24 saatlik Ford grevinden izlenimler

YÜCEL ÖZDEMİR / Köln

Amerikan tekeli Ford‘un Avrupa‘daki kalbi Almanya‘nın Köln kentinde atıyor. Kentin kuzeyinde, Rehn Nehrini’nin kıyısındaki Niehl semtinde devasa bir arazi üzerine durulan Ford, kendi başına ayrı bir dünya. İki vardiya halinde 17 bin kadar işçinin çalıştığı fabrikanın etrafı gün boyunca hareketli. Gelen mallar, giden arabalar, vardiya değişimleri, makine sesleri… hepsi bir arada.

Fabrika bu denli büyük olunca Köln ve çevresindeki yerleşim yerlerinde herkesin bir şekilde Ford ile bir bağlantısı var. Kimisinin aile ferdi, kimisinin yakını, kimisinin de arkadaşı Ford ve onun yan kollarında çalışıyor.

Böylesine büyük bir fabrikada bantlar durunca sanki Köln’de hayat duruyor. IG Metall sendikasının çağrısıyla Perşembe günü yapılan 24 saatlik greve Ford’ta katılım yüzde 100 olarak gerçekleşti. Sabah saat 04.00’ten fabrikanın tam 33 kapısına “Bugün grev var” pankartları asıldı.

Grev elbette sadece kapıya pankart asmakla olmuyor. Her kapının önüne sendika tarafından organizeli şekilde çadırlar açılmış, tüplü sobalar kurulmuş. Yiyecek, içecek getirilmiş.

Her şey “işçi disipliniyle” planlanmıştı.

İlk önce 24. kapı önüne vardığımızda Alman ve Türkiyeli işçiler başta olmak üzere her ulustan ve renkten işçi grev önlükleriyle kapının önünde bekliyordu. İçeriye kimse girmemiş. Türkiyeli işçiler çoğunlukla kendi aralarında sohbet ediyor. Sabahın dördünden beri kapıda bekleyen işçilerde bir yorgunluk yok. Kimse eve gitme niyetinde de değil.

Genel olarak grevlerin işçi sınıfı için bir “okul” olduğu gerçeğinden hareket edildiğinde, konuştuğumuz hiç bir işçi bu “okul” tecrübesinden geçmemiş. En son grevin 1984 yılında 35 saatlik iş haftası için yapıldığı hesaba katıldığında, 30-35 yıldır Ford’da bant başında çalışan işçilerin hiç birisinin grev tecrübesi olmadığı ortada. Bu nedenle de her konuşan işçideki heyecan kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Ford işçilerine grev tecrübesini sorduğumuzda çoğu, 1973’te işten atmalara karşı ve 1 marklık zam için yapılan grevden söz ediyor. Nasıl hatırlamasınlar ki… Daha Almanya’ya göçün başlangıcı sayılan bu yıl, yaz tatilinde Türkiye’ye giden ancak orada aldıkları raporlarla izinlerini uzatan işçilerin işten atılması üzerine, fabrikadaki işçiler bunu protesto etmek için sendikadan onay almadan greve çıkmışlardı. Alman ve Türkiyeli devrimci hareketlerin de güçlü olduğu o yıllarda Ford’da azımsanmayacak sayıda sınıf bilinçli işçi grubunun oluşmasını da sağlamıştı. O zaman 36 bin olan fabrikadaki işçi sayısının üçte birini Türkiyeliler (12 bin) oluşturuyordu. 6 gün boyunca süren grev karşısında patronlar de dönemin hükümeti adeta çaresiz kalmıştı. Sonunda işçilere karşı polis şiddeti kullanılarak grev kırıldı, ancak bıraktığı iz ve tecrübe bugüne kadar akıp geldi.

Bu nedenle, daha fazla ücret ve 28 saatlik esnekleştirilmiş iş haftası için 24 saatlik greve çıkan işçilerin geçmişi hatırlaması önemli.

Benzer bir durum Almanya’nın diğer fabrikalarındaki işçiler için de geçerli. Bu nedenle bir günlük de olsa işçilerin ilk kez “grev okulu”nun kapısını çalması gelecekteki sınıf mücadelesi için büyük bir önem kazanıyor.

DAYANIŞMA GÜÇ VERİYOR

Ford işçilerinin bir günlük grevi kentte dayanışmayı da görünür hale getirdi. Denilebilir ki gün boyunca diğer sendikalar, Sol Parti, değişik örgütler ve kurumlar Ford’un kapılarına uğrayarak dayanışma dileklerini ilettiler. 24. kapı önünde beklediğimizde başka bir fabrikadan işçiler araba konvoyuyla dayanışma gösterisinde bulundular. Bu elbette işçiler arasında dostluk ve kader birliği fikrini güçlü hale getiriyor. Diğer kapıların önünde de benzer bir dayanışma vardı.

Bu nedenle, sendika ile metal patronları arasında süren pazarlıklardan bağımsız olarak, mücadelenin bir kaç saatlik uyarı grevlerini aşarak tam gün greve dönüşmesi büyük bir önem taşıyor. Bu 24 saatlik grevin de, greve çıkan 500 bin işçinin bilincinde bir iz bırakacağı bugünden görülüyor.