Ajanda 2010 toplumsal korkuyu körükledi

SPD’ye yakınlığıyla bilinen Friedrich Ebert Vakfı tarafından hazırlanan ve 2017’nin sonunda yayınlanan bir rapora göre, SPD-Yeşiller tarafından hazırlanan ve uygulanan Ajanda 2010 adlı sosyal kısıtlama paketi toplumda korkuları artırdı ve ırkçıların güç kazanmasına yol açtı. Vakfın bu tespiti yapmasına rağmen SPD’nin izlenen politikalardan dönmeye niyeti yok.

Eski Başbakan Gerhard Schröder14 Mart 2003’te Ajanda 2010’u ilan ettiğinde amacının halkın daha iyi yaşaması, işsizliğin düşürülmesi olduğunu ileri sürüyordu. Hem de partisi içinde ve sokakta güçlü bir tepki olmasına rağmen yıllarca söylediklerini savunmaya devam etti. Aradan 15 yıl gibi bir süre geçerken, Schröder şimdi Rus tekellerinin denetleme kurulu başkanı olarak zenginliğine zenginlik katıyor. Ama, Ajanda 2010 Almanya’da hem partisinin hem de emekçilerin canını yakmaya devam ediyor. İleri sürdüğü gibi işsizlik rakamsal olarak düştü, ancak milyonlarca insan düşük ücretli işler, yarım günlük çalışma ve en önemlisi de Hartz IV gibi politikalarla yoksulluk içinde yaşamaya zorunlu bırakıldı. “Sosyal devletin” önemli dayanakları yok edildi.

Bu politika elbette sadece emekçilerin yoksullaşmasına yol açmadı, aynı zamanda bu yoksullaşmanın siyasi sonuçları oldu. Ajanda 2010’a tepki gösteren SPD üyelerinin partiden ayrılması, sonra da Sol Parti’yi kurma süreçlerine katılmaları bu sürecin önemli sonuçlarından biri oldu. Ancak bir süre sonra Sol Parti de Ajanda 2010’un de etkilediği ve gelecek korkusu içinde yaşayan insanlar için çekim merkezi olma özelliğini zayıflattı.

FES: SOSYAL DEVLETTE KORKU

SPD’nin uzantısı olan Friedrich Ebert Vakfı (FES) tarafından 2017’nin sonunda yayınlanan “Sosyal devlette korku” (Angst im Sozialstaat) başlıklı araştırma raporu, bu partinin hazırladığı ve hayata geçirdiği Ajanda 2010’un sadece Sol Parti’nin ortaya çıkmasına değil, aynı zamanda aşırı sağın yükselişine de hizmet ettiğine dikkat çekiyor. Son genel seçimlerde işçilerin yüzde 21, işsizlerin ise yüzde 22’sinin ırkçı-sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisine oy verdiğine dikkat çeken FES sonucu şu şekilde özetliyor: “Ajanda 2010 kurumsal korku mobilizasyonu/hareketlenmesi ile aynı anlama geliyor. Azınlık düşmanı eğilimler ve aşırı sağ güçlerin güçlenmesine yol açtı.”

Araştırmanın yazarları Sigrid Betzelt ve Ingo Bode, Hartz IV politikalarıyla birlikte sistem risklerinin bireyselleştirildiğine işaret edilirken, bu sistemin çalışanlardan başlayarak orta sınıfa kadar olan kesimi tehdit ettiğine dikkat çekildi. İşyerini kaybetme, hastalanma gibi korkuların insanların yaşam standartlarını etkilediğini, bu nedenle bunun mağduru olan kesimlerde kontrolü kaybetme ve öfke biriktiğine işaret edildi.

Yazarlar bu durumdan çıkış için ise Hartz IV uygulamasından vazgeçilmesini ve “kolektif güvence”ye dönülmesini öneriyorlar. Bu çerçevede öncelikli olarak düşük ücretli işlerde (Prekär) çalışanlara gelirin adil bir şekilde dağıtılması öneriliyor.

SPD’nin bir yan kuruluşu açık olarak hem sağın yükselişi hem de yoksulluğun artmasının arkasında Ajanda 2010 ve Hartz IV olduğunu ifade etmesine rağmen, SPD’nin kendisi bu politikalarla yüzleşip bir dönüş yapma niyetinde değil. Olmadığı sürece de oy kaybına uğramaya devam edecek gibi görünüyor.

SOSYAL SORUNLAR TEMELİNDE IRKÇILIKLA MÜCADELE

Rapor aynı zamanda ülkedeki sosyal sorunlar ve bu sorunların oluşturduğu gelecek korkusuyla ırkçılığın yükselişi arasında doğrudan bir bağlantının kurulması açısından da önemli. Bu korku, 2015’den itibaren sığınmacıların Almanya’ya gelmesi üzerine daha da büyüdü ve bu sorunu kullanan ırkçı parti hızla yükseliş içerisine girdi.

Dolayısıyla, ırkçı ve sağ populist tarafından göçmenler üzerinden kışkırtılan düşmanlığın özünde sosyal sorunlar bulunuyor. Bu nedenle, bu korkunun aşılmasının yolu daha fazla sosyal haklar, gelecek güvencesi talep etmekten geçiyor. Bu yapıldığı takdirde, sığınmacılar ve göçmenler üzerinden körüklenen ırkçı politikalar da hızla zayıflayacak gibi görünüyor. SPD’nin bunu yapmayacağı ortada. Bu durumda bu taleplerin Sol Parti’den ve sendikalardan başlayarak inisiyatifler, örgütler ve kurumlar tarafından dillendirilip, bu temelde bir mücadelenin yürütülmesi gerekiyor. Aksi halde, sosyal sorunlardan kaynaklı gelecek korkusu ve endişesi var olduğu sürece ırkçılar bunu kullanıp güç toplamaya devam edecekler. (YH)