerli olmuyor. Daha fazla ücret elde edebilmek, işçilerin TİS’lerde yumruğu masaya vurabilmelerine bağlı. Ama işçiler ve patronlar, masaya eşit göz hizasında oturmuyor ki. İşçiler tek servetleri olan iş güçlerini satarak yaşamlarını sürdürmek zorundalar. Güçlü sendikalar ve etkili bir sosyal devlet, hem bu adaletsizliği hem de iş piyasasındaki personel azlığının yok edilmesini sağlayabilir. Öyleyse hata nerede veya neden düzeltilmiyor?
Son on yıllarda sendikalar üzerindeki baskı giderek arttı, güçsüzleştiler. Artık işçilerin beşte biri bile sendika içinde örgütlü değil. IG Metall, Ver.di ve diğer sendikalar sadece işçilerin beşte üçünü temsilen masaya oturuyorlar. Bu nedenle de pastadan alınan pay giderek küçülüyor. Politikacılar ve ekonomi uzmanları Alman işçilerinin küreselleşme ve dijitalleşmenin kurbanları olduğunu belirterek suçluyu kolayca buluveriyorlar. Çinliler, Hindistanlılar, Bulgarlar, robotlar, bilgisayarlar, Alman işçilerin ücretlerini yutuveriyorlar. İşçiler küreselleşmenin boğazlarını sıkan pençesinde bulunmaktalar. Alman ekonomisi ithalattan çok ihracat yapıyor, düşük ücretlerin egemen olduğu ülkelerle de bu ilişki sürüyor. Alman otomobil, makine, kimya ve ilaç sanayi modern teknik ve üretimin yüksekliği sayesinde en yüksek işçi ücretlerini ödeyebiliyor. Bu nedenle Volkswagen, Siemens ve BASF, gelişmekte olan ülkelerdeki düşük ücretli, ucuz, üretimle rekabet edebiliyor. Almanya’daki düşük ücret sektörü, kötü çalışma koşulları ise küreselleşme nedeniyle başka ülkelerin işçilerinin yol açtığı bir felaket değil tam da Alman sermayesinin bilerek, isteyerek yaptığı bir şey.
Hayır, dijitalleşme de ücretleri frenlemiyor. Henüz dijital devrim işçilerin işsiz kalmasına yol açacak boyutta değil. Tam tersi, istihdam artıyor. Şüphesiz ki dijital iş dünyası ücret dampinginin değişik biçimlerini de beraberinde getiriyor. Örneğin iş gücünü internet aracılığıyla satışa sunanlar, asgari ücret, tatil parası ve hastalık halinde ücret ödenmesine devam hakkından feragat etmiş oluyorlar.

ALMANYA’DA NEDEN OLMUYOR?
Bazı komşularımız ücretleri yiyen yapısal değişim tabusunu yıktılar. Küreselleşme fırtınası Belçika, Avusturya, Danimarka ve İsveç’i de sarmıştı. Orada da Big Data, yapay zeka dalgası iş dünyasında korku yarattı. Ama işçiler köşeye sıkıştırılmadılar. TİS’ler sağlam kaldı. Sendikalar hâlâ işçilerin yüzde 80-100’ünü temsilen masaya oturuyor. Düşük ücretliler ve sigortasız çalışanların sayısı sınırlı kalıyor. Bunun neden böyle olduğunun açıklaması çok kolay: ulusal istihdam ve toplum politikası yeni koşullara uygun şekilde biçimlendiriliyor.
Bu, Almanya için de geçerli. Schröder hükümeti Ajanda 2010’la insan emeğini değersizleştirdi ve sınırsızlaştırdı. Iş piyasasının kuralsızlaştırılması ve sosyal sigorta sisteminin yeniden biçimlendirilmesi, ülkeyi ucuz ve güvensiz işlerle doldurdu. Hartz IV sayesinde yoksul kalacakları, dışarıda daha ucuza çalışmayı bekleyen milyonlarca işsiz olduğu tehdidiyle işçiler üzerine şantaj yapıldı. Savaş sonrasının bu en büyük sosyal hak gasbı TİS’lerin delinmesine ve sendikaların zayıflamasına neden oldu. Görüldüğü gibi içinde bulunduğumuz, işçiler açısından, kötü durumun küreselleşme veya dijitalleşmeyle hiç ama hiç ilgisi yok.
Ekonomik kalkınma, örgütlü emeğin içinde bulunduğu kalp krizini iyileştiremez. İlk bakışta, istihdamın artması ve işsizliğin azalması sanki işçilerin yaptırım gücünü arttırıyormuş gibi görünebilir ama istihdamın artması hiç de işverenlerin şapkalarından tavşan çıkarmasıyla olmadı. Birçok patron tam gün işleri yarım hatta çeyrek (mini iş) işe dönüştürdü. Böylece iş bulma kurumundaki sayı cambazları sanki bir mucize gerçekleştiriyormuş edasıyla ortaya çıktılar. Bir milyon kişi işsizlik istatistiklerinden çıkarıldı. Birkaç haftalık seminere gönderilenler, hasta olanlar çalışıyormuş sayıldı. Tam gün çalışma mucizesi mi? Yalan, bu büyük uydurmacanın ardında sendikaların boyun eğmeleri ve maniple edilmiş istatistikler yatıyor.
Ücretlerin artması için iş dünyasındaki güç dengesinin değişmesi gerekir. İlkin sendikaların iş hayatının her alanında güçlenmesi, örgütlenmesi ve gücünü göstermesi zorunlu.
Hükümet de tabii ki büyük bir sorumluluk taşıyor; kurulmaya çalışılan yeni hükümet iş piyasasını yeniden düzenlemeli. TİS sistemi güçlendirilmeli. TİS’ler yeni bir TİS bağıtlanana kadar geçerliliğini sürdürmeli. Aynı zamanda sektördeki her işletme için geçerli olmalı. Sigortasız işler sigortalı hale getirilmeli, eşit işe eşit ücret ödenmeli ve atipik işler yok edilmeli.
Asgari ücret, geçici olarak TİS’lerde elde edilen ücretten daha yükseltilmeli. Sunulan her işi, ücreti, çalışma koşulları, sigortalı olup olmaması bir kenara bırakılarak kabul etme zorunluluğu kaldırılmalı. İş piyasasının bu yeni düzenlenmesi işçilerin emeklerinin az da olsa karşılığı olan ücret zammını hayata geçirmelerine hizmet edecektir. Partilerin yeni hükümeti kurmak için yaptıkları görüşmeler onların işçilere ne kadar değer verdiğini de gösterecektir.

(Çeviren: Semra Çelik)