Bu oyuna gelmeyelim – Sendikamıza sahip çıkalım!

AD, Türkiye kökenli işçileri, Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen’in bir toplantıya konuşmacı olarak çağrılmasını gerekçe göstererek IG Metall’den istifa etmeye çağırıyor. “İstifa edin” çağrısının, 4 milyona yakın işçiyi kapsayan TİS görüşmelerinin çıkmaza girmesiyle grevlerin gündeme gelmesiyle eş zamanlı olması tesadüf olmasa gerek! Türkiye’de metal işçilerinin grevini yasaklayan mantıkla Almanya’da metal işçilerini istifa çağıran mantık aynı mantık: İşçi düşmanlığı!

SERDAR DERVENTLİ

Sendikalar, hak alma mücadelesinde işçi ve emekçilerin en önemli örgütleridir. Bugün sahip olduğumuz birçok hak, işçilerin örgütlü gücü sendikalar sayesinde elde edilmiştir. Çalışma sürelerinin düzenli olması, izin hakkı ve izin parası, hastalık parası, vardiya zamları, fabrikalarda temsilcilerimizi seçebilmemiz, vb…
Veya bugün olduğu gibi: IG Metall sendikasının 3,9 milyon metal emekçisi için %6 ücret zammı, haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak 28 saate düşürülmesi için verdiği mücadele.
Sendikalar sadece çalışma hayatımızda değil yaşamımızın diğer alanlarında da çok önemlidirler. İşçi ve emekçilerin sendikalarıyla birlikte elde ettikleri hakların bugün birçoğu yasa haline gelmiştir. Bugün herkes için çok normal olan ve birçok işçinin dahi bilmediği bir gerçekte şudur: Sağlık sigortası, emeklilik sandığı bütün bunlar da sendikal örgütlenmeyle gündeme gelmiştir. İlk olarak “işçi yardımlaşma dernekleri” olarak kurulan işçi örgütlenmeleri sadece sendikaların değil aynı zamanda sağlık ve emeklilik sigortası gibi kazanımlarında ilk adımıydılar. Ve sendikalar öyle basitçe, birkaç kişinin bir araya gelmesiyle de kurulmadılar. Bunun uğruna onlarca yıl mücadele verildi, on binlerce işçi canını verdi bu yolda. Bu nedenle sendikamıza sırt dönmek değil ona sahip çıkmalıyız. Çünkü sendikaya sırt dönmek kendi gerçekliğimize sırt dönmektir, haklarımızın elimizden alınmasına, soframızdan ekmeğimizin çalınmasına göz yummaktır.

AD KİM VE NE İSTİYOR?
Kısa adı AD olan “Allianz Deutscher Demokraten” (Alman Demokratlar İttifakı) 2016 ortasında Remzi Aru isimli bir işveren tarafından kuruldu. Özellikle demokratik kamuoyunda AKP ve R. T. Erdoğan’a karşı, “Türkiye’yi tek adam sistemine, diktatörlüğe götürüyorlar” şeklinde eleştirilerin artmasına “bir yanıt” olarak kurulan AD, “Türkiye kökenlilerin (Almanya’da) seçebilecekleri tek parti” olarak gösterilmeye çalışıldı. Parti, 2017 genel seçimlerinde sadece NRW eyaletinden 41 bin oy almayı başardı.
İlk kurulduğu dönem kısa adı ADD olan bu parti daha sonra AfD’nin mahkemeye başvurarak, “kısaltılmış parti adı, isim benzerliğine neden olabilir” itirazı nedeniyle ismini değiştirmek zorunda kaldı. İşin asıl önemli yanı, ADD ve AfD arasında isim benzerliğinin olması değil. Asıl önemli olan iki partinin politik benzerliğidir.
Her ne kadar her iki parti de “demokrasi” havarisi kesilseler de en küçük eleştiriye dahi tahammül edemiyorlar. Her iki partinin programlarında sözde sosyal talepler yer alıyor görünse de bunlar biraz incelendiğinde, parti temsilcileriyle biraz sohbet edildiğinde neo liberal işçi düşmanı yüzleri ortaya çıkmakta. Her iki parti de devletin özellikle sosyal alanlardan olduğu birçok her yerden elini çekmesini ve bunun yerine piyasanın belirleyici olmasını talep ediyorlar.

BİLGİSİZLİK Mİ YOKSA APTALLIK MI?
AD’nin “IG Metall’den istifa edin” çağrısına neden olay ise şu: IG Metall Salzgitter-Peine Şubesi’nin Göçmenler Komisyonu, 23 Ocak günü, “Almanya’nın Türkiye politikasının yeniden düzenlenmesi” başlıklı bir toplantıya ana konuşmacı olarak Sol Parti Federal Milletvekili Sevim Dağdelen’in çağırdı. Daha toplantı yapılmadan, AD sayfasında “Sendika’da terör propagandası” (Bkz.: ad-demokraten.de/2018/01/sendikada-teroer-propagandasi/) başlığı altında bir yazı yayınlandı. Yazıda “Tahminlerimize göre bu konuşmacının amacı ilk etapta muhafazakâr işçilere ‘Çalışın, katkı paylarınızı ödeyin, ama Türkiye konularda çenenizi tutun’ demektir” deniliyor. (AD sayfasından aldığımız ve “” verdiğimiz alıntılardaki imla hataları, Türkçe dilbilgisi konusunda çok duyarlı olduklarını ileri süren bu zatlara aittir)
Almanya’nın Türkiye ile ilişkilerinin nasıl olması gerektiği üzerine yapılması planlanan toplantıda, daha yapılmadan nelerin konuşulacağını tahmin eden AD yöneticileri, IG Metall’e ödenen aidatların “dolaylı yollardan terör oluşumlarına” gittiğini ima ederek, bunun engellenmesi için istifa edilmesini öneriyor.
IG Metall’e yönelik böyle bir iddiayı ileri sürmeyi, aptallık veya salt bilgisizlikle açıklamak çok hafif kalacaktır. Avrupa’nın en büyük sendikasına böyle bir iftirada bulunmak bir yanda Türkiye’deki anti demokratik koşullara karşı her türlü eleştiriyi bastırmayı hedeflerken diğer yanda ise işçilerin örgütlü gücüne yönelik saldırıyı hedeflemektedir.
Her fırsatta göğüslerini gererek “AKP ve Erdoğan hayranıyız” demekten geri durmayan bu sözde partinin yöneticilerine bakıldığında neden işçi düşmanlığı yaptıkları da anlaşılıyor. Yönetim kademelerindekilerin %95’i işveren veya avukat vb serbest meslek sahiplerinden oluşuyor. Aralarındaki bir avuç işçinin olması da bu gerçeği değiştirmiyor. Bunlar ya yolunu şaşırmış ya da aklını yitirmiş bir avuç insan.

SENDİKA BİZİZ!
Okurlarımız, Yeni Hayat’ın başta IG Metall olmak üzere diğer bütün sendikaların politikalarını en fazla eleştiren bir gazete olduğunu bilirler. Biz olaylara sadece işçinin penceresinden bakarak sendikaları değerlendiriyoruz. Bir sendikanın şu politikacıyı eleştirmesi veya bu politikacıya arka çıkmasını da yine aynı yerden değerlendiriyoruz.
Bunu yaparken de sürekli şunu söylemeyi ihmal etmiyoruz: Sendika biziz!
Bu şu anlama geliyor; sendikanın politikaları işçilerin çıkarına değilse bunları ilk önce işçilerin eleştirmesi gerekiyor. Eleştirmekle yetinmeyip bu politikaların değişmesi için de bu sendikalara üye işçilerin harekete geçmesi gerekiyor. Yani, “sendika böyle yaptı – istifa edeceğim” demek (sonuçta bir üye istifa edince sendikanın o politikası da değişmiyor) çözüm değil. Bize göre çözüm, sendikanın politikasının değişmesi için sendika içinde mücadele etmektir.
Eğer bugün birileri kalkıp, “istifa edin” diye çağrı yapıyorsa ve bu çağrı tam da 4 milyona yakın işçiyi kapsayan TİS görüşmelerinin çıkmaza girdiği bir dönemde yapılıyorsa bu bir tesadüf değildir. Bu, işçilerin birliğini bölmeye yönelik bir saldırıdır – Gerekçesi ne olursa olsun bu oyuna gelmeyelim!