Metal emekçileri ayakta

Metal işkolunda haftalardır devam eden TİS görüşmelerinden henüz bir sonuç alınamadı. Görüşmelerin devam ettiği bölgelerde işverenler ücret konusunda %2’lik zamda ısrar ederlerken, haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak 28 saate düşürülmesi talebi karşısında “geçici olarak 40-42 saate kadar çıkarılabilsin”, “hafta sonu ek zamları kaldırılsın”, “süreli sözleşmeler nedensiz uzatılsın” gibi karşı taleplerle saldırıya geçtiler. Metal patronları, kendi sınıflarının en saldırgan gücü olarak elde ettikleri mevziiyi korumaya çalışırken metal emekçileri de kendi sınıflarının en güçlü müfrezesi olarak çalışma süreleri konusunda bir adım daha ileri gitmekte kararlılar. Önümüzdeki haftalarda iki sınıf arasında ciddi bir güç denemesi gündeme gelebilir.

SERDAR DERVENTLİ

Metal işçileri uyarı grevlerinin ikinci haftasında da kitlesel eylemlerini sürdürüyorlar. 31 Aralık gü-nü sona eren “barış dönemi” ardından ilk uyarı grevleri Kuzey Almanya’da başladı. Üç küçük işletmede 370 işçiyle 2 Ocak günü başlayan uyarı grevlerine iki hafta içinde 2 binden fazla fabrikadan 400 binden fazla işçi katıldı. Bu sayının önümüzdeki günlerde 500 bini aşacağına kesin gözüyle bakılıyor.

İŞÇİLERİN MORALİ YÜKSEK

Almanya’nın bütün bölgelerinde yapılan uyarı grevlerini yakından izleyen muhabirlerimizin gazeteye gönderdikleri haber, görüş ve söyleşilerde metal işçilerinin mücadele morallerinin gayet yüksek olduğu görülmekte. Bunu sadece bizim muhabirlerimizin gönderdiği bilgi notlarında değil aynı zamanda değişik gazetelerde çıkan haberlerde, fotoğraflarda da görmek mümkün. Uzun yıllardan sonra birçok fabrikada işçiler ellerine fırça ve boyaları alarak kendi pankart ve dövizlerini hazırladılar.

Airbus, Bosch, Daimler-Mercedes, Mahle, MAN, Still, Ford, Leistritz, WMF gibi fabrikalardan IG Metall’in internet sayfasına gönderilen haberlerde, “1984 yılında 35 saatlik iş haftası için verilen mücadele de olduğu gibi bir hava var. İş arkadaşlarımız sanki ne yapılması gerektiğini çok önceden planlamışlar gibi davranıyorlar, yanlarında ikircikli olanları ikna etmek hiç beklemeden harekete geçiyorlar” deniliyor.

İŞÇİLERİN BİRLİĞİ BU DÖNEMLERDE SAĞLANIYOR

TİS dönemlerinde, özellikle de şimdi olduğu gibi çalışma sürelerinin kısaltılması gündeme geldiğinde işçiler arasında farklı bir rüzgâr esiyor. Sınıf olarak birlik olmanın önemi, ‘biz ve onlar’ dendiğinde bunun gerçekten ne anlama geldiği tam da bugünlerde anlaşılıyor.

Bir süre öncesine kadar yerli ve göçmen işçiler arasında AfD’nin de federal parlamentoya girmesiyle birlikte gündeme gelen bazı gerginlikler, Türkiye’deki politik gündeme bağlı olarak Türk-Kürt, Alevi-Sünni işçiler arasında yaşanan gerginlikler bu günlerde aşılıyor.

“Biz ve onlar” Alman ve göçmen işçiler değil; “biz ve onlar” Türk ve Kürt işçiler değil; “Biz ve onlar” denildiğinde yukarıdakiler ve aşağıdakiler; emek ve sermaye sınıfı kastedildiği bugün alanlara çıkıldığında, çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirecek talepler uğruna üretim durdurulduğunda daha iyi anlaşılıyor.

Başarılı bir toplu sözleşme sonucu elde etmek için verilen mücadele işçilerin gerçek birliğini sağlama mücadelesine dönüşmekte.

SINIF BİLİNCİNİN BERRAKLAŞTIĞI BİR DÖNEM

“Biz ve onlar” tanımlamasının iş-çiler arasındaki etnik, dinsel grupları değil emek ve sermaye sınıfı tarif ettiği, işçinin, işçiden yana tutum alması, safını bilmesi gerektiği de bu günlerde ortaya çıkıyor. Bunlar zaten bilinmeyen şeyler değil; işçi sınıfının hafızasında olanın dışa vurması, pratiğe dönüşmesidir bugün yaşananlar. Bu nedenle de yukarıda verdiğimiz bir örnekte “iş arkadaşlarımız sanki ne yapılması gerektiğini çok önceden planlamış gibi davranıyorlar” denilmesi kimseyi şaşırtmamalı – bu sınıfın hafızasında olanın dışa vurumudur.

Buna bir örnek olarak, TİS dönemi başladıktan sonra internette günlük yazan Bosch Stuttgart-Feuerbach BR Başkanı Frank Sells’in şu sözlerini verebiliriz: “TİS görüşmeleri sermaye ile emek arasında mücadele ve kimin güçlü olup olmadığının ortaya çıktığı günlerdir. Bu ekonomik sistem var olduğu sürece doğal olarak çıkar çatışması da devam edecektir. Ve sonunda en iyi, en doğru argümanlara sahip olan değil güçlü olan kazanacaktır. Bu bilince çıkarılmalıdır. Biz ancak birlikte olduğumuz zaman güçlüyüz. TİS görüşmelerinde de bunu başarabiliyoruz. Bu sürece katkı sunabilmek beni gururlandırıyor. TİS görüşmeleri sırasında çok az da olsa adalet sağlanıyor. Düşünün; sadece işverenlerin söz sahibi olduğu bir dünya da biz emekçilerin durumunun iyi olması imkansızdır.”

EN İYİ SAVUNMA TAKTİĞİ SALDIRIDIR!

Sermaye işçilerin birliğini bölme, kendi taleplerini kabul ettirmek için bütün olanaklarını harekete geçirdi. Sermaye yanlısı basın organları, hukukçular, iktisatçılar, politikacılar… her biri değişik kulvarda ve değişik tarzda sınıfa yönelik adeta “yaylım ateşindeler.”

Metal İşverenleri Birliği Gesamtmetall, “bağımsız hukukçulara” hazırlattığı raporda, IG Metall’in çalışma süreleriyle ilgili ileri sürdüğü talebin “ayrımcılığı körükleyen” bir içeriğe sahip olduğu ileri sürülüyor. Gesamtmetall, “Bütün işçilerin bakacak çocukları ve yaşlı yakınları olmadığı için onlar bu haktan mahrum kalacaklar. Biz bunu a-dil bulmadığımız için kabul etmiyoruz. Buna karşı hukuksal adımlar atmaktan çekinmeyeceğiz” diyor.

Metal patronlarının “adaletten” dem vurmaları sınıf bilinçli işçilere, kapitalist sistemi tartıştırmalarına vesile olmalı; milyonlarca emekçinin sömürülmesi, kiralık işçilik, taşeron firmalar üzerinden çalışma, süreli sözleşme, aynı işi yapmalarına rağmen yüzde 70(!) daha düşük ücretle çalışma, kadın emekçilere kapitalizmin tarihi boyunca reva görülen ücret eşitsizliği veya Doğu Almanya’da 30 yıla yakın bir süredir çalışma sürelerinin uzun, ücretlerin düşük olması mıdır metal patronlarının kastettiği “adil” sistem?!

HEM NALINA HEM MIHINA..?

Değişik medya tekellerinin ha-kim olduğu birçok gazetede şimdiden uyarı mahiyetinde haberler, yorumlar yayınlanmaya başladı. Nordbayern gazetesinde, “Mesele sadece ücret konusu olsa kolay çözülür. IG Metall %6 istiyor, Metal işverenleri %2 teklif ediyor. Biraz matematik bilgisi olan, tarafların %3,5 dolayında anlaşabileceklerini hesaplayabilir. Ama bu kez sorun çalışma sürelerinde. IG Metall esnek çalışmanın işçilerin lehine düzenlenmesini istiyor. İşverenler buna kesinlikle yanaşmıyor. Bu tutumun sürdürülmesi, sektör sınırlarını aşan sorunlara neden olacağı ortada” deniliyor.

Bavyera’da üçüncü tur görüşmelerinden de bir sonuç alınmaması bir başka gazetede (Handelsblatt), “Almanya’nın en önemli işkolunda TİS taraflarının zıtlaşması kaçınılmaz gibi görünüyor. Her iki tarafta son derece kendinden emin ve gücünü güvenen bir edayla görüşmelere gidiyor: Bir tarafta Almanya-nın ihracatta birinci ligde oynamasını sağlayanlar diğer tarafta Al-manya’nın en güçlü sendikası. Her ikisi de taviz verme niyetlisi değil. Şimdi asıl görev perde arkasındakilere, kapalı kapılar ardında, her iki tarafında yüzünü koruyacak bir uzlaşma metni hazırlayanlara düşüyor. Sonuçta kötü bir uzlaşma sadece TİS tarafları için kötü olmayacak aynı zamanda ülke ekonomisi içinde kötü olacaktır” deniliyor.

Görüldüğü gibi sermaye basını “hem nalına hem mıhına vurmuyor”, nalına vuruyor, mıhına vurur gibi yapıyor ve perde arkasındakilere ise “ulusal çıkarlar” için görev biçiyor.

O zaman mücadele yanlısı işçiler ve sendikacılar, işçiler arasında mücadele moralinin yüksek ve sınıf bilincinin geliştiği bir dönemde olduğumuzu de gözeterek işi “perde arkasındakilere” bırakmadan ileri çıkmalılar; Bütün fabrikalarda şimdiden oluşturulan grev komitelerinde yer alan işçilerle ilişkileri ilerletme, bunların düzenli olarak bütün işçilere aynı anda bilgi vermelerini sağlama, TİS komisyonlarının her hangi bir sözleşmeye imza atmadan önce işçilere danışmalarını sağlama gibi önlemler almalılar. Şüphesiz onca yıldır sendikalara hakim olan işbirlikçi tarz bir anda değişmeyecek ama bu yönde güçlü bir adım atılabilir.