Tiyatro toplumsal sorunları öne çıkarmalı

Berliner Schaubühne sanat yönetmeni ve tiyatro rejisörü Thomas Ostermeier ile solun güç kazanması ve aşırı sağın yükselişine karşı sanat dünyasında yapılabilecekler üzerine Neues Deutschland gazetesinde yayınlanan röportajın tiyatro ve toplumsal sorunlar bölümünü ilginize sunuyoruz.

Christian Baron

Avrupa’da aşırı sağın yükselişi ve Sol’un üzerine düşen görevleri yapamaması konusunu sahneye yansıttınız. Didier Eribon’un sol içinde en fazla tartışılan kitabı Reims’e Geri Dönüş eserini sahneye koydunuz. Yazar, kitabında Fransız alt tabakalarının bir çocuğu olmasına rağmen takdir edilen bir üniversite profesörü olmasını anlatıyor. Sol’un aşırı sağın yükselişindeki hatalarını eleştiriyor. Şimdiye kadar sizin rejisörlüğünü yaptığınız oyunlar çoğunlukla klasikler veya çağdaş dramlardı. Edebi değeri olmayan sosyolojik bir kitabın tiyatroda ne işi var?

– Aslında bu bir denemeydi. Lars Eidinger’in Hamlet’i veya Jörg Hartmann’ın Profesör Bernhardi eserlerini sahnelediğinizde seyircilerin ilgisini çekeceğini bilirsiniz. Didier Eribon’da ise bambaşka bir durumla karşı karşıyayız. Nina Hoss, 2016 yılında New York’ta Homeland serisini çekiyordu. Başka bir proje için Schaubühne’de randevu yaptık. Donald Trump’ın başkan seçilmesi sonrası tepkiler üzerine konuştuk. ABD’li entelektüellerin çoğu bu sonucu kendilerine yönelik bir saldırı olarak görmekteydiler. “Biz onlara ne yaptık ki?” diye kara kara düşünüyorlardı. Nina Hoss için bu açıklama çok kolaycıydı, entelektüellere “önce bir kendinize bakın!” cevabını verdi. Görüşmemiz sırasında Reims’e Geri Dönüş’ü okuduğumu ve hoşuma gittiğini söyledim. Nina da okuduktan sonra, bu kez sahneye bir klasiği değil de Eribon’un bölüm bölüm oldukça soyut olan bu kitabını koyma fikri doğdu.

KAPİTALİZMİN İŞLEYİŞİNİ SORGULAMAYA ÇALIŞTIK

Projenize Eribon’u da kazandınız. Gerçekten onunla birlikte Reims’e geri dönerek tiyatro oyununuzun ilk bölümü olan bir film çektiniz. Filmde Ninan Hoss, belgesel filmde yorumları da seslendiren bir sanatçıyı canlandırıyor.

– Evet ve Hans-Jochen Wagner’in canlandırdığı rejisörüyle bir tartışma sürdürüyor. Diyalogları Nina ve ben yazdık. Kapitalizm şimdilerde nasıl işliyor? Neden sağ güçleniyor? Bunu nasıl değiştirebiliriz?

Alman medyasında sadece olumlu eleştiriler olmadı. Örneğin TAZ’da engellenmesi kültür insanlarının elinde olmayan bir durumun orta tabakaya seslenen şekilde ve duysusal olarak canlandırıldığından söz edildi.

– Eleştirilerin çoğu olumluydu. Sizin de söylediğiniz gibi TAZ’daki eleştiri benzeri eleştiriler de yapıldı. Ancak ben zaten tiyatrom sayesinde acıları azaltmak istemiyorum ki. Önce anlamak istiyorum, çalışmamla kendimi de anlamaya çaba harcıyorum. Hastalıklı bir sanatçı edasıyla tasalarımı sergilemek istemiyorum. Bu toplumda benim duruşum ne, toplumu biçimlendiren yapı ve mekanizmalar karşısında tavrım ne onu göstermek istiyorum. Prova yaptığımız odalarda kafa yorduğumuz şeylerin çok sayıda insanı da ilgilendirdiğini biliyorum.

Yine de TAZ’da getirilen eleştiriye benzer bir eleştiriyi Eribon da yapıyor. Filminizin bir bölümünde sanat ve edebiyata duyulan ilginin, kişinin bilinçli veya bilinçsiz olarak, kendini bu olanaklara sahip olmayan insanlardan yalıtarak değerli görmesiyle bağlantılı olduğunu söylüyor. Schaubühne’nin sol liberal, yüksek eğitimli seyircisi Eribon’un ne demek istediğini anlayabilir mi?

– Geçenlerde bir gazeteciyle konuşurken Horwath’ın “İtalyan Gecesi” adlı eserinin provalarını yaptığımı söyledim. Dünyaya açık burjuvazinin doğru yerde durduğunun bir kez daha kanıtlandığı cevabını verdi. Hayır, hiç de öyle değil. Schaubühne’nin seyircileri arasında da yeni sağa sempatiyle bakanlar var. Falk Richters’in Fear oyunu üzerine yapacağımız bir panel AfD’li bir politikacı ve Katolik bir gazeteci tarafından engellenmeye çalışıldı. Tartışmalar sırasında bir seyirci, ‚onları da davet edin, onlarla konuşmak zorundasınız‘ dedi. Amacı, aşırı sağla tartışıp onların yüzünü açığa çıkarmak falan değildi, resmen onlara da bir forum sunulması gerektiğini düşünmekteydi.

AŞIRI SAĞCILARLA KAMUOYU ÖNÜNDE TARTIŞMAM

Tiyatroda aşırı sağcılara da konuşma olanağı sunulmasına neden karşısınız?

– Stratejik amaçları, toplum içindeki sol liberal uzlaşmayı parçalayıp sınırları adım adım sağa kaydırmak. Özellikle de kültür kurumlarında. Oralarda da konuşabilmek ilk kazançları olurdu. Sağcılarla kişisel olarak her zaman konuşabilirim ama kamuoyu önünde asla… Tehlike oldukça büyük. İstedikleri fikir alışverişinde bulunmak değil şimdiye kadar demokratik kamuoyunun elinde olan alanları ele geçirmek. Aşırı sağın şimdi başarısını elde etmesinde yaklaşımların, ifadelerin kısa süre içinde epeyce sağa kayması önemli rol oynadı. 2006 Dünya Futbol Şampiyonası sırasında iyi milliyetçilik, kötü milliyetçilik arasındaki fark tartışmaları normal görünmeye başladı. Toplum, sosyal çelişkilerin derinleşmesi yanında bir kültür savaşı sayesinde de bölünüyor.

Bazı sağ görüşlülerin de Schaubühne’ye geldiği doğru olabilir ama toplum dışına itilenler, seçimlere katılmayanlar ne tiyatroya gidiyor ne de sosyolojik kitapları okuyor. Onlara nasıl erişeceksiniz?

– İşçi sınıfının Schaubühne koltuklarında yer almasından söz etmiyorum. Politika ve toplumda söz sahibi olanlar artık sosyal demokrasinin tarihi görevini, yani ezilenlerin çıkarlarını savunmasını istemiyorlar. Schaubühne’ye gelenler ister AfD’yi seçsinler ister seçmesinler bu sürece katkı sundular, aşırı sağın güçlenmesini kayıtsızca izlediler. Neoliberal politikaları savunmaları yeterliydi.

HAYATIN GİDİŞATI ÜZERİNE KAFA YORMALIYIZ

Reims’e Geri Dönüş de birçok Schaubühne oyunu gibi skandalsız şekilde seyircileri bir mıknatıs gibi kendine çekti. Bundan sonra hep politik tiyatro mu yapacaksınız?

– Eskisi gibi aslında güncel konuları işleyen William Shakespeare, Henrik Ibsen, Ödon von Horváth veya Arthur Schnitzler’in eserlerini sahneleyeceğim. Bu sanatçılar eskilerde kalmış gibi görünseler de sahneye koyduğumuzda ele aldıkları konuların nasıl da can alıcı olduğunu görüyoruz. Tabi ki Eribon’da yaptığım gibi denemelere devam edeceğim. Önümüzdeki dönem Eribon’un öğrencilerinden Édouard Louis’nin “Şiddetin Kalbinde” eserini sahneye koymak arzusundayım. Benim için tiyatro yaşamın gerçekliğinden kaçmamıza yarayan bir yer değil. Tam tersi, toplumsal sorunları öne çıkarmak, en azından empati kurulmasına yardımcı olmak zorundayız. Tiyatronun işlevi hayatın gidişatı üzerine kafa yormak olmalı.

Çeviren: Semra Çelik